1. YAZARLAR

  2. Gürdal Hüdaoğlu

  3. Eserimizle övünebiliriz
Gürdal Hüdaoğlu

Gürdal Hüdaoğlu

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Eserimizle övünebiliriz

A+A-

Seneler evvel çalıştığım gazetede, Mağusa bölgesinde ağıla dönüştürülen bir Venedik kilisesini manşete taşımıştık.

Muhabir arkadaşımız çarpıcı fotoğraflar getirmişti. Kilisenin bir kısmı samanlık haline getirilmiş, kalan kısmıysa koyunlara ayrılmıştı.

Koyunların meraklı ve talepkâr bakışlarıyla tarihi kilisenin heybeti arasında büyük bir uyumsuzluk vardı. Manzara alabildiğine tuhaf ve yürek kanatıcıydı.

Haberi yayınladığımız gün erken saatlerde telefon çaldı. Arayan, eski eserlerden sorumlu üst düzey bürokrattı.

Herhalde üzüntüsünü dile getirecek ve kilisenin derhal kurtarılacağını müjdeleyecek” diye düşünüyordum. Hatta kim bilir konuyu dikkatlerine getirdiğimiz için teşekkür bile edebilirdi.

Ama hayır... Çok öfkeli ve bir o kadar da alaycıydı. “Ne yani siz şimdi kendinizi Uğur Dündar mı zannedersiniz?” diyerek sataşmaya başladı. “Amma mühim haber yakaladınız ha!” diye dalga geçti. Arkasından hesap sordu: “Memlekette o kadar çok konu varken bula bula bu kiliseyi mi buldunuz haber yapacak?”

Bürokratın söyledikleri şoke edici, tavırları sinir bozucuydu. Ama yine de bu telefon görüşmesi benim için çok öğretici olmuştu.

Bu görüşme sayesinde anlamıştım ki sorumluluğu, koyunlarına dam arayan çobana yıkmak hiç de adil olmazdı. Çünkü ortada, eski eserleri korumakla görevli bürokratı bile sarmalına almış derin bir “zihniyet” sorunu vardı.

Toplum sanki kendi tarihine savaş açmış gibiydi. Savaş muhtelif cephelerde sürüyordu. Atıl ve korumasız bırakılan eserler yağmalandı. Binlerce tarihi parça yurt dışına kaçırıldı. Köy kiliselerindeki çanlar söküldü. Bu iş için sabaha karşı kilise duvarlarına gürültülü vinçler bile dayandı.

Dünyanın en önemli müzelerinde Kıbrıs’tan kaçırılan binlerce esere özel bölümler tahsis edilirken bizde yıl 2011, bir arkeoloji müzesi bile yok.

Kendi tarihimiz padişahın uçkuru kadar ilgimiz çekmiyor. İstanbul’da Topkapı Sarayı’nın harem bölümüne gösterdiğimiz ilginin yarısını sarayın bitişiğindeki Arkeoloji Müzesi’nin Kıbrıs katına göstermiş olsaydık, ülkemizi şimdikinden çok daha fazla sevecektik, eminim...

Geçmişle savaşımız sürüyor. Yerlerine lüks kumarhane kondurmak için tarihi amabarları yıkıp mezarları dümdüz ediyoruz... Bayrak dikeceğiz diye binlerce yıllık mozaikleri dozerle çiğniyoruz... Cafcaflı otellerin görkemini gölgelemesin diye 200 yıllık şapeli 15 dakikada yere seriyoruz...

Tarihe böylesine kinlenmiş bir yer, turizmden nasıl medet umabilir? Fakat daha önemli soru şu: Geçmişiyle bu kadar bağsızlaşan bir toplum kendi kendini sevebilir mi? Tarihle iritibat kesildiğinde, toplumsal özgüven duygusunu besleyecek damarlar da kopmuş olmaz mı?

Demek müstesna adanın kaderinde, kendini kumara teslim etmek ve kamalı müdavimlerin doluştuğu gece kulüplerinin ışığına aldanmak da varmış...

Koskoca ada, geceli gündüzlü böğürerek çalışan ve tarihten eser bırakmamaya ant içmişçesine ileri geri hareketlerle geçmişi ezen dozerlere teslim edildi.

Memleket, eski eserlerden “kurtularak”, kumarhane ve kerhane türü pek “muteber” yeni eserler sayesinde “kalkınıyor.”

Ne diyelim? Geçmişinden utanan bugünüyle iftihar etsin. Eserimizle ne kadar övünsek azdır...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.