1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Eroğlu Hristofyas cephesi - çözülen ve devam eden sorunlar
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Eroğlu Hristofyas cephesi - çözülen ve devam eden sorunlar

A+A-

Müzakereler bitti ama artçı depremleri devam ediyor.  Bunlardan bir tanesi  Hristofyas’ın Eroğlu’nu,  Eroğlu’nun Hristofyası  çözümsüzlük yanlıları olmakla suçlamalarıdır.  Öyle midirler bakalım:   (Donelerimizi Eroğlu’nun geçen zaman içindeki açıklamalarından derliyoruz.)

BİR:  Hristofyas Kuzey ile Güney sınırının  kesinlikle  Lefkoşa-Mağusa ana yolu olmasında ısrar etmekte,  Eroğlu ise kabulümüz değildir demekte.

İKİ:  Hristofyas için  olmazsa olmazın en vazgeçilmez şartı  Güzelyurt’un iade edilmesidir.  Eroğlu  “hayır”  demektedir.   (Hatırlatalım. Annan planı  ile Rum’a Güzelyurt da verildiydi,  Kuzey’de 51yerleşim yeri de.  Kısaca Kuzey’deki toprakların yüzde 21’i Rum’lara devredilecekti. Hem de en verimli olanları.  Adamlar “hayır” dediler,  sonra döndüler devam eden müzakerelerde benzer istekleri gündeme getirdiler!  Ne kadar akıllı olduklarını  anladınız değil mi? 

ÜÇ:  Hristofyas Karpaz’ı  kanton olarak istedi.  Eroğlu buna   “hayır”  dedi.

DÖRT:  Hristofyas Su kaynaklarına egemenlik koymak istedi.  Eroğlu kabul etmedi. 

BEŞ: Hristofyas  Kuzey’deki Rum mülkünün ilk sahiplerinin istedikleri şekilde malları üzerinde tasarruf hakkına sahip olmalarını isterken Eroğlu buna  kapıyı kapatıverdi,  tazminat ve takas üzerinde durdu.

Ötesi tartışmalar   Federal Kıbrıs’ı oluşturacak statüde anlaşmaya varmaktı. Çapraz oylama kabul edildi mi edilmedi mi bilemiyoruz.  Bir çözüm olasılığında Kuzey’den kaç TC’li yurttaşın ayrılacağı hususu da çokluk açıklık kazanmadı,  tutun ki Annan planındaki geçerli kabul edildi…

Daha bir ötesine gelince:  Temsilciler Meclisi,  Senato,   Dönüşümlü Başkanlık derken karman çorman bir düzenleme söz konusuydu.  Ki rast gele gerçekleşse  şimdilerde kendi içimizde kavga edip dövüşüyoruz ya,  o zaman Rum’la kavga edip dövüşecektik!

ŞİMDİ SORALIM 

Bu memlekette ısrarla  “birleşik Kıbrıs”ı savunanlar vardır.   Aslında savunmaları için AB siyasi çevrelerinden bazıları    “euro  olarak ödenmektedirler!”   Nitekim bu STÖ’leri 51 taneymiş. Fakat bugüne kadar  adları ile  aldıkları avrolar açıklanmadı!

Bu  “örgütler”  büyük olasılıkla ne Hristofyas’ın ne de Eroğlu’nun müzakerelerdeki tutumlarını beğenmiyorlar. Çünkü bunlar için yukarıda saydığımız gündem maddeleri  teferruattır. Asıl  olması gereken ise  “Kıbrıs’ın bir bütün olarak tek vatan,  tek devlet,  tek yurttaşlık ve tek uluslar arası temsiliyet statüsünde AB üyesi olarak çözüme ulaşmasıdır.  Kıbrıs Kıbrıslıların olmalıdır yani!

SONUÇ:

Bu yüzeysel verilerden sonra Eroğlu’undan mı yoksa Hristofyas’tan yana mısınız?  Yoksa  “birleşik Kıbrıs savunucularının yanında mısınız?” 

Karar sizindir. Değil mi ki bu memleket bizimdir!  İstersek yüceltir ihya ederiz,  istersek içine ederiz!  Bakalım ne edeceğiz! 

*****

ÇÖZÜLEN SORUNLAR VE DEVAM EDENLER

Doğrusu habire yazıp çizerken ben zannediyordum ki  “kim okur kim dinler varak’ı mihri vefayı”  kabilinden mesela muhatap olarak işaretlediğimiz yetkili ve sorumlular Timurlenk’in Fil’i gibi kös dinliyorlar!

O kadar değilmiş.  Köşemize taşıyıp şikâyetini yaptığımız bazı sorunlar  çözüme ulaştırılmış.  Tabi  halzinasyona kapılmak istemeyiz.  Fakat Mağusa ile ilgili  bir takım sorunları sütunumuza taşıdıktan sonra gördük ki  bazı tedbirler alınmış yahut çözüm getirilmiş…

BİR PARANTEZ AÇAYIM

Bu memleketin insanları yollarda bellerde haykırırlar,  parçalarlar,  yırtınırlar, dövüşürler  ya…  Daha önce de yazdıydım.  Zaman zaman Belediye’ye,  geçmiş yıllarda  Kaymakamlığa falan sorardım:  “Falan sorunla ilgili size bir şikâyet iletildi mi?”  Ve hep  “hayır”  cevabını alırdım.                                                                                                                                 Kısaca  insanlar  “şikâyet haklarını”  kullanmıyorlar.  Sadece kendi aralarında bağıra çağıra,  söve saya canlarını sıkan sorunların eleştirilerini yapmakla yetiniyorlar!

DEVAM EDELİM

Mesela   Mağusa’nın en güzel meydanlarından birisi olan Fiskiyeli Çemberin hemen köşesindeki o güzelim Fazıl Osman Polat Paşa Camiinin çevresi tümden kiralık arabalarla doldurulduydu ki çirkinlik ancak bu kadar olurdu.  Bir iki  kez,  “Cami gibi bir ibadet yerinin çevresinin galeri haline getirilmesi yanlıştır,  kaldırın falan diye yazdıktı.”  Bizden dolayı mı bilmiyoruz fakat baktık ki  kaldırıldı,  çok da iyi oldu…

Ve şimdi yazmak istemediğim öteki bazı sorunlar da  Köşemde yayımlandıktan sonra görüyorum ki  şu veya bu şekilde  ya çözülmüş yahut geçici tedbirler alınmış.

İnanın kırk yılı aşkın süredir yazıyorum,  üzerine gidip de  hasbelkader    çözümünü gördüğüm bazı sorunlar kadarı beni memnun edeni olmamıştır. Gerçekte gazeteciliğin de  bu olması gerektiğini düşünürüm. 

SORUNLAR BİTMEZ AMA

Geçtiğimiz günlerde vakta ki bir motorlu tekne yüzmekte olan bir İranlı öğrencinin üzerinden geçerek ölümüne neden olduydu,  anında “yasa” çıkartılarak  plajlara  güvenlik şeritleri  çekildiydi…

Ben yazmaya devam ediyorum ve diyorum ki ne çıkartılan yasa oldu ne de güvenlik şeritleriniz!   (Mağusa’yı biliyor ve   görüyorum  dolayısıyle Mağusa’daki plajlardan söz ediyorum.) 

BİR:   O  “güvenlik”  dediğiniz ve plastik balonlarla çektiğiniz  şeritlerle   insanları yüz metrelik sığ sulara hapsettiniz.  Yüzme haklarını ellerinden aldınız. Tatil günlerinde denizde yoğunlaşan kalabalıklardan kaçıp daha serin sularda soluk alma fırsatı bırakmadınız!  Buna karşılık Jet Skilere plajlar çevrelerinde deli gibi  sürat yapıp arkalarından pis mazot kokuları çıkartmaları ve gürültü kirliliği yaratmaları için  700 metre içerilere kadar denizleri emirlerine bağışladınız!

İKİ:  Boğaziçi Belediyesi’ni suçluyorum.  Yıllardır pislikten kurtaramadığı sahili bir yana,  olanca Jet Skiler  resmen plajının kıyısında  barınmaktadırlar.  Dolayısıyle  o jet skiler Plajdan çıkarlarken  denizde yüzmekte olan insanların arasından geçmektedirler!  Ayni sorun Glapsides plajı içinde de var.  Yani tehlike geçmedi devam ediyor! 

ÜÇ:  Halâ plajlarda  “güvenlik görevlisi”  yoktur.  Buna karşılık “Alo 158’e  açın telefonu, şikâyetinizi bildirin” deniyor.  (Bir gün deneyceyim ve sonucu “işte görün”  diyerek sizinle paylaşacağım!)   Öte yandan gençler gitgide  azgınlaştılar. Plajlarda   ailelerin, çocukların gözleri önünde çift oluyorlar,   yemedikleri herze  kalmıyor!

*****

VE MAĞUSA LİMANI   

Ne dedikti?  Eskiden pisliğini içeriden seyrederdik şimdi duvarları yıktılar dışarıdan da seyrediyoruz!  Üstelik sorunlar da katmerleşti.

Balıkçı mı yoksa yat barınağı mı belli olmayan “marina” dediğimiz  Mağusa limanındaki bölge halka açıldı ama  “pislik ve rezalet de beraberinde arttı.”

Artık sabahlara kadar o marina içinde türlü çeşitli insanlar cirit atmaktadırlar!  Şunun bunun sandalına girip   biralar içip çekirdek yiyip artıklarını bırakmakta, alet adavatlarını ya çalmakta yahut darmaduman etmektedirler  falan… Her gün bir yeni şikâyetle karşılaşıyorum.  Yüzü aşkın geminin barındığı bu yerde  tek  “görevli”  mesela   bir gece bekçisi yok.  Üstelik olması için uğraşan da yok!

Kısaca belki bir gün buraları derlenip toparlanacak ama şu sıralarda tam bir mezbelelik ve pislik alanı olmuş!  Yazalım dedik!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.