1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Ertuğ: “Bu pencere uzun süre açık kalmaz"
Ertuğ: “Bu pencere uzun süre açık kalmaz"

Ertuğ: “Bu pencere uzun süre açık kalmaz"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Osman Ertuğ, Kıbrıs sorununun halli konusunda bir fırsat penceresinin açıldığını, bu kez mutlaka bir sonuca bağlanması gerektiğini ifade etti.

A+A-

Yurdagül Atun

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Osman Ertuğ, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile yaptığı görüşmede bir fırsat penceresinin açıldığını, iyimser bir beklenti içinde olduklarını söylediğini ifade etti. Eide’nin iyimserliğinin nedeninin NAVTEX’in 6 Nisan’da sona erecek olmasından ve Güney Kıbrıs’la anlaşma halinde olan ENİ şirketinin çalışmalarının durabileceğinden kaynaklandığını belirten Ertuğ, Eide’nin misyonunu desteklediklerini söyledi. Ortak açıklama belgesinde, egemenliğin eşit iki halka ait olduğuna dair mutabakat bulunduğunu anımsatan Ertuğ, “Şimdi yapılması gereken, buna olan taahhütlerine sadık kalıp, gereğini yerine getirmeleridir. Ortaklığa imza attığınıza göre, müstakbel ortaklar olarak konuşmamız gerekir” dedi. 

Haberal Kıbrıslı Gazetesi’ne konuşan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Osman Ertuğ, uluslar arası camianın Kıbrıs sorunundan yorulduğunu, Kıbrıs Türk halkını bir 40 yıl daha izolasyonlar altında bekletmeye kimsenin hakkı olmadığını ifade etti.

“6 Nisan’a kadar beklemeye gerek yok”

Soru: Espen Barth Eide, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile yaptığı görüşmede hayli iyimser olduğunu söyledi. Bu tarafları motive etmek adına mı, yoksa gerçekten iyimser bir hava esiyor mu?

O.E: Eide fırsat penceresinin açılacağı konusunda beklenti içinde olduğunu söyledi. Nedeni NAVTEX’in 6 Nisan’da sona ermesi ve ENİ şirketinin çalışmalarını durduracağı. Bunun bir fırsat penceresi açabileceğini söyledi. Ama biz zaten masadayız. Anastasiadis’in dönmesini bekliyoruz. 6 Nisan’a kadar beklenmesi gerektiği gibi bir ısrarımız yok. Zaten Cumhurbaşkanı Eroğlu, liderlerin cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce de bir araya gelebileceklerini açıklamıştır. Öncesinde ya da sonrasında, biz her halükarda, bırakıldığı yerden görüşmelere devam etmeyi kabul ediyoruz. Dolayısıyla Eide’nin misyonunu destekliyoruz.

“Yoğunlaştırılmış bir tempo istiyoruz”

Bizim bu noktadaki ısrarımız şudur; Görüşmelerin en az başlaması kadar önemli olan bir şey de, sonuç alıcı, yoğunlaştırılmış ve sıkıştırılmış bir tempoda yürümesidir. Sonra da, bir sonuca ulaşması gerekiyor. Ayrıca görüşmelerin kesintiye uğramaması lazımdır. Hiç kimse keyfi bir şekilde masadan kalkmamalı… Bizim fikrimizin bu aşamada, Eide’yle örtüştüğünü gördük ve bundan memnuniyet duyduk. Fırsat penceresinden yararlanmayı ve önümüzdeki dönemde bu işin bir sonuca vardırılması gerektiğini düşünüyoruz. 

“Bu pencere uzun süre açık kalmaz. Yüzleşme zamanı”

Ancak bu çok uzun açık kalacak bir pencere olmadığı için süratle halledilmesi gerekiyor. Biz hep bu gerçekle yaşadığımızı ortaya koyduk, artık Rum kesiminin de gerçekle yüzleşme zamanı gelmiştir. Artık üçüncü ve son safhada, olması gereken yerdeyiz. Bildiğiniz gibi birinci safha tarama, ikinci safha öneri değişimiydi. Onlar tamamlandı ve müzakerelerin koptuğu nokta, al-ver aşaması oldu. Dolayısıyla müzakerelerin al-ver’lerden başlaması gerektiğini düşünüyorum. Burada Genel Sekreterin kişisel angajmanı çok önemli. Bunu ne zaman, ne şekilde yapacağı kendi takdirine kalmıştır. 

“Çapraz ziyaretlerden yanayız”

Öte yandan, Kıbrıs Türk tarafı olarak biz görüşmecilerin Ankara ve Atina’ya geçmişte yaptığı çapraz ziyaretlerin devam etmesinden yanayız. Mütekabiliyet ve denge bunu gerektirir. Sonuçta garantörlerin de katılacağı, çok taraflı toplantı noktasına süratle gelinmesi ve garantiler başta olmak üzere geriye kalan her noktanın sonuçlanması suretiyle çözüme ulaşılabilir. Ancak, Kıbrıs Rum tarafı halen her iki konuda da bu olumlu yaklaşımımızı reddetmektedir. 

Soru: Neredeyse yarım asırdır görüşen iki toplumdan söz ediyoruz. Siz umutlu musunuz? Uluslar arası camianın baskısı çözüme ulaştırabilir mi?

O.E: Ümit her zaman vardır. Zaten ümit olmazsa görüşemezsiniz. Diğer sorunuza gelince, biz ona “baskı” değil “motivasyon” diyoruz. Baskı peşinde değiliz. Bu motivasyon nasıl yaratılabilir, onun peşindeyiz. Türklerin üzerindeki izolasyonların kaldırılması bir motivasyondur. Biliyorsunuz Genel Sekreter, Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılmasıyla ilgili olarak hazırladığı son raporunda, güçlü ifadelerle ‘Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların kaldırılmasından’ söz ediyor. ‘Bunun çözüme yardımcı olacağını, aksinin hiçbir amaca hizmet etmeyeceğini’ söylüyor. Bu rapor Güvenlik Konseyi tarafından da onaylanmıştır. Bunlar Rum tarafı için motive edici olabilir. Ancak, hayata geçirilmeleri gerekir.

“Samimiyet testinden geçmesi gerekenler Rumlar…”

Samimiyet testinden geçmesi gereken Rumlardır. Benim şahsen pek uygun bulmadığım beklenti, iyimserlik-kötümserlik beklentisidir. Bunlar, nerede durduğunuza bağlıdır. İyimser olup hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz, kötümser olup umutsuzluğa düşebilirsiniz. Dolayısıyla durumu bu çerçeveye oturtmayı doğru bulmuyorum. Bu işin üzerinde sebatla, ama kararlılıkla durulması lazım. O noktaya geldik. Kimse, halkımızın 40 yıl daha izolasyonlar altında yaşam sürdürmesini beklemesin. 

Soru: Uluslar arası camia Kıbrıs sorununun çözülmesi yönünde baskı yapabilir mi? Bıkmadı mı yıllardır süren müzakerelerden?

O.E:Buna ‘bıkkınlık’ demeyelim, ama uluslararası toplumda bu konuda artık bir yorgunluk vardır. Artık bu işin bir sonuca bağlanması gerektiğini düşünüyorlar. Biz de proaktif bir şekilde sürece angaje olmaya devam edeceğiz. 

Soru: Rum kesimi kırmızıçizgilerinden bir milim sapmadı ve Türklerle anlaşma yapacak olan Rum liderin tarihin sayfalarına “Türklerle anlaşan lider” olarak geçeceği söyleniyor. Fırsat penceresinden söz ettiğimize göre Rumlar inatla savundukları tezlerinden kayma gösterdi mi?

O.E: Rumların fikirlerinde pek bir değişiklik yok aslında. Katı tutumlarını sürdürüyorlar. Konu, Rumların izledikleri siyaset şu an daha mı katı, daha mı az katı meselesidir. Biliyorsunuz, Rum lider uzun süre masaya oturmamak için ayak diredi. Birkaç saatte halledilebilecek bir ortak açıklamayı yazmak için 6 ay uğraştık. Ben o dönemde Özel Temsilci, yani görüşmeciydim. Süreci bizzat yaşadım. Neyse ki sonunda iki tarafın da onay verdiği bir belge ortaya çıktı. Şimdi yapılması gereken, buna olan taahhütlerine sadık kalıp, gereğini yerine getirmeleridir. Tek yanlı hareketlerden kaçınmak gerekir, çünkü belgeden çıkan ortaklıktır. Ortaklığa imza attığınıza göre, müstakbel ortaklar olarak konuşmamız, ona göre davranmamız gerekir. O belgede, egemenliğin eşit iki halka ait olduğu söyleniyor. Buna uymalarını bekliyoruz. Eide, “uluslar arası hukukta siyah beyaz yoktur, sorunun diyalogla çözülmesi gerekir” diyor. Egemenliği, tekelci, hegemonyacı bir zihniyetle yorumlamak ortaklık ruhuyla bağdaşmaz. Tek egemen Rumlar değildir. Kıbrıslı Türklerin, adanın tüm doğal kaynaklarında hakkı olduğu herkesçe kabul gören bir gerçektir. Ona göre davranılması gerekir. Dolayısıyla bugün sergiledikleri politika 11 Şubat 2014 tarihli Ortak Açıklama’nın lafzına ve ruhuna tamamen aykırıdır.

Soru: Taşınmaz Mal Komisyonu’na olan ilginin azaldığını görüyoruz. Bunun sebebi sizce nedir?

O.E: Rumlar, başvuruları azaltmak için uzun süredir faaliyet içindeler. Aslında, kendi halklarının “savunuyoruz” dedikleri haklarını ne kadar ihlal ettiklerini görebiliriz bundan… Bir taraftan bu konuda başkalarını suçlarken, diğer taraftan kendi insanlarına Kıbrıs’ın özel koşulları içinde mülkiyet haklarını nasıl kullanacaklarına ilişkin sınırlamalar getirmeleri, onların bu konudaki samimiyetsizliğini ortaya koyuyor diye düşünüyorum. 

Soru: Kayıp Şahıslar Komitesi çalışmalarını sürdürüyor ancak Rumların, 1974’de ölmüş/ mezarı belli olan kişileri de kayıp listesine almalarına ve bazı askeri bölgelerde kazı yapmak istemeleri ısrarına tepkiler var. Siz bu komitenin çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

O.E: Kayıp Şahıslar konusu, insancıl bir konudur. Siyasi istismarlara tabi tutulmamalıdır. Rum tarafının yapmaya çalıştığı gibi insanların acıları üzerinden politika yapılmamalıdır. 

Soru: Rumların lobi çalışmalarındaki başarıları yadsınamaz. ‘Kıbrıs sorununun 1974’ten sonra başladığına, mazlum ve mağdur olduklarına’ dünyayı inandırdılar. Kıbrıs Türkü yıllarca sesini duyurmakta zorlandı, ancak son dönemlerde sanki bizi de dinliyorlar. Haklılığımızı anlatma konusunda mesafe kat ettik mi?

O.E: Kıbrıs Türkü’nün kendini anlatabilmesi konusunda yoğun bir lobicilik yapmamız gerekiyor, ancak son dönemlerde daha iyi anlatıyor olduğumuz da bir gerçektir. İzolasyonlar konusunu, Genel Sekreter’in raporuna koydurmak için on yıllardır uğraşıyorduk. Neyse ki çalışmalarımız meyve vermeye başladı. Oysa ortaya konan her paketi reddeden Rumlardı. Buna rağmen, uluslar arası camianın toleransıyla, hatta ödüllendirmesiyle karşılaştılar, ama giderek, “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” misali gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Biz sabırla gerçekleri savunmaya devam edeceğiz. Meselenin diğer ayağı da, karşı tarafın, yani dış dünyanın bunu nasıl algıladığıdır. Bu konuda bize karşı bazı tarihi ve kültürel önyargıların bulunduğu da bir gerçek. Kıbrıs Rum tarafına tarihi bir hata sonucu 1964’ten bu yana haksız yere ‘tanınmış hükümet’ muamelesi yapılmaktadır. Güney Kıbrıs’ın bunu kullanarak AB üyesi olması ve diğer avantajları göz önüne alındığında, uluslar arası toplumun bu konuya objektif bakış açısıyla yaklaşması kolay olmuyor. 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.