1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Devlet olmak ve Türkiye KKTC ilişkileri üzerine bir değerlendirme
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Devlet olmak ve Türkiye KKTC ilişkileri üzerine bir değerlendirme

A+A-

Gelin itiraf edelim:  1974’den beridir Devlet iyi değildi.  Fakat insanlar  iyi olmayan bu Devlet’e karşın  her zaman daha iyiydi! 

Olur mu?  Oldu!  Çünkü Kıbrıs Türk halkı için Ankara’nın uyguladığı sosyo ekonomik    politikası buydu.    Yani  “çözümsüzlüğe karşın yaratılan de fakto yapılanmada  halkın refah seviyesini yukarıda tutmak!” “Devletin”  ise  ne olup ne kalacağı ancak nihai çözümle açıklığa çıkacaktı.  Dolayısıyle “devlet”  olduğumuzu söylememize karşın bu devletin  federal sistemden konfederal sisteme,  ayrı devletten otonomiye kadar türlü çeşitli siyaset atraksiyonlarında oynaştırılması  çok da yadırgatıcı değildi…

Nitekim yıllarca Devletin iki yakası bir yere gelmezken,  Kıbrıs Türk halkı TC’nin açıktan pompaladığı paralarla hep  yukarılarda tutulduydu…

Şimdi şüpheyle soralım mı?  Yoksa Ankara  “alın parayı da susun”  mu diyordu! 

Nereye kadar ama?  Annan planına kadar!  Çünkü Ankara olaya  “bitti”  gözüyle baktıydı!  Üstelik bir taşla iki kuş vurduğunu sandıydı:  Türkiye olarak AB’ye girerken,  Kıbrıs’ı da çözüme ulaştıracaktı.                             Eroğan’lı AKP bu başarıyı yakalayamayınca  Kıbrıs politikası da değişti.  Annan  planına kadar her hangi bir pazarlık sonucunda değiştirilme olasılığı yüksek    “iki devletli”  çözüm stratejesi,   Rum’un plana hayır demesi sonucunda  “tek alternatif çözüm olarak kaldı çünkü sonrası müzakerelerde de  çözüm için Rum,  beterin beteri ödünler istedi!   

VE İŞ BAŞA DÜŞTÜ:  Çözümsüzlük devam edecekseydi,  öyleyse  Devlet  güçlendirilmeliydi. Bunun için de  “yeniden yapılanmaya”  ihtiyaç vardı. 

Yani  yıllardır sürekli  “devlet insan içindir”  türküsünü çalan plak kaldırılıyor,  “insanlar devlet içindir”  türküsünü  çalan arka yüzü konuyordu! 

Ve ne diyordu Ankara?  “Şimdi sırada   Devleti kurtarmak vardır.  Bu nedenle fedakârlık yapacaksınız!”

Yaptık da.  Maliye’nin  “devleti kurtarmak hedefinde kamu görevlileri ile emeklilere verdiği on liralık artışı sonunda sineye çektik!”

FAKAT EKLİYORUZ:   Ya kurtaramazsanız?  Çünkü alınan tedbirler insanları yoksullaştırmak üzerine  hedef yapılıyor. Öylesi bir politika işe yarasaydı   açlıktan anası ağlayan   Etiyopya’nın   çoktan  parmakla gösterilen süper devlet olması gerekirdi! 

Kısaca ihracatı olmayan,  üretimi kısır KKTC’nin ticaret çarklarını hâlâ insanların  cebindeki paralar çeviriyor.  Onlar da eksilıp azalmaya  başladıkta,  evet kurtarırsınız ama  o kurtardığınız devlete de  “kadavra”  derler! 

                                                               *****

                               NE OLACAK HALLERİMİZ

Bu lafı daha sık işitmeye başladım.   Her işittiğimde de kesinlikle anlıyorum ki  “insanlar ceplerine   paralar girerlerken refah ve saadeti,  o paralar ceplerden  çıkarlarken  rezillik ve  mezelleti”  söylerler! 

Son zamanlarda girenden daha çoğu çıkıyor ki   “ne olacak hallerimiz”  lafını çok işitir oluyoruz…

Bir kere  “siyasi sorunun müzakerelerle çözüme ulaşması,  gitgide imkânsızlaşıyor.”  Belli oluyor ki  Rum  Devlet olma üstünlüğünü sonuna kadar  Kuzey’deki Türk halkının ve Türkiye’nin aleyhine kullanacak,  çözümü sabote edecektir.  Ta ki ya köşeye sıkışsın yahut Kuzey’deki devleti tanıyan ülkeler çıksın!

Şimdilerde öyle bir umut olmadığına göre geriye  “çözümsüzlüğü” kendi iç dinamiklerimizde  “istikrar”  haline getirmek kalmaktadır…  Bunun için de bize yakın   “dışımızdaki ülkelerle”   dayanışmaya ve anlaşmalara gitmek zorundayız…

Rum’u bir kalem geçin.  Gelişmemize ve istikrar kazanmamıza  yönelik tırnak kadar katkı koymasını ummak bir yana,  es kaza bu umudun kıyısına yaklaşsak,  dünyayı ayağa kaldırıp işleri anında bozar!

AB Rum’la Yunanistan’nın emrinde!  İngiltere her devrede tavşana kaç tazıya tut politikasında! Araplardan ne paşa olur ne maşa,  onları da geçin…  Geriye  yine  Türkiye kalmaktadır…

ANLATMAK İSTEDİĞİMİZ ŞUDUR:  Eğer bu adada  kaderimizi Türkiye’nin yardım ve güvencesine bağlamışsak,  (ki artık aksini iddia edenler de vardır.)  her kademede  birbirimizi iyi anlayacağımız sağlıklı ve akıllı ilişkilere  ihtiyaç vardır. 

Dolayısıyle yeniden tekrarlıyoruz:  Türkiye’ye anlatırsanız anlar…  Fakat peşin hükümlere sarılı dışlama politikalarında ayni Türkiye’ye    “istenmeyen yabancı ülke  ülke”  politikasında yaklaşıp,  “aramızdan çık git” derseniz;    tek kelimeyle  budalılık olur! 

Çünkü:  Küçük gider Kaşif gelir,  UBP gider bir başka parti iktidar olur…  Hatta hepsi gider,  Türkiye’ye  “çek git”  diyen sen gelirsin!  Bir şey değişmez,  Türkiye ile ilişkiler  kendini zorlayan koşullarda tek güvencemiz olarak devam eder.                                                                                                                                      İŞTE BU GERÇEĞE BİR MİM KOYACAĞIZ:   Ve diyeceğiz ki  “öyleyse  Ankara cephesi olarak    Ekonomik tedbirlerin uygulanmasını Kıbrıs Türk halkını hizaya getirip adam etmek yollarında bir tehdit unsuru olarak kullanıp,  “uygulamazsanız mahvolacaksınız” demekten vaz geçin!  Çünkü Kuzey’deki yarı nüfus senin insanlarındır!”

Öte yandan sen de Ankara’ya tepkilerini  koyarken öküzün boynuzundaki sinek kadar bile esamenin okunmadığı gerçeğine karşın,  “askerini de tedbirlerini de  insanlarını da  istemeyiz,  hepsini de   al git”  demekten vaz geç çünkü bu tip çıkışlar   Don Kişot’luk olmaktadır!   

KISACA:  Yeniden yapılanma tepeden indirme bindirme ile olmaz.  Bir karışlık ülkede şimdi  ekonomik devrim mi yapacağız.  Koşullar ortada. 

Asıl ihtiyacımız olan  KKTC-Türkiye ilişkilerinin yeniden yapılandırılarak iyileştirilmesidir bir,  çözümdür iki.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.