1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Efsane adam Sinekçi Aziz…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Efsane adam Sinekçi Aziz…

A+A-

Arslan Yürekli Richard, Haçlı Seferleri sırasında 1191’de ele geçirdiği Kıbrıs’ı önce Templer Şövalyeleri’ne kiralamış, daha sonra da ucuz sayılacak bir fiyata Lüzinyanlara satmıştı. Kıbrıs Türk halkının efsane isimlerinden Mehmet Aziz, anılarında bu satışın para ihtiyacından değil, adanın baştan başa bataklıklarla dolu bir Malarya beldesi olmasından kaynaklandığına vurgu yapmaktadır. Arslan Yürekli ne yapacaktı bu hastalıklı bir adayı!.. Uçsuz bucaksız bataklıklarda üreyen sivrisinekler yüz milyonlarca minik vampirdiler. Ve malarya hastalığını yayarak katliam yapmaktaydılar. Bu katliamı durdurmak, İngilizlerin Kıbrıs’taki ikinci egemenliğinde, halk arasındaki adı  “Sinekçi Aziz” olan Mehmet Aziz’e nasip olacaktı. Tarihe geçen inanılmaz mücadelesini tamamladıktan sonra Mehmet Aziz vasiyet niteliğinde şu uyarıyı yapmıştı: “Kontrol altında tutulmazsa, düşman geri gelecek.”
   Mehmet Aziz’in uyarıcı vasiyeti ne yazık ki tutulmadı. Ve Kıbrıslıların yeni nesilleri şimdi sivrisineklerin dayanılmaz saldırısı altındadırlar. Sinekçi Aziz’in malarya mücadelesine ilişkin destanının ayrıntılarını akademisyen Bekir Azgın’dan dinledim. Azgın, BBC muhabiri Tabitha Morgan’ın, beş  yılını harcayarak arşivleri didiklediğini, ilgililerle söyleşiler yaptığını  ve bunun sonucunda “Tatlı ve Ekşi Ada: Kıbrıs’ta Britanyalıların Tarihi” adlı kitabını yayımladığını belirtiyor. Bu kitabın en ilginç bölümü “Büyük Kurtarıcı” başlığını taşır. Morgan’a göre Britanya yönetiminin Kıbrıs’ta bıraktığı  önemli miras, senede 10,000 kişiyi etkileyen malarya ya da sıtma hastalığının kurutulmuş olmasıdır. Tamamen unutulan bu büyük başarının mimarı ise Mehmet Aziz’dir. Yoksulluğun da kırıp geçirdiği Kıbrıs’ta çok zor koşullar altında mücadele ederek insanları malarya belasından kurtaran Mehmet Aziz’in bir tek heykeli ne Türk ne de Rum bölgesinde vardır. İngiliz yazar, bu vefasızlıktan  hayret ve üzüntüyle söz etmektedir… 
   Babası Mehmet Aziz’in evraklarını  tanzim etmeye çalışırken Kâmran Aziz’in bulduğu ve Bekir Azgın’a gösterdiği dört sayfalık bir belge, malaryayla mücadele tarihine ışık tuttu. Agzın’ın fotokopisini aldığı belge bizzat Mehmet Aziz tarafından kaleme alındı. Başlığın sol tarafında onun el yazısıyla “March 1950” tarihi vardır. Başlık ise “Kıbrıs’ta malaryanın  yok edilmesi.” 
   Raporda Akdeniz’deki öteki ülkeler gibi Kıbrıs’ın da yüzyıllar boyunca malaryanın gazabına uğradığına vurgu yapıldığını belirten Bekir Azgın, devamında şunların yazıldığını açıklıyor:                                                         

   “Ziyaretçilerin belgelerinden de anlaşıldığına göre, Kıbrıs’taki malarya dönemleri uzun ve trajik olmuştu. Ada, 1878’de İngilizler tarafından tekrar geri alınmıştı. Hükümet, sülfat dağıtmaya, belli başlı bataklıkları kurutmaya ve kasaba çevrelerine ağaç dikmeye başladı, çünkü gerek işgal ordusu ve gerekse yerli halk bu hastalıktan çok ciddi bir şekilde acı çekiyordu. 1912’de Kıbrıs Hükümeti, bu hastalıkla bilinçli bir şekilde mücadele etmek için İngiltere dışişleri bakanlığına müracaat etti. Sir Ronald Ross 1913 yılında Kıbrıs’a gönderildi. Muayene ettiği çocukların yüzde 25’inde dalak büyümesi bulundu. Bu da, malarya hastalığının adada çok yaygın olduğunu gösteriyordu. Bu dalda uzman ve Sir Ronald Ross’un asistanı olarak ben de onunla birlikte adayı dolaştım ve onunla gelecekteki planları tartıştık.”
   Azgın, Aziz Bey’in, 1932’deki ölümüne dek, Ross’la  birlikte malarya mücadelesini sürdürdüğünü belirterek, raporun devamını okuyor:
   “Onun tavsiyesi üzerine ‘sivrisineklere karşı savaş kampanyası’ başlatıldı. Bataklıklar kurutuldu ve sivrisinekleri kontrol işini üzerine alacak olan özel bir ekip eğitildi. Mevcut para, ada çapında bir mücadele için yeterli değildi. Birçok yerde şartların düzelmeye başlamış olmasına rağmen, malaryanın yüksek etkisinde kalan epey köy vardı. Bu yüzden geniş bölgeler kontrolsüz bırakılmış ve kontrol edilen bölgelerden evini barkını terk etmek durumunda kalan halk çok acı çekmişti. Anti-malarya ölçüleri içinde en ufak bir teşkilât aksaması halinde, bu anormal yıllar içinde malarya yaygınlaşacak, hatta bir salgın durumuna geçebilecekti. Ross’un ölümünden 3 yıl sonra, 1935’de Rockfeller Kurumu’nunun Uluslarararası Sağlık Bölümü malarya uzmanlarından Dr. Barber Kıbrıs’a geldi ve  bazı köylerdeki çocukların yüzde 70’inin kanında malarya paraziti buldu. Brezilya ve Nil vadisindeki A. ‘gambiae’nin yok edilmiş olması, bizi adamızı malaryadan temizlememiz için en iyi yolun ‘Anofeles’ vektörlerini yok etmemizle mümkün olacağına teşvik etti. “
   Görev, adanın 3,548 mil karelik dağ ve ovalarından yerli bütün anofelleri yok etmeyi kapsıyordu!  Bataklık ve su kaynaklarına varmak ve oraları pompalamak için helikopter ve kayıkları  olmadığından bu işi yaya yapmak zorundaydılar. Mehmet Aziz’in bu çok zor misyonu nasıl başardığı “Sweet and Bitter Island” adlı kitabın “Great Liberator” başlığında şöyle anlatılır:
   “Kendisi de çocukluğunda birkaç kez malarya nöbeti geçiren M. Aziz, 1946’da anofel sivrisineğini yok etmek için bir fon sağladı. Yok etme kampanyası askeri harekât düzeninde yürütüldü. Bütün ada, 556 bölgeye ayrıldı. Her bir bölge 12 iş günü içinde bir kişi tarafından taranacaktı. Ekip, sistemli çalışarak her yandaki su birikintilerini ilaçladı. Havuzlara, derelere, bataklıklara, kuyulara hatta hayvanların ayak izlerinde biriken sulara bile ilaç püskürtüldü. Sivrisineklerin üreme ihtimali olan her yer ilaçlandı.  Bataklıkları boydan boya geçildi, bazen da görevliler iplerle uçurumlara sarkıtılarak oradaki mağaralar ilaçlandı. İlaçlanan alanlar her hafta kontrol edilerek oralarda larvaların üreyip üremediği kontrol edildi. Larva görülen bölgeler yeniden ilaçlandı. Larva görülmeyen yerler ‘temiz’  ilan edildi. Kampanya Karpaz yarımadasından başlayıp Batı’ya ilerledi. Kirli bölgelerden “temiz” bölgelere seyahat eden insanlar, hayvanlar ve araçlar dezenfekte edildi.”
   Aziz Bey’in belgesinden  öyle anlaşılıyor ki kampanya 1949 yılının Temmuz ayı ortalarında başarıya ulaşmıştı. Ancak anofelin yok edildiğine ve malaryanın önünün alındığına dair resmi açıklama 1950  Şubatında yapıldı. Belgenin son paragrafı dikkatle okunduğunda, satır aralarında Aziz Bey’in veda mesajı hissedilmektedir. Aziz Bey adeta şunu söylüyor: “Ben artık gidiyorum. Geride kalan sizler gözlerinizi dört açın. Yüzyılların düşmanı tekrar saldırabilir.”    “Küpdüşen” olarak bilinen tatarcık sineğinin bilimsel tanımı Mehmet Aziz’in literatüre geçtiğinin bir başka kanıtıdır. Azgın, Dr. Turan Korun tarafından bir tıp kitabında “Azizi” adlı sinekten söz edildiği konusunda uyarılınca, konuyu Aziz’e açar.  Aziz, ona yaptığı açıklamada Lapta ve yöresinde şark çıbanına sıklıkla ratlanınca araştırmaya giriştiklerini, serinlemek ve tozdan korunmak için mekânlarının çevresini sulayan insanları gözlem altına alınca işte o ortamda üreyen ve yaygın çıbanlara neden olan küpdüşenleri keşfettiklerini söyler. Bu saptamadan sonra küpdüşenler bilimsel literatürde önce “Phleptoma Azizi”, arkasında da “Phleptomus Antonatta Azizi” olarak tanımlanır.    Anofel sivrisineği adada yok edildikten hemen sonra Beyrut Amerikan Üniversitesi,  “Çevre ve Kamu Sağlığı” bölümünü kurması ve yürütmesi için Mehmet Aziz’e teklif götürür. On yıla yakın bir süre, Beyrut üniversitesinde “profesör” titri ile dersler verir. Hocalık yaptığı dönemde hem mezun ettiği öğrencilerini denetlemek, hem de onlara yardımcı olmak amacıyla Bahreyn, Doğu Pakistan, Libya, İran, Mısır, Sudan ve Suudi Arabistan ülkelerini ziyaret etti. Bu vesileyle, Dünya Sağlık Teşkilâtı’na danışmanlık da yaptı.   M. Aziz, 24 Eylül 1893’te Larnaka’nın Vuda köyünde doğdu. Altı kardeşin en küçüğü idi. Köy ilkokulunu bitirdikten sonra Larnaka Rüştiyesi’ne devam etti. 13 yaşında iken Amerika’da bulunan ağabeyi Hayrettin’in yanına gitti. Orada da Bridgeport Meslek Lisesi’ne devam etti. 1912’de  Amerika’dan ayrılmaya karar verdiler. Ağabey Hayrettin Türkiye’ye gitti, genç Aziz de Kıbrıs’a döndü. Dönüş hikâyesini Bekir Azgın’a şöyle anlatı: “Dünyanın en büyük gemisi olan Titanik’in sefere başlayacağını duyduk. Onunla dönmeye karar verdik. Ama tarihleri bir türlü ayarlayamadık. Başka bir gemiyle döndük. İtalya’da iken Titanik faciasını duyduk. Şanslıymışız.” 37 yıl sağlık servislerinde çalışan Aziz bey 1950’de anofelin kökünün kurutulduğu resmen ilân edildikten sonra Kıbrıs’taki görevinden emekliye ayrıldı. Emekliliğinin arkasından görev yaptığı yer Beyrut Amerikan Üniversitesi’dir. Oradan ayrılırken, 16 Aralık 1959 tarihli teşekkür mektubunda Rektör J. Paul Leonard şöyle yazmıştı: “Sizi akademik kadromuzda bulundurmaktan büyük bir memnuniyet duyduk. Mükemmel eğitiminizden ve öğrencilerle olan ilişkilerinizden çok yararlandık. Mutlu bir emeklilik yaşamı diler ve her zaman ailemizin bir parçası olarak kalacağınızı bilmenizi isterim.”   67 yaşında Beyrut’dan adaya dönen Aziz Bey, yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliğine atanır. 1963 olaylarının başlamasından sonra kurulan Kıbrıs Türk Yönetimi’nde aynı göreve devam eder. 1967’de Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı olur. 1971’e kadar bu görevde kalır.. Tam 58 yıl çalıştıktan sonra 1971’de 78 yaşında iken gerçekten emekliye ayrılır. 1991’de 98 yaşında Lefkoşa’da yaşama veda eder.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.