1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Evet, hastir Yılmaz Bey beğenemedin mi?
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Evet, hastir Yılmaz Bey beğenemedin mi?

A+A-




Lavukluk odur ki, bir halka dalkavukluk yaptığını söylerken beri yandan şovenist-kafatasçı bir yaklaşımla, halk bilmeden, hukuk bilmeden, tarih bilmeden, kültür bilmeden, bir halkın varlığını başka bir halkla tokuşturarak oradan millet, tarih, savaş, kan ve hiç bitmeyen gözyaşılar için nefret yaratmaktır.

Lavukluk odur ki, bir de üstüne utanmadan, çok ucuz numaralarla büyük naralar attığını ve topluma gazetecilik yaptığını sanmaktır. Lavukluk ki, yeter artık, sen, Cemil Çiçek, Recep Tayyip Erdoğan,  bu halkın daha neresinden sokuşturarak aşağılayacak, her gün sütunlarınızda, kürsülerinizde, mikrofonlarınızda yeni bir lakap yeni bir isimle saldıracaksınız.

Yılmaz Bey, hem Tayyip hem de Cemil Çiçekle durduğunuz yer askeri nizam şeklinde bir ise, sizin kendi ülkenizdeki iç kavganız nedir? Faşizmin biçim değiştirmesi mi yoksa hangimiz hangi yöntemle faşizm uygulamasını dikte ettireceğiz kavgası mı? Sarık mı olacak kalpak mı, doğru söyleyin sizin onlardan ayrılan ‘demokratlığınız’ nedir? İkinizin birbirinden hiçbir farkı yoktur çünkü ikinizin de siyasal tarihiniz içinde ‘faşistlik hamuru’ vardır. Bugün söylediklerinizin MHP ile hiçbir farkı olmaması da hastir çekilecek bir şey değil midir acaba? Yazık ki AKP zihniyetinin karşısında dahi demokrasi namına tek bir sözcüğünüzün olmaması ve bir kere bile ‘insandan’ ‘haktan’ ‘soldan’ yana duramamanız da hastir değil mi? Bugün ülkenizde emekçi sınıf büyük baskılar ve dayatmalarla köşeye sıkıştırılırken de ‘soldan yana’ ‘adaletten yana’ ‘insandan yana’ hep eksik kalmanız da hastir değil mi? Sizin onlardan onların da sizden tek bir farkı vardır; biçimsel faşizm!

Hastir Yılmaz Bey, çünkü keşke 21 Aralık günü küvette öldürülenlerin ‘insan’ olduğunu ve ‘masa’ ‘sandalye’ ‘kalem’ ya da sizin ‘üniformalarınız’ etmediğini bilseydiniz. Keşke azıcık tarih ve yanında biraz da edep bilseydiniz. İngilizlerin bu adada ne dolaplar çevirdiğini o dolaplardan da sizin gibi kavgaya meyilli öldürmeye aç ve salyalarını akıtarak silah, tank, tüfek ve bazen yazı ve çoğu kere de kalem etmeyen düşünceler için ‘Kanlı Noeller’ hazırladığını bilseydiniz. Keşke ölenin de ve öldürenin de çoğu zaman her dilde ve her imanda ‘İNSAN’ ettiğini düşünebilseydiniz.

Evet, hastir Yılmaz Bey, marifet o küvette o resimleri koyarak yanına da melodram bir hikâyeyi kanatarak, içinden daha fazla kan, daha fazla ölüm, daha fazla kavga çıksın diye ucuz numaralarla ‘tarih dersi’ vermek değildir! Yılmaz Bey, doğduğum günden beri buralarda o dersten kaçıyorum ben. İnsanım ve kaçıyorum çünkü siz kocaman-kocaman devletler, küçücük-mini minnacık çocukları ‘korkutarak’ siyaset yapmayı marifet sandınız.

Küçüktüm ve korkuyordum. Çünkü korkakların başka korkaklar yaratmak için uydurdukları ‘korku hikâyelerini’ daha bilmiyordum. Ama bilmeye başladığım ilk andan itibaren hepinizin ne kadar korkak olduğunu ve korkakça savaştığını gördüm.  O fotoğrafta bişey yok Yılmaz Bey! Neden biliyor musun? Bizden korkak olmasın o tarafta da –genelde sizin cenahtan ve nedense sizin cenahtan olup da sizinle hiç iyi geçinmeyen ve birbirinizin kellesini almak için uğraşan o ‘korkaklar’!

Hâlbuki bizim tarihimiz öyle değildir, biz dünyanın her yerinde bizi severiz, bizle kavga etmeyiz ve dilimiz her yerde biz eder, ne güzel!- yaşıtım bir sürü çocuğu aynı resimlerle korkuttular. Korkuttular ki, sizin gibilerin istediği gibi bir düzen sürsün diye. O çocuğu da bizim vahşi, acımasız, tarihten gelen ve hiç bitmeyecek bir düşmanlığımız olduğu öğretildi. Şimdi bu marifet midir, onlardan biri de aynı kederli ve hüzünlü bir hikâyeyi anlatamaz mı? Bu acı, herkesin acısı değil midir? Neden daha fazla insan ölsün diye uğraşır sizin gibiler? Neden insanlık namına tek bir kurşun atmayı becermez de nefret tohumları ekmek için yarışır insan yüreklerine? Hastir Yılmaz Bey, sabaha kadar hastir.

Hastir öyle mi? Kapattığınız fabrikalarımızın yanına gece kulüpleri açtığınız için hastir! Portakal bahçelerini kesip ona buna peşkeş çekesiniz diye diktiğiniz oteller için hastir! O otellerde dahi Kıbrıslı gençleri çalıştırmayıp, Türkiye’den getirdiğiniz kendi elemanlarınız için hastir! Hafta sonları kumar oynamaya gelen kokoş teyzeler için ve onlardan sarı saçlı olanına uçakta ‘Cumhurbaşkanımı’ aşağılamayı da öğrettiğiniz için hastir! Kara paralarınızı arka bahçeniz diye bellediğiniz kumarhanelerde akladığınız, kirli cinayetlerinizin lekesini Beşparmak Dağları’na sildiğiniz için hastir! On yedi yaşına geldiğinde kendi memleketinde iş, aş bulamadığı için İngiltere’ye gitmek zorunda kalan gençler için hastir!

Orasından burasından her gelen iktidara (yani her gelen maşanıza) soygun ettirdiğiniz DAÜ daha da büyüsün de daha da soyalım diye babasının fabrikasını kapattığınız, artık böyle bir fabrikaya burada gerek kalmadı dediğiniz için, on dört yaşında memleketinden ettiğiniz çocuk için hastir! Avustralya’da her gün memleketini deli gibi özleyip de dönsem ne yapacağım diye yakınan kadınlar ve adamlar için hastir! Bu ülkenin kendi nüfusundan daha fazla insanının ‘gurbette yaşamak zorunda kaldığı’ için hastir ulan! Hastir, hepsi için, sabaha kadar hastir! O hasretle yaşayanlar, durmadan pompaladığın nüfus için ‘gelen de bir giden de bir’ dediğin halde gidenin hep bizim bir parçamız, yanımız, eksiğimiz olduğu için hastir! Kumarhaneler, kerhaneler, tecavüzler, cinayetler, orospular, pezevenkler, katiller, hırsızlar için bir de benden hastir! İşine gelsin gelmesin, beğen beğenme, daha dur şubat bu sene martın ikisine kadar çekecek, hastir, hastir, hastir, hastir oldu mu?

Sen, Levent Kırca, Müjdat Gezen, Uğur Dündar, ülkenizin ‘aydınlık yüzü’ ‘aydınlanma partnerleri’ diye televizyonlarda, gazetelerde endam ederken sizi AKP’den ayıran zihniyet nedir? Tayyip, Cemil Çiçek, sen hepiniz aynı bahçenin meyveleriniz. Mesele ne olursa olsun, sizin zihniyetlerinizin derdi daha çok cami ile daha çok heykel kavgasıdır. Çünkü Kürtler de acılar içinde kıvranırken, onlara da benzer tepkileri verdiniz.  Evleri yakıldığı, köyleri boşaltıldığı için kendi yurdundan çıkmak zorunda kalanlar için de sizler ‘aynı resmi’ gösterdiniz. Hastir dediniz! Çünkü kavgayı harlayan, düşman yaratan, daha çok ölüm, daha çok kan, daha çok kin olsun diye gayret gösterdiniz. Yoksa Yılmaz Özdil olmak nedir? Yılmaz Özdil, Kıbrıs’la ilgili neden yazı yazar ki, hiç düşündünüz mü?

Bir kere de adam gibi sol olun. İslamcılara, liberallerle, şuna buna ahkâm kesip adalet, hukuk herkes içindir derken, bir kere de insani yerden bakmayı öğrenin. Ha, sizin hiçbir zaman sol olmadığınız çok aşikârdır, sizin neye karşılık ettiğiniz de aşikârdır, fakat yalan söylemeyin. Bir kere daha ve altını postalla çizerek söylüyorum Yılmaz Bey: Bu halkı siz kurtarmadınız. Bu halkı siz beslemiyorsunuz. Siz, bu halktan çoğu kere daha fazlasıyla soyduğunuzun üçte birini geri verme zahmetini bile göstermiyorsunuz. Mesele budur. Ha, o resimde olanlar için biraz daha tarih araştırması yapın. Ha bunu sizin zihin redd-i ilhak edebilir, mümkündür, o zaman şöyle düşünün; hiç de delikanlıca değildir. Çünkü başka bir delikanlı da kendi ölümlerinden bahsetmeye başlarsa bu ölümler hiç bitmez. Bizim lisanımız ölümler bitsin diyedir, ölümler bitmesin diyorsan yine de hastir!

Cemil Çiçek, Tayyip Erdoğan ve son tahlilde akciğer filmlerine bakıldığında biçimsel faşizm hastalığı dışında aynı rahatsızlığa maruz kalındığı fark edilen Yılmaz Özdil; yeter, dünyada hiçbir halk kendisine ‘kardeş’ dediği bir ülke tarafından bu denli aşağılanmaz. Samimiyetsizlik de bir lavukluktur ki, demek kardeşliğimiz de bir yere kadar. Demek, el pençe divan durmadığımızda hepimize demokrasi naraları atıp diğerini daha az demokrat olmakla suçlayan sizler, hepimize başka sıfatlar buluyorsunuz.

‘Besleme’ ‘Cuma hakaret edip Pazartesi benim gönderdiğim maaşı çekiyor (bkz baya yavşak, dönek) ‘dalkavuk’ ve ‘lavuk. İnsan eğer stratejik düşünmüyorsa ve yalan söylemiyorsa kardeşine bunu yapar mı? Bu kadar laf sokuşturur mu? Doğruyu söyleyin, biz değil, değil mi, siz bizi hep durduğumuz yer için, Akdeniz Sokak’ta oturduğumuz için, bağımız bahçemiz taşımız toprağımız güzel olduğu için sevdiniz? Çünkü insan kardeşine bu kadar ‘hain’ bu kadar ‘kötü’ bu kadar ‘faşizan’ davranamaz!

Hastir, Kıbrıs nerede diye önüne haritayı koyduğumuzda Rusya’nın oralarda arayandır. Daha geçenlerde sizin ana haber bülteninizde de Kıbrıs’ın nerede konumlandığını burada askerlik yaptığı halde ‘Sicilya’nın yanında’ ‘Türkiye’mizin en güzel yeridir’ ‘Karadeniz’in bir adasıdır’ diyenlere çek! Yani mesele şudur hastir efendi, buraya dair hiçbir şey bilmediği, hiç görmediği, ne yer ne içer huyu suyu nedir bilmediği halde, sizin gibi zihinlerin taşeronluğuyla ‘Kıbrıs namustur’ edebiyatıyla ‘kendine benzetme-kendi gibi olmasını’ isteyenlere çek!
 
Mersin’de bulunduğum senelerde, Kıbrıslıyım deme gafletinde bulunduğum için ‘top denize düşünce ne yapıyorsunuz’ sorusuyla karşılaştığım o insanlara hastir çek! Muhakkak ki bu soruyu soran ‘hastir genç’ şu an Kıbrıs meselesi üzerine birkaç ahkâm kesmektedir ve ayırdığı parçalarından da ‘bizim paramızla beslenip bize ayaklanıyorlar utanmazlar’ demektedir. Soruyorum ey gazeteci; ‘hastir’ en çok Kıbrıslının ağzına yakışmıyor mudur?

Halil İbrahim Akça’yı yeni ‘vali’ olarak atayanlar için ‘hastir’ diyecek misiniz? Yoksa bunun için akciğer filminiz de baş gösteren rahatsızlık mı sizi körleştirdi? Ne bileyim, sanatçı insandır, bir de Müjdat Gezen’e sorun bakalım, o ne demektedir, bütün bunlar için. Levent Kırca’ya sormaya lüzum yok, kendisi bunlar için parodi yapmaktadır ve o tarz şakalar için henüz hazır değiliz.

Çok yazık ki ‘Kıbrıs’tan çekilmemiz lazım’ diyenin Engin Ardıç olması, bu bahiste Engin Ardıçla da hiç anlaşamayacağımızı düşündüğüm halde ve gene ne kötü ki ben hiçbir tarafa ‘taraf’ olamamakla, ne oluyor lan diye geçiyor, bir türlü anlam veremiyorum olan bitene. Belki de taraf olmamak lazım ve hatta bu ‘taraflar içinde’ en büyük isyandır ‘tarafsız olmak’ ve diyebilmektir ‘bütün tarafların o kadar taraf etmediğini ve genelde yanlış taraf ettiğini’…

Türkiye’deki kardeşlerim. Bu sözlerimizin hiçbiri size değil. Ne münasebet, eğer biz kızdığımız şeye benzeyeceksek insana benzemeyiz. Bir kere daha söyleyeyim sonra ‘anlamsız sıfatlarla’ saldırıyor bazılarınız. Ama biliyorum, o bazılarınız, bu bazılarınız işte. Torba yasaya karşı gelen sendikalarla, işçilerle, emekçilerle aynı kavganın içinde yürüyoruz, kardeşlerimizdir.  Üniversite kapılarında coplanan, biber gazıyla püskürtülen, en acımasız polis saldırılarına direnen öğrenciler, aynı kavganın içinde yürüyoruz, kardeşlerimizdir.  Bizi, ezmeye, susturmaya, yok etmeye çalışanlar aynıdır. Bunlara inanmayın, bunlar kardeşi kardeşe düşürürler, bunların işi iç oymaktır, bizim aramızda kavga çıkartıp kendi dümenlerini çevirmektir. Bunların hepsine hastir çekeceğiz kardeşlerim! Başka kurtuluşumuz yok. Bunlar hepimize benzer durumlarda aynı isimleri vermektedirler, unutmayın.

Şırnak’ta, Trabzon’da, Mersin’de, Ankara’da, Lefkoşa’da hepimize işlerine geldiği gibi sırf onlar gibi düşünmediğimiz için ‘hain’ yaftasını yapıştırıyorlar! Türkiye’de ki kardeşim, diğer bütün halklar gibi sen de dünyanın en onurlu halkısın ve evet ben de ve evet dünyanın bütün onurlu olan halkları gibi. Çünkü saygısızlık en büyük lavukluktur, dalkavukluk meziyet bilmeyenlerin işidir, sen onların kalemine bakma, sen Cemil Çiçeklerin Tayyip Erdoğanların söylediğine bakma, sen bize bak, meydanlara bak, halklar en güzel meydanlardan konuşurlar.

Onlar bize diyorlar ki. Ya bu deveyi güdeceksiniz ya bu diyardan gideceksiniz. Biz de buradan onlara diyoruz ki ne bu deveyi güdüyoruz ne de bu diyardan gidiyoruz. Onlar bize diyorlar ki. Ya seveceksin ya da terk edeceksin. Biz de diyoruz ki. Sevmiyoruz da terk etmiyoruz da. Onlar bize diyorlar ki, besleme, Rumcu, vatan haini, bizim paramızla bize laf ediyorlar utanmazlar, lavuklar, dalkavuklar. Biz de onlara diyoruz ki. Burada olacağız, buradan bir yere gitmeyeceğiz, ne boyun ne laf eğeceğiz…

Mart’ın ikisinde orada olacağız, evet, Hastir Yılmaz Bey beğenemedin mi, çok istiyorsan, hepimizin elinde-yüreğinde bir HASTİR, senin de yüreğin varsa gel de al…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.