1. YAZARLAR

  2. Cem Kar

  3. Denktaş ve Küçük Nasıl Tanıştı?
Cem Kar

Cem Kar

Havadis
Yazarın Tüm Yazıları >

Denktaş ve Küçük Nasıl Tanıştı?

A+A-

Önümüzdeki günlerde ülkemiz için çok önemli anma törenleri yaşayacağız. Kıbrıs Türk toplumunun lideri Dr. Fazıl Küçük’ü ve Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş’ı anacağız.

Bundan iki yıl önce Mine Çeliker ile birlikte Kurucu Cumhurbaşkanımızın hayatını fotoğraflarla anlatan bir sergi ve kitap hazırlamıştık. Takip edenleriniz bilecektir.

50,000’nin üzerinde resim ve yüze yakın kitaptan yoğun bir araştırma süreci sonucunda derlenen bu sergi ve kitap hazırlığı sırasında çok ilginç bilgilere ulaşmıştık. Bugün yazımda bu bilgilerden birkaç tanesini sizinle paylaşmanın uygun olacağı kanısındayım.

Denktaş’ın Dr. Küçük ile ne zaman ve nasıl tanıştığını merak ediyor musunuz?

Denktaş bu olayı anılarında şöyle anlatıyor:

“Halkın Sesi gazetesinin ilk sayısında, çıkış nedenlerini anlatıyordu Dr. Küçük…

Babamdan duyduğum, evkaf, müftülük, okullar vs. gibi davalar için uğraş verileceğine dair bir yazı idi bu. Bunları okuduktan sonra oturup Dr. Küçük’e bir yazı yazdım ki,

Halkın Sesi’nde yayınlanmıştır.

(10 Mayıs 1942’de yayınlanan, ‘Gençliğin Hedefi’ başlığı taşıyan bu yazının sonu şöyle biter;)

“Bu gençlik, büyüklerinin takdirini kazanmak, şerefli mazimizi tekrar canlandırmak, birbirine sıkı duygular ve hislerle bağlanmış bir cemiyet görmek için çarpışmağa hazırlanıyor… Ey Türk Cemaati’nin içi yanan büyükleri, Türk gençliğinin bu içtimai seferberliğine iştirak etmeyi bu aziz topraklara yapacağınız mutlu bir borç biliniz.”

Halkın Sesi’ne sık sık yazı yazmağa başladım. Yazılar bazen kendi adımla, bazen de ‘Akın Yılmaz’ namı altında neşrediliyordu. Bunun üzerine Dr. Küçük bana, ‘gel görüşelim’ diye haber saldı. Ve çıktım Lefkoşa’ya geldim. Doktorla oturup konuştuk. Zannedersem, ben doktorun babacanlığını sevdim, o da benim duyduğum gençlik heyecanımı takdir etti.”

Denktaş Küçük ile bu şekilde tanışmıştı…

Kitabı hazırlarken beni en çok etkileyen unsur Denktaş’ın 63 olayları sonrası 64’e girerken kaleme aldığı bir yazı olmuştu. Denktaş bakın 64’ün ilk gününde hangi duygulardaydı:

“1964’ün gelişini kutlayan dünyanın mutlu insanları, akşamın verdiği yorgunluğun derin uykusundan hala uyanamamışlar!

Tüm insanlığın dileği, 1964’ün kendilerine mutluluk getirmesi…

Peki ya bize?..

Günlerden beri bir ölüm kalım mücadelesi veren, göç yollarında ezilen, hunharca öldürülen, katliama uğrayan Kıbrıs Türklerine, 1964 neler getirecek? Bilemiyoruz…

Bir mücadele içerisindeyiz. Var olmakla yok olmak arasındaki ince çizgideyiz… 21 Aralık’tan bu yana zar zor geçinen insanlara dün buzhaneden dağıtılan yemekler nefes aldırdı…

1964’ün ilk güneşi doğuyor. 1964’ün ilk sabahı.

Tanrıma, Kıbrıs Türkleri için dua ediyorum: “İkinci bir Girit olmayalım. Çocuklarımız esaret içinde büyümesin, ezan sesleri susmasın, özgür, mutlu ve barış içinde yaşayalım.”

Lefkoşa’daki mevzileri dolaşıyorum. Mücahitler, günlerdir siperlerde. Aç, yorgun ve uykusuz. Yiyecek kıtlığı var. “Bir ihtiyacınız var mı?” diyorum. “Sadece silah ve mermi istiyoruz” diyorlar. Lefkoşa sokaklarında derin bir sessizlik hakim. Klinikler yaralılarla dolu. Bu sessizliği şehit analarının, kadınların, çocukların hıçkırıkları, ağlamaları yırtıyor.  Etrafını sarıyorlar, “Ne olacağız?..” diye soruyorlar…

Ne olacağız?..

İyi olacağız… Türkiye arkamızda… Tanrı zalimlere derslerini er geç verecektir…”

Yer darlığı nedeniyle son bir bilgi daha aktararak yazımı sonlandırmak istiyorum. Son bilgi ise yine Denktaş’ın ağzından Denktaş soyadının nereden geldiğiyle ilgili!

“Türkiye’de soyadı kanunu geçince, Cahit ağabeyim babama bir mektup yazarak, “Denktaş” soyadını aldığını, “Denk” ve “Taş” kelimelerinden oluşan bu ismin, “Adil, güçlü, hak veren” anlamına geldiğini ve babasına uyduğunu düşündüğünü yazmıştı. Babam buna çok üzülmüştü, çünkü ağabeyime, “Karkot” soyadını almasını evvelden yazmışmış!...

Ağabeyim bu ismi beğenmediği için mektubu almadığını iddia etmiş ve “zaman tahdidi” olduğu için “Denktaş” adını aldığını savunmuştu. Sonradan ağabeyim bize, “Bana dua ediniz, yoksa soyadınızı Karkot (Baf’taki derenin adı) olacaktı” diye takılırdı. Bana kalsaydı soyadı olarak ilkokulda bana Başöğretmen Sarıca’nın verdiği “Akın” adını alırdım. Fakat fikrimi soran olmamıştı. Böylelikle ben de bazı yazılarımda, “Akın Yılmaz” adını kullanacaktım. “Yılmaz” göbek adımdı.”

Her iki liderimizi de saygı ile anarken bu bilgilerin belleğinizin bir köşesinde olmasını istedim.

Tekrar görüşmek ümidiyle…  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.