Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Deniz temiz...

A+A-

İstanbul’a ilk geldiğim yıl kafam da yaşadıklarım gibi karmakarışıktı…

Liseyi bitirmeye yakın bilhassa kimya hocamızın büyük gayretleri ile üniversite sınavına hazırlanırken aklımızda sadece İstanbul’da bir okul kazanmak vardı…

Ki savaş başladı…

Ne olduğunu anlamadan esir olduk, hem de kendi evimizde…

Dışarıya çıkışlarımız yasaklanmıştı…

Oysaki savaş olmasaydı zaten pasaportlarımız ellerimizdeydi Lefkoşa havaalanından uçağa binip önce Ankara sonra otobüsle İstanbul’a gidecektim…

Okullar açılmadan gideceğim için çevremi tanıyacak temiz bir yere yerleşecek oradaki hayatıma sorun yaşamadan alışacaktım…

Pat diye Baf’tan kaçtım…

Pat diye İstanbul’a gittim hem de okullar açıldıktan üç ay sonra…

O dönem Kıbrıs’tan gelenlere iyi davranırlardı…

Yol gösteren çoktu…

Bize acıdıklarından mı, yoksa tongaya düşürülmemizden mi bilemem ama Kıbrıslıyım dedik mi kapılar açılırdı…

Bu dediğim savaşın hemen ertesindeki birkaç yıldı…

İşte o dönem yolumu kaybetmekten çok korkardım.

Düşünün ki Baf’ın tamamı İstanbul’da oturduğum bölgenin belki de onda biri kadardı…

Nasıl kaybolmam…

Kaybolmadım.

Bir gün yolum Yenikapı’ya düştü…

Denizciyiz üstelik deniz olmayan yerde de yaşayamam…

Koca Mustafa Paşa semtinde de deniz vardı ama oraya gitmekten sıkılmış olacaktım ki Yenikapı’ya gittim bir gün…

Sahil kalabalıktı.

Sahilde kahveler, çay ocakları, sandal kiralayanlar ve denize açılan sandallarla tam bir karnavaldı…

Yanımdaki arkadaşıma, “Acaba biz de otursak ve birer çay içsek pahalı mı?” diye sordum…

Çay parasını bile düşündürdük…

Oturduk.

Çayları söyledik, adalara doğru deniz üzerinde yüzen sandal ve gemilere bir bütün olarak baktık…

Ne güzel bir yerdi şu İstanbul…

Üstelik deniz hemen içlerinde…

Terleyen atabilirdi kendini denize…

Ve deniz tertemiz diye düşünüyorum ki…

O an İstanbul, Marmara Denizi ve Türkiye ile ilgili tüm düşüncelerimi değiştirecek olaya şahit oldum.

Oturduğumuz kahveden denize uzanan tuvalet borusundan taze imal edilmiş insan pisliği “lok” diye denize düşerek sandallara doğru hızla uzaklaşıyordu…

 Marmara denizine girmeyeceğime o gün söz vermiş Türkiye’nin tüm denizlerinin böyle kirletildiği kanaatine varmıştım…

Ve Kıbrıs’taki denizleri düşündüm…

Baf’ın limanında girmiştim ilk kez denize…

Dayımla birlikte yüzmüştük…

Ne koktum ne kirlendim o gün…

Ve hep öyle olacağını hayal ederken haber Kıbrıs’tan geldi…

Yapılan birçok noktadaki tahlillerde deniz temiz çıkmış ancak bir yerde kirlilik çokmuş…

Bunu öğünerek mi açıkladılar, utanarak mı bilemedim…

Ama Yenikapı’ya gittiğim o günü düşündüm…

O anda…

Tam da kirli denilen Girne’deki o yerde bir turisti düşündüm…

Görmüş mü acaba?

Gördüyse ne düşünmüştür?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.