Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Derelerimiz…

A+A-

Dört arkadaştık lisede…

Ayrılmazdık…

Biri nereye, diğerleri oraya…

Bazı günler okul çıkışı kasaba dışına yürürdük.

Elimizde fotoğraf makinesi…

Sokakları geride bırakarak, Mavrali’nin aşağısına doğru akardık.

Kasaba arkamızda kalır bahçelere dalardık.

Bahçelerin ilerisinde dere yatağı vardı.

Baf deresi…

Denize akardı…

Aktığı yer plajımızdı.

Hırçındı denizimiz.

Yıllar sonra oraya tabela astılar, “Burada denize girmek tehlikelidir”…

Biz girerdik.

Coğrafya derslerinde okumuştuk, hangi dere, ne kadar uzunlukta.

Derlerden hangi mevsimlerde ne kadar su akar…

Kıbrıs’ın dereleri kışta akar, yazda kururdu.

Bazı yerlerinde ise languacıklar kalırdı.

Öğretmenimiz, “akan su temiz olur” dedi.

Akan su görünce avuç avuç içerdik.

Durgun sulardan çekinirdik, ya sinekliyse diyerek.

İstinco’da vardı akan su, bir de Aynikola’da…

Yaz kış o çeşmelerden buz gibi içerdik.

Ne güzeldi derelerimiz.

Ne güzeldi baraj diye sularımızın boğazı sıkılmazken.

Omorfo’ya geldiğimde ilk olarak baraj görmüştüm.

Yağış olduğu yıllarda taşar, yaz girmeden kaybolup giderdi.

Yer altı suları dolsun diye bent yapmışlar…

Akışının hızını yavaşlatsınlar diyerek…

Mantıklı geldi.

O yıl birileri, “Baraj doldu” dedi…

Koştum.

Etrafından tur attım.

Bendine baktım.

Kapakların üstünden su taşmıştı.

Sene 1972 veya 73 idi…

Dört arkadaş arkada bahçeleri bırakıp dereye geldik.

Baf deresinde kurbağalar vardı.

Dere etrafında kamışlar, kamışların dibinde yabani naneler.

Kokuları inanılmazdı.

Bir de adını bilmediğim kerevize benzeyen yeşillikler vardı.

O bitki örtüsünün gizlediği kim bilir kaç canlı türü vardı…

Ağaçların üstlerine çıkardık.

İnerdik.

Elimizde fotoğraf makinesi her şeyi çekerdik.

Yıllar sonra dört arkadaş dağıldık.

Biri İngiltere, diğeri Hatay, bir diğeri Mağusa’ya…

Baraj diye dağıtılan dereler gibi dağıldık…

Geçenlerde Mağusa’daki arkadaşım aradı…

“Dereye gittim” dedi.

Derenin başlangıç yerini bulmuş.

Kurbağalara bakmış.

Hala oradaydılar.

Ve yeşil örtü kurumamış.

Dereden eskisi gibi akmasa da o günleri düşünerek hem keyif almış, hem hüzünlenmiş.

“Toplanabilirsek beraber gidelim” dedi.

“Gidelim” dedim.

Taşan dereleri ıslah edecekmiş, Kıbrıs’ın kuzeyindekiler…

Bunun için kamışları, otları söküp atacaklarmış.

Bir de eğilimini düzenleyeceklermiş.

Daha rahat aksın denize gitsin diyerek.

Ne demeli…

Bir tarafa akmasın diye derelere bent, bir tarafa aksın diye derelerin yeşiline ıslah…

Kamışı gören gözler, dere yataklarını dolduran betonu göremeyecek kadar bitmiş.

Bu gözlere ne demeli bilemedim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.