1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. "Eğitimde Keskin ve Radikal çözümler istiyoruz"
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

"Eğitimde Keskin ve Radikal çözümler istiyoruz"

A+A-

"1.Ülkemizde yürütülen batıcı eğitimi milli değil, gayr-i millidir. Bu eğitim anlayışından hayır gelmemiştir, gelmeyecektir. Eğitim milletimizin temel görüşü olan Milli Görüş esaslarına göre yeniden inşa edilmelidir.

2. Eğitimin üç amacı vardır. Birincisi: Genç nesillere İslam itikadını doğru bir şekilde öğretmek, İkincisi: Aksiyon ve eylem planında Salih amel esaslarını öğretmek, yüksek ahlak ve karakter kazandırmak, Üçüncüsü: Güzellik, estetik boyutu kazandırmaktır. Eğitim sistemi bu görevi yapacak hale getirilmelidir.

3. Türkiye’deki hâkim resmi vesayet ideolojisi milli kimliğimize, milli kültürümüze, kendi medeniyetimize aykırı, bozuk bir ideolojidir. Latince ilim ve eğitim dili olamaz. Bu yanlış yoldan dönülmeli ve Türkçe yeniden eğitim ve ilim dili hane getirilmelidir.

4. Okullarımızda mutlaka ibadet yerleri açılmalıdır. Uygulamalı eğitime imkan tanınmalıdır.

5. Eğitim sistemimiz ABD ve AB vesayetinden kurtarılmalı, Talim ve Terbiye gibi kurumlarımızda çalışan bütün yabancı uzmanların işine son verilmelidir.

6. Kamuda çalışan bayan öğretmenler başta olmak üzere başörtüsü yasağı kaldırılmalıdır. Bunun için Memur Sen’in başörtüsüne özgürlük için on milyon imza kampanyasını destekliyoruz.

7. Mütedeyyin, namazını kılan öğretmen ve öğrencilerin Cuma namazına gitmeleri hala problemdir. Bu konuya köklü bir çözüm bekliyoruz.

Özet olarak eğitimin millileştirilmesini istiyoruz. Çünkü, ‘salih’ nesiller ancak milli eğitimle yetişir vesselam.” (ANKA)

***

Geçen gün bir sosyal paylaşım sitesinden mesaj kutuma düşen bir mailin özetidir sizinle yukarıda paylaştıklarım.

Hem kendim de özetlemedim! Şuurlu Öğretmenler Hareketi diye bir hareketin kendi bildirisinin sonuna yazdığı temel arzuları, bir haber merkezi aracılığı ile bültenlerden paylaşıldı.

Sizler, beni devamlı okuyan kıymetli okurlarım, dış politika yazmadığımı bilirsiniz. Fakat bugün özellikle dış politika ile dışsal eğitimin 'etkilerine' birazcık değineceğim.

***

Yukarıdaki önerileri, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir grup öğretmeni yapıyor. Üstelik kendilerine "Şuurlu Öğretmenler" diyen bir grup...

Türkiye Cumhuriyeti'nde 10 yıl kadar önce, böyle bir bildiri yayınlansa, ortalık alt üst olur; belki de bir darbe yapılırdı. Oysa bugün "düşünce ve inanç özgürlükleri" bağlamında, gördüğünüz türden iletilere sıkça karşılaşılabiliyor.

İktidarlar, özgürlüklerin sınırları ile çok yakından alakalıdır.

Bir dönemde yürünmesi çok zor olan yollarda, bir sonraki dönemde özgürce dolaşmak;

Okunması mümkün olmayan gazeteleri kitapları, bir başka dönemde övünülecek kitaplar haline dönüştürmek;

Hatta üye olmaktan kaçınılan sivil toplum örgütlerini baş tacı etmek hiçten değildir.

Bunu Kuzey Kıbrıs'ta bizler de, dünyanın pek çok az gelişmiş ülkelerindekiler de çok yaşıyor. Sağlam bir dayanak yapabileceği görüşü olmayanlar da, hurma dallarının rüzgarda savrula savrula kopması gibi darmadağın olabiliyorlar.

Gelişmiş ve yolunu bulmuş birkaç çağdaş ülkede sistemler oturduğundan, hem yaşam biçimi, hem de savunulacak yaşam felsefeleri değişken de olmaz; zamana göre yandaş kaybedip kazanmaz da... Hatta görüşlerin, yaşamsal değerlerin devletteki prestiji de bu rüzgardaki dalgalanmalardan etkilenemez hiçbir zaman.

***

Peki bunları niye yazıyorum?

Dünyanın benimsediğini ve benimsedikleri ile ulaşılan noktayı görürken; Dünyanın gitmekte olduğu yeri keşfetmek için süper analizlere ihtiyaç kalmamışken;

Evrensel bakışın sadece ülkelere ve toplumlara değil, aynı zamanda insanlığa ve dünyada da faydası inkar edilemezken; halen daha farklı olmak, milliyetçilik ve dini bağnazlık peşinde, etnosantrizmi önüne alarak koşmak, sınırlar içerisine kendi kendisini hapsetme gayretinden başa bir şey olamaz.

Peki, bunu yapmak sizce kimin işine yarayabilir? Elbette belli grupların özel ihtiyaçlarını ve belli zümrelerin kendi çıkarları dışında hiçbir şeyin ve hiç kimsenin!

Böyle olunca, sormak lazım "Sınırları çizilmiş olan mı, evrensel olan mı?" diye

***

Kendi kendinin sınırlarını çizen dogmatik bakışın peşinde, yüzbinlerce değerini koskoca Ortaçağ boyunca yitiren Avrupa'nın bir çağını heba etmesine neden olanları, yeni baştan yaşama gayretinin sebebi nedir?

"Restart"  yapıp aynı çizgiye ulaşma yolunu takip etmek mi, yoksa, o çizgiye ulaşımın yöntemlerini ve sınırlarını belirlemek mi, hatta zorlaştırmak mı?

Anlamaya çalıştıkta umutsuzluğa kapılıyorum da...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.