1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Eşekler Ordusu
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Eşekler Ordusu

A+A-

Sehven yazılmış Eşekçik kitapçığı

—Dört eşek bir insanı götürdü-

“NASIL KİTAP YAZDIM NASIL KİTAPÇIĞIM ÇÖZÜLDÜ”

‘Şifresiz Açık Kanalda Yayınlıyorum’

 

GELİŞME ya da GELİŞMECE

25.04.2012 Lefkoşa Merkez Cezaevi: GÖRÜLMÜŞTÜR

 

            —Niye haftaya dedin yazmadın lan?    

—Boğazda kuruluk, burunda akıntı, bünyede vasatlık, yazı yazmada dermansızlık yarattı haliyle.

— Sen devletle münakaşalı şaka mı ediyorsun lan?

—Devamlı lan diyorsunuz devletin vatandaşıyla tokalaşması mı bu?

—Kes ulan! Devamı haftaya diyorsun, devletin dersine devamsızlık yapıyorsun, gazeteyi alıyoruz senin yazı yazılmamış, sen devletle misket mi oynuyorsun?

—Niye? Devletin kendi dersinde kaybettirip hanesine yok yazdığı öğrencisi yok mu, her zaman devletin işkencecisi devam yapacak değil ya, tutunuz ki bu kez derste kayıp edilip künyenizde bulunamayan ben değil, işkenceciniz. Dersimiz beden eğitimi, üniformamızı getirmedik, bugün Cuma son iki ders boş!

—Kes dedim ulan, misket oynamıyoruz burada, devlet yönetiyoruz!

—Misket oynayan devlet pek sevimli olurdu.

—Sen devletin memuruna misket mi oynuyor diyorsun?

—Bilahare çocukça bir neşe katmak için çocukça bir fikir.

—Kes lan! Çocuk parkı mı burası! Ayrıca misketse onu da biz oynarız.

—Hadi be! Devlet misket oynar mı?

—Oynar. Ankara misket oynuyoruz çoğunlukla buralarda. Birinci çinko Denktaş, ikinci çinko Mehmet Ali Talat ve fakat nedense mütemadiyen tombala Ankara, akortsa misket.

—Hadi be, nasıl oynuyorsunuz?

—Sen hiç üç-em-lere gitmedin mi, kaç kere emildiğinin göstergesidir her bir em; alttan veriyoruz müziği, siz yukarda ne olduğunu unutuyorsunuz, kapitalizmin müzikle sömürmesi, siz durmadan alıyorsunuz, siz alırken biz sizden veriyoruz. Müziğin sesi fazla mı yoksa kısayım mı?

İkinci dalga böyle başladı. Daha doğrusu benle bir türlü kendimin anlaşamadığı o yerde gene bir şeyler olmuştu, şizoid tarihim durmak bilmiyordu, yeni şizofrenlerle giderek büyük bir aile pardon büyük bir örgüt olmaya başlıyorduk. Her şey 2003 yılının Eylül ayında o makus olayla başladı. Ondan evvel ise Denktaş’ın ‘Kıbrıslı diye bir millet yoktur. Adada Türkler ve Rumlar vardır.  Sadece eşekler duru Kıbrıslıdır’ demesiyle alevlendi. Denktaş bunu demese o makul olay olmayacaktı. Ama oldu. Bu sözün üstüne, eşeğe pasaport yapıyorlar, Bay Kıbrıs adını veren makamı da Birleşik Federal Eşekler Cumhuriyeti koyarak sınıra geliyorlar. Önce KKTC sınırından içeri girmelerine karşı çıkılıyor, ardından izin veriliyor, girer girmezse gözaltına alınıyorlar. Bitmiyor. Çünkü iddia edilen vuku uygunsuz tavır, polise hakarette bulunmak. Bitsin değil mi, hayır, eşekli kafadarlar bu kere de, ‘Biz Denktaş’ın sadece eşekler gerçek Kıbrıslıdır sözünü protesto için bu eylemi yaptık’ diyorlar. Bu yüzden de geçişinde sorun olmaması gerektiğini söylüyorlar. TC makamları eşeği göz altına alıyorlar. Kısa bir süre sonra ise de eşeğin suçu yok denerek serbest bırakılıyor. Bitiyor mu, elbette hayır, curcuna şimdi başlıyor, ben her şeyi bilirken, kendim aval olarak bakıyoruz hadiseye.

Şener Beyler az değil efendim, hadise şimdi yüzümüze vuruluyor ki, 2003 yılındaki bu hadise, malum çevreler tarafından provoke edilmiş, gayet planlı ve sonrası için devletin bekasına saldırı niteliği taşıyan bir hareketti. Şener Beyler olarak bilinen tim, Şener Levent ve Şener Elcil imzası taşımaktadır. Şener Beylerin yapmak istediği eşekleri örgütleyerek eşeklerden bir ordu kurmak, merkez üssü olarak Karpaz’ı seçtikleri yüksek ihtimaldir, daha sonra boyuna ve enine bir genişleme ile tarihte Truva Atı olarak bilinen yöntemle Lokmacı Barikatından geçerek Güney ile Kuzey arasındaki hattı delmek-yıkmak suretiyle KKTC’nin varlığına son vermektir. Ordunun başında Şener Levent ve Şener Elcil ile dört eşek ve çeşitli ebatlarda patlayıcı olarak şakalar bulunmaktadır. Ordu içinde komuta zinciri esas alınmaktadır. 2003 yılındaki yöntemde parmakları olduğu, parmaklarının daha da çok olduğu ve timlerinin de ikisinden oluşmadığı, benim bildiği ama kendimin bilmediği, bu timin içinde benim de yer aldığım yüzüme okundu. (Hala yazıyor olmam, deli saçması olsa gerek.)

—Efendim eşek şakası yapıyor olabiliriz devletin daha ciddi işleri yok mudur, rica ederim böyle ordu mu olur?

—Çok açık olarak belgelerle Eşekler Ordusu kurmaya çalıştığınız belli lan.

—Eşeklere sorulmuş mu?

—Nasıl lan?

—Eşeklerin haberi var mı, zira eşekler konudan bihaberse, ortada bir ordu durumu kökten imkansız.

—Bomba yapmak suçtur. Bombayı hazırlamak da suçtur. Bombacıya bombayı nereye konulacağı sorulur mu, ortada bir bomba varsa patlar demektir lan.

—Senin misal problemin var devlet memurum; bomba ile eşek aynı şey değil, sen bomba ile eşeği karıştırıyor olmayasın. Maksat karışsın işte, ki senin patlatacağın bomba fark edilmesin.

Örgütün komutanlarından Şener Elcil’in öğretmen kimliği ve duyarlılığı ile Afrika Gazetesinde her Salı ve Pazar günleri ‘Eğitim ve Ordunun Devamlılığı’ açısından önemli bulduğu ‘Anırma Derslerine’ hepimiz toplanıp katılmaktaydık. Eşekleri Karpaz’dan toplayıp getirme görevi Ali Osman’ındı. Ali Osman ‘Eşekleri Toplama ve Orduya Kazandırma Komutanıydı’. Ali Osman ordu içinde önemli görevlerden birindeydi. Çünkü eşeğe yavaşça sızan, öncelikle arkadaşlık kuran, sonra yakınlığı eşek tarafından da görüldükten sonra Afrika Gazetesi Karargahına getirmek onun alanıydı. Bu aşamadan sonra, önce Eşeklere ordunun kapsamı içinde doğru ve düzgün anırmayı Arif H.Tahsin öğretmekteydi. Bu tecrübesini daha sonra bize de aktaran Arif H. Tahsin ordunun ‘Eşek Anırtma Eğitiminden Sorumlu Komutanı’ idi. Bu yöntem uygulanırken doğru ve düzgün anırmayı beceremeyen eşekler kızağa alınmakta, üç ila altı ay arasında dinlendirilmekte, ‘Eşek Abisi’ denen iki ya da üç kişiden oluşan ekip tarafından sürekli gözetim altında tutularak, istenilen seviyeye gelince geri orduya kazandırılmaktaydı.  Bu ekibin başında, ‘Eşek Abileri Komutanı’ olarak Mehmet Levent bulunmaktaydı. Eşekleri eğiten ve ‘Eşek Eğitmenleri Komutanı’ olarak anılan birinci komutan Erdoğan Baybars yanındaki ikinci komutan ise Ümit İnatçı idi. Erdoğan Baybars çeşitli şakalar yaparak, mizah yeteneği ile eşeklerin özgüvenini aynı zamanda da orduya duyacakları yakınlığı bu yolla sağlamaktaydı. Ümit İnatçı ise daha çok kuramsal yani teorik açıdan eşekleri bilinçlendirmekte ve yeniden istenilen seviyeye gelip anırmalarını sağlamaktaydı. Ordu içinde her şey noksansız, saat gibi ve oldukça plan hatta program içinde yürümekteydi. Ben de bu anırmaların bir çoğunda bulunmaktaydım, Eşekler Ordusu yavaşça sesini yükseltmeye başlıyordu. Fakat, birden olmuş işte, kendim bilmiyoruz fakat ben öyle diyor. Şener Elcil tarafından iyi anıramadığım gerekçesiyle bu toplantılardan uzaklaştırılıp ordunun başka kademelerine gönderilmekteydim. Bu kademelerden birindeki görevim ise, her şeyin sonu olacaktı.

—Eşek Evleri kurmuşsunuz lan, sabahtan akşama kadar anırıyormuşsunuz. İnsan olun, insan azıcık, eşekler bile gülüyor lan halinize.

—Kesinlikle devletlumun memuru; insanlık nisan yağmuru eşeklik dört mevsim iklim!

Faize ‘Her pratiğin bir de teorisi olmalıdır yoksa cephede savaşacak ordunun motivasyonu olmaz’ dedi ki ‘Ne oluyor lan’ demeye kalmadı, kendimi Mahmut Anayasa’nın hukuk bürosunda buldum. ‘Ne oluyor ne yazıyoruz’ demeye kalmadı, Ordunun ‘Yazı İşleri Komutanlığında’ ‘Pratisyen Yazar’ olarak yeni görevime başladım. İşte o meşhur, o her boka maydanoz tadı veren, ikinci dalganın tsunami olmasına sebebiyet veren, o kitabın yazılmasına böyle başladık. Sonra gene devletin yüzüme tükürerek okumasından öğrendim ki, Mahmut Anayasa’nın, ordunun iktidarı ve devleti devirdikten sonra mevcut Kanunname’yi hazırlayacağını, ‘Hukuk İşleri Komutanı’ olduğunu o günlerde bilmeyecektim. Faize Özdemirciler ise Ordunun ‘Doküman Komutanı’ olarak görev yapmaktaydı. Vazifesi orduya ‘Övgü’ ve ‘Yandaş’ çekmek maksatlı, kurulacak ordunun da malum yıkma planını haklı gösterecek zemine getirecek provokatif yazılar yazmaktı. Bendeniz ise ‘Pratisyen Komutan’ olarak dişe dokunmaz dolgu maksatlı görevime başlamıştım. Fakat ne bileyim devletin otuz iki dişine birden dokunacağımı?

—Eşekler Ordusu kitabını niye yazdınız lan?

—Elim kalem tutuyor aklım fikir.

—Kim yazdırdı, Elcil mi Levent mi?

—Ben anırma bölümünde detone bulunduğumdan sessizce kalem tutmam istendi.

—İsim ver.

—Eşek.

—Eşek kim lan?

—Karpaz Eşeği.

—O ne lan?

—En duru Kıbrıslı lan.

Kitapta Karpaz Eşeklerinden, Karpaz Eşeklerinin orijinalitesinden, Kıbrıs’a özgü oluşundan, Adadaki tarihçesinden, dünya eşekleri ile olan ilişkisinden, onlara karşı içe kapanık ve evde kalmışlığından, dünyada bir milleti temsil eden ilk hayvan oluşundan, eşeklerin buna neden ses çıkarmadığından, eşeklerin kendi aralarında oynadığı misket oyunundan, bundan da hiç rahatsız olmayışlarından, zaman içinde bu eşeklere sahiplik yapacağını söyleyerek onlara yakınlık gösterip ondan sonra da ilk fırsatta kiralamaya, satmaya, başkasının üstüne geçirmeye, eşek kimliğini kabul etmeyip onu eşeklik sıfatından uzaklaştırmaya çalışanlardan, eşeklerin zaman içinde başka türler tarafından nasıl yaşama, kültür, özgürlük ve oyun alanlarının alındığından, zaman içinde de kendi yaşam alanlarında eşek olarak kimliklerinin, anırmalarının, yaşamlarının, yemek yemelerinin, kulak boylarının, gözlerinin yok edilmeye, müdahale edilmeye, silinmeye, suçlanmaya, azarlanmaya sonra da taşlanmaya varacak şekilde çektikleri sıkıntılarının, umutlarının ve artık yaşadığı yerde eşek olmanın ne kadar acı olduğunu anlatmaya çalıştık. Fakat kitap, dosyayla birleştirildi, ikinci dalgada Eşekler Ordusu kitabının tamamen Ordunun sözcüsü olup mevcut devlet yapısını değiştirmek yönünde provoke tavır sergilediği devletçe öngörüldü. Bendeniz kendimi tanımamaktayım, buraya kadar bir daha dönüp yaptıklarımı okudum, bu kadar eşeklik yapmış olamam efendim, fakat etmişim efendim. (Midas’ın Kulakları kimindir?)

Mahmut Anayasa’nın hukuk bürosuna yapılan baskınla, kitap öznesinden yüklemine varamadan, dolaylı tümleç dolaylarında ‘suçlu’ bulunup basıldı ve kopyaları alındı. Faize, Mahmut ve ben tutuklandık. Tutuklanırken birbirimize tutunmamıza özen gösterildi. (Devlet hassas bir kurumdur, katılıyorum.)

Kazık yerlerden sormakla yetinmeyen devlet bazı Şık’lara şifre koyup, okuyucusunu aldatmak istiyordu, Şık’lardan kandırılıyorduk, herkese yafta takılırken, kendi şifresini kendi öğrencisine çözdürüyordu devlet. Devlet, maksatlı olarak bayrakları ayırt etmemek istiyordu, tıpkı Şık’ları ayırt edemeyip bir uydurma soruyla önümüze cevap diye koyduğu yalanlar gibi. O bayrak yalancıların bayrağı değil, gocunmasın sual eyleyen, siz ancak kendinizi kandırırsınız ne Şık’ları ne de bizi değil, herkeste bu bayrağın pasaportu yok mu, neyin kızgınlığı bu, ey merhameti koynunda yalan yumağı, o bayrağın garantörüsün, garanti etmen için var o bayrak, sen ki garantisisin yani o bayrağın, o bayrak olmasa bu yalanlara ne şifre koyabilirsin, ne de kendi öğrencilerine okul dikebilirsin, bizim Şık’ımız her zaman dürüsttür, namusludur, bizim Şık’ımız onurludur; sen onları kandır bizim Şık’ımız bellidir, der ki a Şık’kımız: “Güzel yaşanabilir bir dünyanın eşit ve adil bölüşüme dayalı sosyalizm ile geleceğini düşünen sosyalistim.” Başka soru sorma, başka yanıt alamazsın, başka soru da çözmeyiz zaten Nokta

Bununla da bitti mi. Hayır. Raporda görüldü ki, Şener Elcil ‘Eşekler Ordusu’ kitabını Rum Eşeklere de dağıttı. Onlarla irtibata geçti. Bununla da yetinmedi. Amacı Rum eşeklerle bir araya gelip devleti yıkarak Rum devleti kurmaktı. Bunun için devletin elindeki nefis bir gerekçe vardı. Şener Elcil’in elindeki bu eşeklere bakıldığında Kıbrıslı Türk eşekler dişi, Kıbrıslı Rum eşekler ise erkekti. Bu bakımdan duruma bir kere daha bakıldığında Şener Elcil’in hedefi açıktı. Açık olarak Türk düşmanlığı yapmakta, Rumlarla birlikte devleti yıkma peşindeydi. Devlet, kendisini de, yan hücremize almıştır. (Elin dert görmesin, şifreli yalancım)

Bütün bunların sonucunda Eşekler Ordusu’nun tüm kadroları ve Ordu komutanları yakalanarak Lefkoşa Merkez Cezaevine kondu. Kıbrıs adasındaki bütün eşekler toplatıldı ve ikinci bir emre kadar ‘devletin ahırından’ çıkmaları yasaklandı.

Bir neticesi oldu ama değil mi? Mutlaka oldu, zira giriş ile gelişen her hikayenin bir sonucu mutlaka vardır. O da haftaya. (Hasta olursan devlet yatağından kaldırılacaksın ona göre, sıkı giyin, soğukta dolaşma… Ne insan lan devlet!)

Devamı haftaya…

15 Nisan 2011

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.