1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. Elektrik de mi gelecek?
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Elektrik de mi gelecek?

A+A-

Anamur’dan Kıbrıs’a su getirilmesi ile ilgili Türkiye Devlet Bakanı Cemil Çiçek ile Başbakan İrsen Küçük arasında imzalanan sözleşmeden, dün bu köşede bahsetmiştik.

Mülkiyeti başlangıç noktasından evlere giriş noktasına kadar Türkiye’ye ait olacak suyun, Kuzey Kıbrıs’taki açığı kapatmasının ötesinde, stratejik olarak sağlanacak faydadan ne kadar yararlanılacağı açık değil.

Sözleşme ve genel tavra baktığımızda da Kuzey Kıbrıs’ın mevcut yapısı içinde Türkiye egemenliğinde hayata geçecek bu işletmeden, tatmin edici şekilde yarar sağlayamayacağı endişeleri ağır basıyor.

Çünkü Türkiye stratejik olarak önemli bir coğrafya olarak gördüğü adanın tamamında fiili egemenlik sağlayacağı bir imkan yaratıyor.

Doğal olarak bölgesel konumunu da güçlendirecek bir yatırım yapıyor.

Dünyada artık devletler, askerle, topla tüfekle değil, ekonomi politiği ile egemenlik ve güç kazanıyorlar.

Türkiye’nin de gerek sermayesinin etkinleştirilmesi, gerekse yoldaki yeni projelerde izlediği tutuma bakıldığında artık askere, topa, tüfeğe, hatta özel anlaşmalara ihtiyaç duymadan bu adanın bütünündeki egemenliğini daha da sürdürülebilir bir noktaya taşıma hedefinde olduğu görülebilir.

Bu şüphesiz ki, Türkiye açısından son derece akılcı bir yöntem.

Kendi açısından takdir edilmesi, hatta örnek alınması gereken bir yöntem.

Sorulması gereken hayati soru ise, Türkiye’nin adada etkinleşen gücü karşısında, Kuzey Kıbrıs’ın kendi öz varlık ve sermayesinin ne kadar geliştirilme hedefi taşıdığıdır.

Kuzey Kıbrıs’ın kendi öz varlık ve sermayesinin bu etkinleşme karşısında aynı çıkar noktasında olup olmadığıdır.

Bundan iki hafta kadar önce, Belediyeler Birliği Türkiye Yardım Heyeti yetkilileriyle bir toplantı yapar. Toplantıda, Geçitköy’e su geldikten sonra, 3 ayrı isale hattı üzerinden taşınacak olan suyun dağıtımının, Türkiye’de çıkılan bir ihale sonucu bir özel şirkete verildiği bilgisi paylaşılır.

Heyet yetkililerinin belediyelere sunduğu ise, 50 yıl boyunca su dağıtımından elde edilecek miktardan bir komisyon verilmesi karşılığında dağıtımdaki mevcut yetkilerinden vazgeçmeleridir.

UBP’li belediyeler başta olmak üzere, bu teklif birlik tarafından sıcak karşılanmaz.

Geçtiğimiz hafta Başbakan İrsen Küçük’le yapılan bir başka toplantıda da bu rahatsızlıklar dile getirilir. Ancak Başbakan, konuyu kapatarak sessiz kalmakla yetinir ve belediyelerin tepkilerine kayıtsız kalır.

Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi ise, kısa süre önce yapılan bir başka toplantıda bir başka müjde daha verir.

Kıbrıs’a taşınacak olan su hattı güzergahı üzerinden enerji de taşınacak!

Büyükelçi’nin “¼ fiyatına elektrik alacaksınız” diye verdiği müjde, KIB-TEK’in özelleştirilmesi tartışmaları, ya da dağıtım ve üretimle ilgili farklı formüller uygulanabileceğine ilişkin kullanılan muğlak açıklamalarla düşünüldüğünde daha da anlamlı oluyor.

Burada Türkiye’yi eleştirebilir ve kendi egemenliği üzerine odaklanmasını yadırgayabiliriz. Türkiye’nin tavrı buradaki sisteme kesinlikle güvenmediğini, önümüzdeki on yıllar boyunca da bu güvenin kolay tesis edilemeyeceğini ortaya koyuyor.

Ve Türkiye’nin gerçekçi davranarak ticari düşündüğünü, her türlü stratejiyi de belli bir fayda temeli üzerine kurduğunu görüyoruz.

Buradaki hayati düğüm, Türkiye’nin stratejisinden öte, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin, öz varlık ve sermayesinin gelişimi için ne yapılacağıdır.

Yaşadığımız örneklere baktığımızda, “Siz yönetemezsiniz” diyerek, ulaşım Kıbrıslı Türkler’in elinden alındı.

Turizm sektörü tamamen Türkiye’den gelen sermayeye teslim edildi. Ayakta kalan birkaç yerli işletmeci de tesislerini kapatarak, ya da devrederek, kısa süre içinde bu durumda tamamen piyasadan çekilecek.

Ulaşım ve turizmin ardından eğitimde de atılımlar hız kazandı.

Önce nüfus sonra da elektrik, su, ulaşım gibi stratejik konularda söz hakkını tamamen yitirme noktasına gelmiş bir ülke olarak, olası bir çözümde de çözümsüzlük durumunun devamında da kendi öz sermayesini koruyamama gerçekliği ile yüz yüzeyiz.

Bütün bunların yanında, Rum tarafının sıcak bakmadığı ve bir süre önce Türk tarafının masaya getirdiği, Türk sermayesinin ada genelinde serbest dolaşım hakkı talebi, bu yeni projelerle daha da anlaşılır oluyor.

Bizim yaşadıklarımız aslında parça parça gördüğümüz, tesadüfler eseri şahitlik ettiğimiz büyük resmin parçaları.

Ama ortada son derece akılcı bir yöntemle çizilen ciddi bir strateji olduğu izlenimi taşıyor.

Yine de bu dünya gerçeği… Üstelik bu saatten sonra bundan tamamen geri dönme şansı da oldukça kısıtlı.

Önemli olan bizim bu strateji karşısında nasıl siyasetler üreteceğimizdir.

Çünkü varlığımızı artık bu siyasetler belirleyecek.

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.