1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. En sevdiğin şarkıyı söyle…
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

En sevdiğin şarkıyı söyle…

A+A-

Eskiden ucuz tükenmez kalemler vardı, tükeneceği bilinen, bitmeden haber veren, ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren!
Sevgilim, eski sevgilim!..
Bittiği anda biten bir tek seni tanıdım…
Yaşamak küçük insanların büyük izler bıraktığı bir oyuna benzer bazen.
Bittiği zaman eve dönemediğimiz, kaldığı yerden devam eden; insanların ya birbirleri için hayatta kaldığı, ya da birbirleri için hayattan kaçtığı bir oyun…
İki yarım kalmış öykünün kaçak aşıklarının buluştuğu, buluşanların gözyaşı bölüştüğü ve her sevişenin gün gelip mutlaka dövüştüğü hayatın, yarısı uğurlamak sanki…
Doğaçlama acıların en çok yakıştığı yer, aşk…
Aşkın sokağı çıkmaz sokak!
Sokakları yıkayan gözyaşlarının nedeni belliydi.
Herkes hayatta birileri ile karşılaşır ve artık azalmaya başlar. Seni tanıdığımda anlamıştım bunu. Kışta karın öncesi nasıl güneşse, sende de aşkın arkası öyle savaştı...
Söz aşktan açıldığında göz her şeye kolayca kapanıyordu seninleyken.
Aşk da aklımı kullanamıyordum ben, sadece sevmeyi becerebiliyordum…
Ateş açtığın, kanattığın ve sonunda dönüp bakmadığın yaralarımı kendim öpüp okşuyor, sabahları öyle başlıyordum yeni güne.
Yaralı olduğumu biliyordum bir tek, ne kadar döküldüysem ortalığa, o kadar çalındığımı, kalanları toplasam yeniden bir ben daha etmeyeceğimi…
O yüzden parçalarımı yapıştırmayı denemiyordum, iyileşmek diye bir şey var mıydı onu da bilmiyorum.
En güzel yalanları kendime söylemeyi öğrenmiştim.
Sihirli bir lambaydın sen ama ne senden cin çıkıyordu ne bende aşk bitiyordu.
“Gittiği yere gidiyordu bu aşk, sadece gittiği yere gidiyordu…”
Hayatıma taşınan ve zamanla aşınan her şeyin tersine sen durmadan çoğalıyordun…
Gün geçtikçe yaram azdı, camdaki kelebeğin kanadını kıran çocuk, aşktaki geleneğin canını yakacağını bildiğinden yaramazdı. Böyle durumlarda bir şeyler düşünmek hiç işe yaramazdı diye söylenip duruyordum…
Sever, gelir, gider, anlar…
Her yönüyle duygulanan birinin hiç ağlamamış biriyle ilgili geniş zamanlı cümleleri sevmesi komikti biliyordum ama ben gülemiyor yalnızca ağlıyordum içime. Ama sen göremiyordun.
Sevmek bazı insanlarda tek başına işe yaramıyordu.
İyi kalbi keşfedilmemiş ve umudunu kelimelerdeki cek-cak eklerine bağlamış insanlara tokat atmaktı sevap.
Kendi yanağımı kendim kızartmıştım.
Boşunaydı dersler, sınavlar, testler… Notlar hep sıfırdı…
“Aşk, en çok yukarıdakilerden hangisi dedim, A şıkkıydı her zaman aşk!!! Boş bıraktığın soruydu.
“Aşk en çok aşağıdakilerden hangisidir diye sordum, D hepsiydi cevap, seçemedin doğruyu…
Sınıfta kalmalıydın sen…
Ben unutsam sen gitsen unuttum gitti diyecektim herkese, böyle kolayca yalan söyleyecektim her sorana.
Ama bana kim doğruları söyleyebilirdi ki kendimden başka?
İçimden bir ses yaralıyordu hep beni: senin sevgin onun yüreğinde büyüsün, o senin kollarında başka rüyalara uyusun, ayıp sana yaptığı!
Ayıptı bana yaptığın…
İçime akacaktı zehir, dışına taşmıştı çünkü ayrıntıları unutacak kadar kaçmak istiyordum senden…
Vurgunluk halinde durgunlaşan yüreğim, her şeyi duygulara feda edebilecek kadar saftı hala…
Üstelik tüm biriktirdiğimi sende harcamış, tüm benliğimle teslim olmuştum sana.
Ben seni tanıdıktan sonra aşkta el değiştirme mevsimi gelmesin diye dua ederken, senin gömlek değiştirme mevsimin bana denk gelmişti.
Buydu en acı olan…
Aşkın eşittir olarak kullandığı işlemlerde neden sonuç hep kesirli çıkar öğrenmiştim.
Yaptığım tek doğru şey, en büyük yanlışımdı benim.
Çünkü yanlış birini doğru bir aşkla sevmiştim.
Yanlışlar doğruları da alıp götürdü hep…
Kendime söyleyecek çok lafım var, sana söyleyecekse sadece birkaç satırım…
Benden uzak yeni yerlerde, orada doğmuşçasına tanıdık dur artık her gördüğüne selam ver, yanına her gelene çocukluk arkadaşınmış gibi hemen alış, dök içini iyi tanıdığın yabancılara, imren gördüğün en uyumsuz aşklara!
Yeter ki bana kalbimi kırdığın yoldan geri dönme cam batar ayaklarına!..
Bir yerlerde bitiyor ağızda söz, hayatta umut, yürekte aşk…
Elinde kalemle baş başa kalıyor insan; hani o bitmeden haber veren, ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren…
Anladım ki sevgilim, seninle bir tek cümleyi dahi tamamlayamamışım ben!
Giderken en sevdiğin şarkıyı söyle bana, benim en sevdiğim şarkı olmasın ama


Bu gece...

Sadece sabra ihtiyacım var bu gece tutunabildiğim kadar inanca…
Gözlerime değen o deli bakışın var ya hani o anda ellerimi nereye koyacağımı bilemediğim, nefesimin göğsümü zorladığı bakışlar...
Hayatını celladının insafına bırakmış idam mahkumuyum şimdi...
Sen kılıcını boynuma vururken ben gözlerine son kez bakabilmenin derdindeyim...
Öleceğime değil gözlerine gözlerimin bir daha değmeyeceğine yanıyorum...
Nasıl yapacağımı neden yapacağımı bilemeden durup sigara içtim kapında...
Bir başkasının gölgesini görmekten deli gibi korkarken bile dönemedim.
Ellerine, dudaklarına değemedim diye mi bu acı ?
Bir gece olsun başımı göğsüne döküp uyuyamadım diye mi ya da karşında oturup gözlerinin içine baka baka bir bir anlatamadım diye mi olanları...
Dokunsam, uyusam, anlatsam geçecek mi bu yangın bu ölüm acısı?
Görmek istemiyorum seni diyorsun git diyorsun susuyorum...
Küfredilmiş gibi bıçaklanmış gibi susuyorum...
Hep bir sil baştan yaşıyoruz.
Önce elimden tutup çıkarıyorsun beni kuyudan sonra tekrar dibe atıyorsun...
Hemen ölmüyorum...
Yavaş yavaş parça parça yok oluyorum...
O kan revan en büyük arzum oluyor senden gelen ölüm, düğün bayram diye avunuyorum ve beni yavaş yavaş öldürmeni bekliyorum...
Nasıl unutulursun nasıl istenmezsin bilmediğimden bilmek istemediğimden Araf ‘ta bekler gibi duruyorum belki olur ya kuyudan çekip alırsın diye ardıma dönüp bakıyorum ama seni bana getirecek yol bomboş ya bu sefer kendim vuruyorum kılıcı boynuma kendim parçalanmaya başlıyorum kuyuda...
Artık beni kurtarmanı da beklemiyorum sadece seni seviyorum diyorum ve ölüyorum...



Şeytanla meleğin aşkı…

Bir akşamüstü
Şeytan ve melek karşılaştı
Şehvet, tutku, ihtiras var şeytanda
Melekte sadece saflık
Yeraltından çıkma bir şeytanla
Gökten gelme bir meleğin
Yeryüzünde insan kılığında karşılaşması
Konuştular
Konuştular
Saatlerce konuştular…
Anlamadılar zamanın geçmesini
Şeytan
Ayrıldıkları vakit
Kendi kendine güldü sevdi hayatı baktı gökyüzüne, yıldızlara
Tebessümle daldı hülyaya
Sabah erkenden kalktı
Yüzünde gülücükler
Anladı ki!
Hiç hesapta yokken
sevmiş meleği arada
Yazdı ona
İlan-ı aşk etti
Kabul etmedi melek
Bu süreçte
Değişti şeytan
Aynada kendine baktı bir gün
Sevgisi onu melek yapmış
Şimdi meleğe ne oldu diyeceksiniz!
O başka bir melek buldu kendine
Şeytanı dinleme zahmetinde dahi bulunmadı
Kızmadı şeytan ona
Ve de hiçbir zaman kızmayacak
Çünkü
İmkansız bir sevgi bu
Nasıl ki ateş ile su birlikte olamaz
Birlikte olmayacaklar
Biliyordu şeytan bunu
Aklı karıştı şeytanın
Kim şeytan!
Kim melek!
Acaba şeytanken
Melek olunca kendisi
Karşısındaki şeytan mı?
Olmuştu!
Bilemedi
Sustu!


Kıssadan Hisse

 

 

Hiçim…

Devrin valisi, emrindeki yöneticiler ile atının üstünde şatafat içinde girer şehre... Yol kenarlarında insanlar iki büklüm el pençe divan selamlarlar valiyi...
Bütün bu şatafatlı itaat gösterileri arasında valinin gözleri, bir sokağın köşesinde yere çökmüş olan ve etrafındaki hiçbir şey ile ilgilenmeyen bir adama takılır... Perişan kılıklı, saçı sakalına karışmış bu adamın olduğu yere sürer atını vali... Atının üstünden inmeden, vakur ve sert bir ses tonu ile bağırır adama;
—Behey adam, herkes benim şehre gelişimi el pençe karşılarken sen kimsin ki yerinden bile kıpırdamıyorsun?
Perişan kılıklı adam istifini hiç bozmadan, sakallarının ve uzun saçlarının arasından beli belirsiz gözüken gözlerini valiye çevirerek:
—Ben hiçim…
Vali daha da hiddetlenir;
—Ne demek hiç! Senin bir adın, şanın unvanın yok mu bre adam!
—Senin var mı?
Vali iyice şaşırır ama cevaplar,
— Gafil!!! Nasıl tanımazsın, ben valiyim.
Adam aynı ses tonu ile sorar yine...
—Peki, daha sonra ne olacaksın?
—Sadrazam olacağım…
—Peki, daha sonra?
—Padişah olacağım...
—Peki ya daha sonra?
Kısa bir an duraksar vali ve
— “Hiç” der...
Perişan kılıklı adam, sadece gülümser...



Günün Fıkrası

Tesadüf...

Adam ve kadın barda karşılaşırlar.
Aradaki sıcak etkileşim sonucu soluğu kadının evinde alırlar.
Ateşli bir geceden sonra adam yatağın yanında duran fotoğrafı görür.
Bu arada adamın kulağı ile meşgul olan kadına “hey baksana bu adam senin
kocan mı?” diye sorar.
Kadın “I- ıh” diye cevap verir kısaca ve adam ile uğraşmaya devam eder.
Ama adamın kafasına takılmıştır bir kere.
“Peki, erkek arkadaşın mı?” diye sorar.
Kadın yine kısaca “yoo” diye cevap verir.
Adamın merakı iyice artmıştır.
“ O zaman baban ya da erkek kardeşin olmalı” der.
Kadın gülümseyerek
“Hayır hayır değil” der.
Adam dayanamaz ve “Allah aşkına söyle o zaman kim bu adam” der.
Kadın kafasını adama çevirir gözlerinin içine bakar ve gülümser:
“2 yıl önceki fotoğrafım”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.