1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Dersim'den yola çıkarak...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Dersim'den yola çıkarak...

A+A-

Geçen gün Dersim üzerine yazdığım yazıya, umduğumdan az tepki geldi. 

Konu ilk defa kamuoyuna bu boyutta mal olduğu için, doğrusu sağ kesimin reaksiyon göstermesini beklerdim. 

Tepki soldan geldi!

Mail box’uma düşen iki adet mesajı, köşeye taşısam yeridir. 

İlkinde özetle deniliyor ki:

“O bölge Osmanlı döneminde, yerel özerklikle yönetiliyordu. Garibanlar ekmeğinden olmamaya çalışırken, isyanla suçlandılar diyorsun ama bunu gözen kaçırmışsın! Yüzlerce yıllık özerklikleri elden gidiyor diye direndi bu insanlar.”

Aynen doğrudur…  

Bu bölge, Mısır seferine giden Yavuz Sultan Selim tarafınan, Osmanlı İmparatorluğu’na dahil edilene kadar, Osmanlı, Memlükler ve İran arasında bir sınır bölgesidir. 

Mezhepsel yapısını, İran ve Fatımilik’ten alır… 

Etnik çeşitliliğini de bu sınır bölgesi olmak niteliğinden. 

Dersim’de çoğunluk Zaza’dır… 

Ondan sonra yoğun bir Ermeni nüfus vardır ki önemli bir kısmının Müslümanlaşarak, Alevileştiği ileri sürülür. 

Ve Türkmenler de vardır… 

Ve sonra, Kürtler de vardır… 

Osmanlı, bu yapıyı, yerel özerklik vererek yönetmiştir. 

Yüzyıllarca bu insanlar, kendi yerel hukukları ile yönetildiler. 

Osmanlı toprak mülkiyetinde bile bunlara özel düzenlemeler vardır. 

Örneğin Malikane sistemi, sadece o bölge ve Bosna’da vardır. 

Devletle ilişkileri, sadece vergi verme ve askere gitmekten ibarettir. 

Bu da bugün bildiğimiz anlamda değildir… 

Devlet, vergiyi de askeri de “vatandaştan” istemez! 

Aşiret beyine bir emir gönderir, şu kadar asker, bu kadar vergi ister; bey de aşiretten toplayıp, merkeze gönderirdi.

Bu düzen beş yüz yıl, sürdü… 

Ama üniter yapılı, bir ulus devlet ile bu yapının uyuşması elbette beklenemezdi ve evet, yalnız Dersim değil, bütün Kürt meselesinin altında yatan bir sebep de budur… 

1913 seçimlerinde, Prens Sabahattin’in başını çektiği liberal akım, bu özelliklerin dikkate alınmasını öngören,”Yerinden yönetim”i; İttihat Terakki ise merkeziyetçilik’i savunmuş ve seçimi onlar kazanmıştı. 

On beş yıl sonra, İttihat’ın 2. Kongre başkanı İsmet İnönü ile İzmir İl Sekreteri Celal Bayar, “merkezileştirdi”ler, bölgeyi!

Yetmiş seneyi geçti, emir demiri kesti ama beş yüz yıllık geleneği henüz kesebilmiş değil!

Öteki tepki ise şöyleydi:

“Kürtler kendileri ile yüzleştiler mi de bu kadar mağdurdurlar?”

Bildiğiniz gibi, geçen hafta Mağusa’da CTP’nin düzenlediği bir panelde konuşmacıydım. 

Yanımda oturan, sayın Orhan Miroğlu, konuşmasında şöyle dedi:

“Ben Kürt’üm… O ünlü Diyarbakır Cezaevi’nde yattım, on beş sene de ceza yedim! Haksız bir cezaydı ama,o zaman öyleydi! Şimdi biz Kürtler mağdur muyuz? Biz hiç değilse yerimizdeyiz! Ya Ermeniler, Süryaniler, Nasturiler, Yezidiler nerede? Diyarbakır’da 120 bin Ermeni vardı! Ya şimdi?  Hamidiye Alayları’nda  işimize geldiği için, Ermeniler’i biz kestik! Hiç İttihatçılar kışkırttı diye bahane aramayalım! Kendimizle yüzleşmeden, mağduruyetimizi öne sürmeye hakkımız yok!”

Kürtler de kendileri ile yüzleşmeye çalışıyorlar demek ki! En çok alkışladığım konuşma da o oldu…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.