1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Denktaş: “Tazminatları biz neden ödüyoruz?”
Denktaş: “Tazminatları biz neden ödüyoruz?”

Denktaş: “Tazminatları biz neden ödüyoruz?”

Demokrat Parti Ulusal Güçler (DP-UG) Genel Başkanı Serdar Denktaş “mülkiyette ortaya çıkacak olan tazminatların ödenmesi için ada etrafındaki gaz rezervlerinden elde edilecek paranın kullanılacağı” şeklindeki ifadeleri eleştirdi.

A+A-

 “Bu olanların suçlusu biz miyiz? Benim 1958’lerden başlayarak yakılan, yıkılan, değersizleştirilen malım, kaybettirilen hayatım ne olacak”

Özge KİZİR

“Güney’in bu kadar olumlu yaklaşmasından anladığımız, talep ettikleri birçok şeyi zaten orada alıyorlar”

“Kimse, ‘Türkiye yılda1,5 milyar dolar yollamaya devam edecek de gelirimiz düşse bile memurumuzu ödeyeceğiz’ düşüncesine kapılmasın”

 “Bizde orada nüfus kalabalıkmış, onların 3 dönem veya 3 yıl istemesi bize 1 yıl vermesi gayet doğalmış! Böyle bir mantık olamaz”

“Rum, zavallı zavallı evinde otururdu da, bir gece Türkiyeli general rüya gördü gideyim şu Kıbrıs’ı alayım dedi de savaş mı çıkardı”

“Rum Merkez Bankası uzmanları, iki ekonominin aynı seviyeye gelmesi için 37 yıl gerektiğini söyledi. 
Bizim uzmanlarımız da bunu 28 yıl olarak belirledi”

Demokrat Parti Ulusal Güçler (DP-UG) Genel Başkanı Serdar Denktaş “mülkiyette ortaya çıkacak olan tazminatların ödenmesi için ada etrafındaki gaz rezervlerinden elde edilecek paranın kullanılacağı” şeklindeki ifadeleri eleştirdi. “Şimdi gaz çıkacak, para toplanacak ve tazminat ödenecek. Nasreddin Hoca’nın hikâyesine benzedi. Koyunlar geçecek, tellere yünü takılacak, yünü toplayacağız ve ip yapacağız gibi. Bu artık olacak şey değildir. Bir ay kadar önce Eide’nin ‘uluslararası finans aramaya başladım’ diye bir açıklaması oldu ve bizim gazetelerimiz müjde diye bunu aktardı. Yani zenginleşmeye başlayacağız ve oradan verilecek vergilerle tazminatlar ödenecek! Birincisi bu tazminatları biz neden ödüyoruz?” diyen Denktaş, yaşananların sorumlusunun Türk tarafı olmadığını ifade etti.
“Benim 1958’lerden başlayarak yakılan, yıkılan, değersizleştiren malım, kaybettirilen hayatım, yaşam biçimim ne olacak? Doktor olacakken çoban olarak kalmak zorunda kaldım. Çünkü dağdaydım mücahittim evimi köyümü korurdum. Bütün bunlar hiç mi yaşanmadı? Hiç mi hesabı sorulmayacak?” diye soran Denktaş,  Türkiyeli generalin rüya görerek,  ‘gideyim şu Kıbrıs’ı alayım’ diyerek savaş çıkarmadığını vurguladı.

 DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, çözüm sürecini Haberal Kıbrıslı gazetesine değerlendirdi. İlerleyen zamanda köy köy dolaşarak düşüncelerini halka paylaşma eğiliminde olacağını ifade eden Denktaş, referanduma gidecek bir planın ortaya çıkacağını fakat bu planın sonucunu halkın belirleyeceğini kaydederek, “Yani gelecek vaatler ve olumlu veya olumsuz telkinler dikkate alınmamalıdır” şeklinde konuştu.

“Garantörlüğü tartışmayacağız”

Soru: Müzakere sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: “Güney’in bu kadar olumlu yaklaşmasından anladığımız, talep ettikleri birçok şeyi zaten orada alıyorlar. Çözüm odaklı olma adına bir takım yıllardan beridir korunmuş ilkelerimizi de korumuyorlar diye bir kuşku içerisindeyiz. Örneğin garantiler konusunun tartışılıyor olması veya tartışılır duruma gelmesi bizim açımızdan büyük bir zafiyettir. Basın sözcüsünün yaptığı ‘tabu değildir, tartışılabilir’ açıklaması sonrasında hemen Yunanistan ardından İngiltere ‘biz garantörlükten geri çekilmeye hazırız’ dedi. Masaya sunulan formül Rum tarafınca federal Cumhuriyeti’nin garantörünün Avrupa Birliği (AB) olacağı yönündedir. Türkiye’nin bu konuda açıklaması var, ‘her şeyde anlaşıldıktan sonra biz konuda veririz’ diyedir. O da doğru bir yaklaşım değildir. Tabi bu konuda tartışmayacağımızı ortaya koymak lazım. 

“Köy köy gezip halkı aydınlatacağız”

Çünkü her şeyde anlaşılmışsa sadece Türkiye ‘hayır garantiler devam edecek’ noktasında duramaz. Bu nedenle bu ve benzeri kuşkularımızı içeren bir aydınlanma süreci, önümüzdeki günlerde yaşayacağız. Köy köy dolaşarak halkımıza bizim kuşkularımızı anlatacağız. Bizim hassasiyetlerimizle halkın hassasiyeti birbirineuyuşuyor mu onu göreceğiz. Bununla beraber görüşmeler devam ederken bunu Cumhurbaşkanına ileterek referandumda çözüm istiyorsak ve olumlu bir sonuç istiyorsak bu hususlara dikkat edilmesini talep edeceğiz. İstediğimiz budur. Bir hayır kampanyası şeklinde değil sadece istediğimiz halkın hassasiyetlerinin bir kez daha Cumhurbaşkanının dikkatine getirilmesidir. Aksi takdirde bir anlaşma olur anlaşmaya da bin bir vaatle ve sıkıntı nedeniyle her iki taraf evet diyebilir. Ama bu anlaşmanın sonrasında çözümün ertesi günü nasıl bir düzen içerisine gireriz bunu şimdiden düşünmezsek işimiz zor. İstediğimiz yeni bir çatışma dönemi değildir. Eğer becerebiliyorsak çalışan ve yaşayan bir huzur sürecinin başlamasıdır. Bu ve benzeri birçok konuda biraz sıkıntılarımız açıkçası kuşkularımız var.”

“Mülkiyet, 30 yıl ekonomiyi etkileyebilir”

Soru: Sıkıntılarımız ve kuşkularımız var dediniz. En çok hangi kuşku etrafında dönüp dolaşılıyor?

Cevap: “Ekonomik kısım çok sıkıntılıdır ve bununlar beraber mülkiyet meselesi de vardır. Aşağı yukarı 30 yıllık bir süreç, mülkiyet nedeniyle ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Olumsuz etkilenen ekonomi eyalet gelirlerini düşürecektir. Eyalet gelirleri düşünce bizde kalacak olan kamu görevlilerini ödeme sıkıntısı yaşanacaktır. Kimse Türkiye yılda1,5 milyar dolar yollamaya devam edecek de gelirimiz düşse bile memurumuzu ödeyeceğiz düşüncesine kapılmasın. Öyle bir ortam yok. Dolayısıyla o noktaları özellikle ekonomik unsurları çok yakından takip edeceğiz. Vergi sisteminden tutun ekonominin nasıl canlanacağı, yönlendirileceği ve birincil hukuk olma meselesine kadar. 

“Ekonomiyi çok hafife aldılar”

Birincil hukuk olabilmesi için her AB ülkesi üyenin anlaşmayı parlamentosundan geçirmesi gerekir. Bu durumda bir süreye ihtiyaç duyulur. Biz diyoruz ki o süreyi Kuzey Kıbrıs’ın veya adı ne konulacaksa AB’ye hazırlık süreci olarak geçirilmesi ve müktesebatın bizimle de tartışılması lazım. Delegasyonları nerede isteyeceğiz, ne kadar süreyle isteyeceğiz ve kalıcı delegasyon isteyecek miyiz? Bütün bunları tespit edebilmemiz lazım ve sonra bir takım şeyler yürürlüğe girsin. Fakat gördüğümüz referandumda her iki tarafta evet demesi halinde çok kısa sürede kendimizi AB standartlarının içinde bulacağız. Benim bu tarafta üretilen domatesim eğer AB standartlarında değilse, Lemar’a veya buradaki başka bir markete satış yapamayacağım. Fakat Rum tarafı hazır olduğu için gelip satış yapacaktır. Ekonomiyi çok hafife aldılar diye düşünüyorum. Pratik hayatta yaşananları göz önünde bulundurmadılar. Ekipteki arkadaşlar anladığım kadarıyla reel ekonomik hayat yerine akademik mesai harcamışlar. Fakat günlük hayat bambaşkadır. Kitaplarda yazılı olduğu gibi değildir. Onun için biz o kısmına ve siyasi eşitlik ne kadar sağlam bir şekilde elde edilmiş ona bakacağız. Bunlar hep geleceğimizle ilgili sıkıntılardır.”

Soru: 2’li hükümet modeline KKTC hazır mı? Başkanların değişimli olması KKTC’yi olumsuz yönde etkiler mi?

Cevap: “Orada zaten bir başka sıkıntı vardır.  Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı “Üç dönemde bir Türk Cumhurbaşkanı olabilecek ve bu siyasi eşitliğin göstergesidir” diyor. Biz buna katılmıyoruz. AB’de dönem başkanlıkları vardır. Almanya’da 6 ay dönem başkanıdır bununla beraber Malta’da 6 ay dönem başkanıdır. Siyasi eşitlik budur. Bizde orada nüfus kalabalıkmış onların 3 dönem veya 3 yıl istemesi bize 1 yıl vermesi gayet doğalmış! Böyle bir mantık olamaz. O nedenle Cumhurbaşkanı genel olarak bu işikendi düşünce eksenindeki insanlarla yürütüyor. Halkın bir çoğunluğunun hassasiyetleri oralara yansımıyor. Günün sonunda kendisi de görecektir ki, referandumun onaylanmasında karşısına çıkacaktır. Onun için şimdiden uyarmak istiyoruz. Ben seçimlerde anlattım yüzde 65’le halk beni cumhurbaşkanı olarak seçti, onun için ben kendi düşüncemi uygularım yaklaşımında devam ederse hüsrana uğrayacak. Bir fırsat olabilecek durumu da Kıbrıs Türk halkına kaybettirmiş olur. O nedenle daha dikkatli olunması gerektiğini söylüyoruz. Bunu da bizim söylediklerimiz yetmediği için halk ile paylaşarak ve halkın imzasıyla bir şekilde sesimizi duyuralım diye düşünürüz.”

Soru: Çözüm sürecinde görüşmeler sıklaşmaya başladı. Bu konunun artık yapılan görüşmelerinde etkisiyle sonuçlanacağına inanıyor musunuz? 

Cevap: “Referanduma gidecek bir plan ortaya çıkacak. 
Fakat bu plan her iki taraf açısından referandumda onaylanır mı o başka bir konudur. Yani kimseden gelecek vaatler ve telkinler olumlu veya olumsuz dikkate alınmamalıdır. Halkımız şunu bilmelidir ki, burada yaşayacak olan bizleriz. Bize gelerek telkinde bulanacak olanlar değildir. Herkes hatırlasın, Annan Planı dönemindeki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto ile ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston gibi isimlerin hiçbiri şimdi ortada yoktur. Biz buradayız. Onun için şimdide telkin yapmaya bize başka isimler gelecek. Telkinlerle değil de, planın sonucunda bakacağız nedir ne değildir. Halkımızla doğruları paylaşacağız. Boşa umut veya boşa korku salma niyetinde değiliz. Bunları halkımızla paylaşacağız.”

“Bu olanların suçlusu biz miyiz”?

Soru: Mülkiyette ortaya çıkacak olan tazminatların ödenmesi için ada etrafındaki gaz rezervlerinden elde edilecek paranın kullanılacağı söyleniyor. Siz bu konu hakkında Türkiye’nin izni olması halinde bu anlaşmalar yapılabilir şeklinde bir açıklamanız oldu. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: “Türkiye’nin izni olması halinde bu anlaşmalar yapılabilir dedim. Fakat anlaşmalar yapıldı. Şimdi gaz çıkacak, para toplanacak ve tazminat ödenecek. Nasreddin Hoca’nın hikâyesine benzedi. Koyunlar geçecek, tellere yünü takılacak, yünü toplayacağız ve ip yapacağız gibi. Bu artık olacak şey değildir. 

Bir ay kadar önce Eide’nin ‘uluslararası finans aramaya başladım’ diye bir açıklaması oldu ve bizim gazetelerimiz müjde diye bunu aktardı. Son bir iki gün içerisinde verdiği demeçte de ‘buradaki ekonomiyi kendi içerisinde finansı yaratacak’ dedi. Yani zenginleşmeye başlayacağız ve oradan verilecek vergilerle tazminatlar ödenecek! Birincisi bu tazminatları biz neden ödüyoruz? 

“Hiç mi hesabı sorulmayacak?”

Bu olanların suçlusu muyuz? Benim 1958’lerden başlayarak yakılan, yıkılan, değersizleştiren malım, kaybettirilen hayatım, yaşam biçimim ne olacak? Doktor olacakken çoban olarak kalmak zorunda kaldım. Çünkü dağdaydım, mücahittim evimi köyümü korurdum. Bütün bunlar hiç mi yaşanmadı? Hiç mi hesabı sorulmayacak? Rum, zavallı zavallı evinde otururdu da, bir gece Türkiyeli general rüya gördü gideyim şu Kıbrıs’ı alayım dedi de savaş mı çıkardı? Yok böyle bir şey. Kaldı ki Rum Merkez Bankası uzmanları bir hesap kitap yaptı. İki ekonominin aynı seviyeye gelmesi için 37 yıl gerekiyor. Bizim uzmanlarımız da bunu 28 yıl olarak belirledi. Eğer beklenti buysa ertesi gün zengin olmayacağız. Mülkiyet rejimi nedeniyle o 28 yıl diye hesapladıkları aslında 50 küsur yılı da aşacak çünkü kimse evine veya mülküne herhangi bir yatırım yapmayacak. Bütün bunlar hesaplanmamıştır. Dolayısıyla yine hayali gaz çıkacak, para kazanılacak ve tazminat ödenecek bu iş tamam değil. Bu yaklaşım doğru değildir.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum