1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Dr. Fazıl Küçük’ten anılar…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Dr. Fazıl Küçük’ten anılar…

A+A-

1963’ten beri süre gelen kesintisiz gazeteciliğimi ve Başbakanlık’taki 10 yıllık basın danışmanlığımla Cumhuriyet Meclisi’ndeki 19 yıllık özel kalem müdürlüğümü bilen bazı okuyucu dostlarım benden bir de anılarıma dair kitap yazmamı istemektedirler… Bugünkü yazım onlara bir göndermedir…
   Yazacaklarım, halkçılığı, mücadele azmi ve özverisiyle yüreklerde silinmez yer edinen ve tarihinin en kritik döneminde Kıbrıs Türk halkının liderliğini cesaretle üstlenen merhum Dr. Fazıl Küçük’e ilişkin. Sonsuzluğa göçünün 29’ncu yıldönümünde onu saygıyla andık... Kıbrıs olaylarının dünya çapında yankı getirdiği ve tarihte iz bıraktığı bir zaman kesitine “Kıbrıslı Türk lider” olarak damgasını vurmuş çok önemli bir tarihi figürdür o…  Zengin anılarının tüm ayrıntılarıyla kaleme alınabildiği söylenemez. Liderin, pek çok bilinmeyeni kendisiyle birlikte götürdüğü kanısındayım. 
   Resmi görevinden ayrıldıktan sonra birkaç kez söyleşi yapma girişiminde bulunduğum Dr. Küçük’ün bazı sorularım karşısındaki ketum tavrı “bildiğin her şeyi konuşma” kuralına bağlılığının vücut diliyle ifadesiydi… Bazı şeyler bilinmekle beraber, TMT, Türkiye ve Rauf Denktaş’la olan ilişkilerine ve sorunlarına dair o soruların yanıtını Doktor’un daha başka ortamlarda verdiğine de hiç tanık olamadım. Bilinmesi gerekenleri söylemekle yetindi hep. 
   Başbakanlığın ilk müsteşarı, TMT Lefkoşa Serdarı Aydın Samioğlu ile ilişkileri iyiydi. Başbakanlık binası o zamanlar Silihtar Burcu’ndaydı. Doktor, bizzat kullandığı sarı Mini Morris’ini aşağıya park eder, sigarasını tüttürerek merdivenleri çıkar ve Samioğlu’nun odasına girerdi. Müsteşar ve Başbakan’la görüşmelerini yaptıktan sonra günün sayısız kahvelerinden birini de mutlaka Başbakanlık Basın Bürosu’nda içer, sigaralarını birbirine ularken bizimle sohbet ederdi.. “Biz” dediğim, Basın Bürosu görevlileri bendeniz ve merhum İsfendiyar Altuğ… 
   Saygıdeğer eşi Süheyla Hanım’ın birkaç yıl önce yayımlanan anılar kitabında da yazdığı o olaydan dolayı bana uzun süre kırgın kalmıştı. Toplumumuzda hep olagelmiş olan laf taşımalar, genç bir gazeteci olduğum günlerde beni Dr. Fazıl Küçük’ün öfkesiyle karşı karşıya bırakmıştı…  Ama onunla barışmamız işte o Başbakanlık ziyaretleri sırasında olmuş, dahası içkiyi ve içkili sohbeti çok seven Doktor’la evinin yakınlarındaki merhum Özer Kalender’in “Bonjur” adlı restoranında, Hamitköy tepelerindeki Şeytan’ın yerinde ve İsfendiyar’ın Kumsal’daki evinde muhtelif koyu sohbetli ve uzun yemeklerde birlikte olmuştuk. Yanıtsız kalan sorularım işte bu sıcak yakınlaşmalardaydı…  Siyasal yaşamındaki her şeyi açıklamadan aramızdan ayrılmış bir devlet büyüğümüzdür…
   Süheyla Hanım’ın anılar kitabından da tanık oldum ki, Doktor ve ailesi bir dönem bana kırgın ve öfkeliydi. Kitabı okuyan pek çok kişi benimle ilgili bölüme dair benden açıklama bekledi. Kitap çıkmadan o bölümden haberdar edilmiş olmam bile, insanımızın ayrıntılar üzerindeki duyarlılığının göstergesidir. Süheyla Hanım kitabını yayımlamasından çok önce benden olayın mahiyetini öğrenmek istemiş ve ben de ona samimi açıklamalar yapmıştım. Ama kendileri olayı yine de bildikleri gibi yansıttılar…
   Olay şudur: 1972 yılında Rauf Denktaş Cumhurbaşkanı yardımcılığı’nı devralmak için harekete geçtiğinde Dr. Küçük bu girişime direniş gösterir. Ama Doktor’un o günün koşullarında dönemini tamamladığı düşüncesi hakimdir. Ankara ve toplumun etkin kesimleri Denktaş’ın adaylığını desteklemektedir. Çalıştığım “Bozkurt” gazetesi de tavrını Denktaş’tan yana koyar. Gazetem Denktaş’ın seçim kampanyasını izleme görevini bana verir. Dr. Küçük’ün bana kırgınlığı o anda başlar. Seçimle ilgili nabız yoklamak üzere Dr. Küçük’ün ünlü Ankara ziyaretini gerçekleştirdiği günlerde onun adaya dönüşünden sonraki olasılıklar herkesin kafasını kurcalamaktadır. “Seçim olacak mı, yoksa liderlerden biri geri mi çekilecek?..” Dar çerçeveli bir toplantıda Denktaş’a bunu sorduğumda o “Ben seçime kesinlikle katılacağım. Ama Doktor’un niyeti nedir bilemem. İstersen geldiğinde sen ona sor” der.
   Ve ben çok olağan bir gazetecilik görevi olarak o gece adaya dönüşünde Güney’deki Lefkoşa Uluslararası Hava Alanı’nda Dr. Küçük’e “Seçime katılma kararlılığınızı koruyor musunuz?” diye sorduğumda kızılca kıyamet kopar. Merhum Dr. Küçük “Zaten her şeyi karıştıran sensin!” diyerek herkesin önünde öfkeyle üzerime yürür. Flaşlar patlar… Olay ertesi gün BOZKURT’ta manşet olur. Dr. Küçük, Silihtar’daki Cumhurbaşkanı Yardımcılığı resmi konutuna döndüğünde, orada toplanan meraklı topluluğuna, o ünlü “Beni yemek isterler. Ama benim etim düdüklü tencerede bile pişmez” içerikli konuşmasını yapar.
   Süheyla Hanım’ın anılar kitabından öğrenildiğine göre Denktaş’la yapılan o dar kapsamlı toplantıda bulunanlardan biri, benim Denktaş’la yaptığım konuşmayı, çok önemli bir detaymış gibi,  Küçük Ailesi’ne iletir… Küçük Ailesi’nden biri de, derhal Ankara’ya giderek adaya dönüşünde düzenlenecek komployu (!) ifşa eder ve Doktor’u dolduruşa getirir.
   İlginç olan şu ki, gerek aileye o konuşmayı yansıtan ve gerekse Ankara’ya Doktor’u bilgilendirmeye koşan kişiler Denktaş’ın Şubat 1973’te seçimsiz göreve gelmesinden sonra onun kanatları altında bakanlık görevlerine geldiler… Bunların kimler olduğunu öğrenmek isteyenler Süheyla Hanım’ın anılar kitabına bakabilirler.
   Bir zamanlar sıradan bir gazetecilik görevinin ve masum bir sorunun bile nasıl politik travmaya dönüştürüldüğü ve politikada ikiyüzlülüklerin nasıl geçer akçe olduğu herhalde bu anlattıklarımdan çıkarılacak düşündürücü sonuçlardır…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.