1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Dönüşümlü Başkanlığı Papadopulos bile kabul etti!
Dönüşümlü Başkanlığı Papadopulos bile kabul etti!

Dönüşümlü Başkanlığı Papadopulos bile kabul etti!

Kıbrıs Türk tarafı eğer sonunda dönüşümlü başkanlığı elde ederse, dönüşümlü başkanlığın onu federal konsey çerçevesine yerleştiren Annan Planı’nda olduğundan farklı şekilde uygulanacağı önemli bir noktadır.

A+A-

Bize, dönüşümlü başkanlığın bir çözüme ulaşılmasının önündeki üç “büyük engel”den biri olduğu söyleniyor. Hem Anastasiadis hem Akıncı bu konunun kendileri için “kırmızı çizgi” olduğunu ifade ediyorlar. Türk tarafının bu konuda geri adım atmayı reddedeceğine dair pek şüphe yoktur. Bu konuda bunu yapmaları da doğrudur. Türk tarafının, herhangi bir Kıbrıslı Türk’ün devlet yapısının en üst makamında belirli bir süre görev yapmasına imkan vermeyen federal bir devlete katılmaya ikna edilmesi imkansız değilse bile, çok zordur.

Kıbrıs Türk tarafı eğer sonunda dönüşümlü başkanlığı elde ederse, dönüşümlü başkanlığın onu federal konsey çerçevesine yerleştiren Annan Planı’nda olduğundan farklı şekilde uygulanacağı önemli bir noktadır. Artık üzerinde anlaşmaya varılmış, yeni ve başkan ve başkan yardımcısını öne çıkaran bir yürütme organı yapısının çerçevesinde uygulamaya konulacaktır. Nicolas Papadopoulos’un haklı olduğu tek nokta budur: Kendisi bir süre önce federal konseyde dönüşümlü başkanlığı, başkan ve başkan yardımcısının olduğu bir hükümette dönüşümlü başkanlığa tercih ettiğini söyledi. 

Aşağıda konunun nasıl geliştiğinin kısa bir özeti vardır.  Referanduma sunulan (31.03.2004) Annan Planı’nın son şeklinde yürütme organının altı üyesi (4 Kıbrıslı Rum ve 2 Kıbrıslı Türk) olan bir konsey içermesi önerilmekteydi. Bu üyelerden ikisi, beş yıllık görev süresi olacak olan bu konseyin başkanlığını dönüşümlü olarak yapacaktı. Kıbrıslı Rum söz konusu görev süresinin üçte ikisinde (kırk ay), Kıbrıslı Türk ise üçte birinde (yirmi ay) başkanlık yapacaktı.

Başkan Tassos Papadopoulos’un federal konsey temelinde dönüşümlü başkanlığa karşı çıkmaya cesaret edemediğini de ayrıca belirtmek isterim. 2005 yılı yazında Papadopulos’un temsilcileri - Andreas Mavroyiannis ve Tasos Tzionis - tarafından BM Genel Sekreteri Yardımcısı Kieran Prendergast’a sunulan Annan Planı’na ilişkin önerilen kapsamlı değişikliklerde dönüşümlü başkanlık maddesine dair herhangi bir değişiklik yapılması istenmemekteydi.

İstenen değişiklikler karar alma prosedürüne ilişkindi ve bunlara çoğunluk tarafından karar verilmesini önerilmekteydi. Orijinal planda, Kıbrıslı Rumlar konseyde sayısal olarak çoğunluk olsalar bile, oylamada eşittiler. Papadopoulos iki üyenin karşı çıktıkları herhangi bir kararı anayasa mahkemesine götürme hakkına sahip olmasını önermekteydi. Federal konseyin başkanı ve başkan yardımcısının kararları veto etme hakkı da kabul edilmişti.

Bunların, zamanın Cumhurbaşkanı Papadopoulos tarafından Annan Planı’nda yapılması istenen resmi değişiklik önerileri olarak BM’ye sunulan öneriler olduğunu yinelemek ve bugün Papadopulos’un oğlunun Cumhurbaşkanı Anastasiadis’i sözde Annan Planı’nı anımsatan öneriler yapmakla suçlamak yerine sessiz kalmayı tercih etmesinin daha iyi olacağını söylemek isterim. Ayrıca, baba Papadopoulos’un BM’ye sunmuş olduğu belgede, 30,000 yerleşiğin Ada’da kalmasını kabul etmenin yanı sıra, daha kısa zaman dilimleri istemiş olsa da, tüm bu yukarıda sayılanların aşamalı olarak uygulanmasını (Annan Planı’nda öngörüldüğü şekilde) kabul etmiş olduğu düşünüldüğünde, oğul Papadopulos’un şiddetli bir şekilde Türk ordusunun derhal çekilmesini, tüm göçmenlerin geri dönmesini, tüm yerleşiklerin adadan ayrılmasını ve bir çözümden önce toprakların iadesini talep etmektense yine sessiz kalmasının iyi olacağını düşünüyorum.

Esas konuya dönecek olursak, dönüşümlü başkanlığın artık daha acı verici olacağı görüşünün sebebinin, Mehmet Ali Talat’la yaptığı müzakerelerin ilk 18 ayını sadece bu konuyu tartışarak Kıbrıslı Türk lideri federal konseyden vazgeçip, onun yerinde bir başkan, başkan yardımcısı ve bakanların olacağı bir hükümeti kabul etmeye ikna etmek için çaba göstererek harcayan Dimitris Hristofyas’ın kişisel hırslarına kadar uzandığı belirtilmelidir.

Bunun nedeni, kendisinin bir çözüme ulaşılması halinde federal konsey üyesi olmak yerine federal hükümetin başkanı olmayı ümit etmesiydi. “Kıbrıs’ın dünyanın geri kalanının tanımadığı bir cumhurbaşkanı olamaz” demekteydi. Verdiği zarar, Omonia’ya verdiği zarardan çok daha fazlaydı. 

Maalesef, Anastasidis, tahminen aynı kurnaz hesapları yaparak, Türk tarafı için de kabul edilebilir olan federal konseye ilişkin hükmü geri getirmek yerine, eğer anlaşma olmasını istiyorsa sonunda dönüşümlü başkanlığı kabul edip “kırmızı çizgisini” unutmak zorunda kalacağını bilmesine rağmen Hristofyas tarafından yapılmış olan değişikliğe sadık kalmakta ısrar etti.

Sadece bu konunun ele alınış şekli bile ulusal problemi ele alışımızda süregelmekte olan kabiliyetsizlik, sorumsuzluk ve ahmaklığı açıkça ortaya koymaktadır. (Loucas Charalambous / Cyprus Mail)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.