1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Din liseleri ve...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Din liseleri ve...

A+A-

Gençler hatırlamazlar ama bizim çocukluğumuzda, birkaç defa Karagöz Oyunu izlemişliğimiz vardır. Oyunun iki baş oyuncusundan Karagöz, kaba saba, nobran bir tiptir. Hacivat ise ince çelebi bir tip… Oyunun başında, Karagöz’ün kabalıkları karşısında, Hacivat’ın bir tiradı vardır:

“Yıktın perdeyi eyledin viraaaan, varıp sahibine haber vereyim hemaaaannn…” Oyun boyunca ikide bir, Karagöz “Hacı cavcav” dediği Hacivat’ın kafasına kafasına vurur…

Yeni Din İşleri Başkanı da perdeyi yıkıp; viran eyledi. Öyle bir lâf etti ki nerden tutsanız, yanlış…

Kendini müftü sanan bu nevzuhur zat, bu adanın yabancısı olduğunu ilan edercesine, “ Tarihe bakarsak, Kıbrıslı Türkler’in geçmişte din unsuru ile ayakta durduklarını görürüz” gibi, bir inci yumurtladı ki okur sıkıntı çekse bile hazretin “anadili” gibi anlayacağından emin olduğum bir deyimle: Hilaf-ı Hakikat’tır…

Bu memleket, Osmanlı dönemi boyunca ve İngiliz döneminin ilk yıllarında, “ulema” sınıfınca yönetildi. Yâni, Müfti ve Kadı… İngiliz döneminin hemen başlarında, bu adanın “Müslümanları”, Osmanlı yönetiminin bir hatası sonucu, vakıfların başına geçirilen bir İngiliz papaz’ın, Evkaf’ı yıkıp paralama gayretleri esnasında, sırf İttihatçı düşmanı oldukları için, “düşmanımın düşmanı, benim dostumdur” şiarı gereği veya düpedüz kişisel çıkar dolayısıyla, Ulema’nın İngiliz papazla işbirliği halinde, toplum liderliğine soyunduğunu görür. Karşılarında da deyim yerinde ise, Jöntürk diye anılan ve İttihatçılarla direkt teması olduğu açıkça bilinen, bir aydınlar grubu. Con Rifat, Fadıl Niyazi Korkut, Remzi Okan, Hakim Raif bey ve benzerleri…

Ulemanın İngiliz işbirlikçiliği karşısında, daha 1913’te, bu memleketteki medreseler, öğrenci bulamaz ve kapanırlar. Evkafçı/Ulema işbirliği karşısındaki ulusçuların mücadelesi, 1891’den 1930’a kadar sürer… 1930 seçimlerini, kendilerine Halkçılar diyen milliyetçilerin adayı Necati Özkan kazanır. Ama sömürgeciler de işbirlikçilerini harcatmayıp, görevi süresince fes giymekte, eski yazı kullanmakta ısrar eden Münir Bey’e Sir ünvanı verirler ki hazret zamanın meşhuuur müftüsü, Ziyai Efendi’nin hem kardeşinin oğlu ve hem de damadıdır. Zaten müftünün öteki iki oğlu da sömürge yönetiminde en üst düzeyde görev alan ilk Kıbrıslı Türkler’dir! Biri sömürge hakimi, öteki de sömürge subayı…

Bu sömürge işbirlikçisi çevre, 1960’lara kadar, bizi tesmiye ederlerken, “Kıbrıs ceziresinin Müslüman ahalisi” demeyi yeğlemiş; örneğin bugün Lefkoşa Türk Lisesi dediğimiz okula, Kıbrıs İslam Lisesi diyen Papaz Newham’la işbirliği yaparak, ulusal bir bilincin oluşamaması için, elinden geleni yapmıştır. “Biz Türk’üz” diyen çocukların okuldan atılmasına alkış tutmuş, bunu protesto eden Necati Özkan’ın, sömürge sekreterliğine çağrılıp hakarete uğratılmasını sevinçle karşılamışlardır.

Bizim tarihimizde dinsel kurumlar, sömürgecilerle işbirliğinin doruğunu oluşturdukları için, önce medreseler, sonra da camilerin boş kalmasının, belli başlı sebepleridirler. Milliyetçi kimliğin oluşmasına katkı değil, engel olmuşlardır. Kıbrıslı Türk Kimliği, onlara rağmen oluşmuştur! Bundan dolayı, Halkçı geleneğin takipçisi olan Dr.Fazıl Küçük, bunlara karşı öyle bir kampanya yürütmüştür ki sebebini bilmeyen, dine düşman olduğunu sanabilir.

Bilmeden konuşmakla, sadece buranın yabancısı olduğunuzu ortaya koyuyorsunuz… İmam olmak isteyen, gider olan bir yerde okur, gelir…

Bizim tarihimizde, dinin oynadığı rol bu!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.