1. YAZARLAR

  2. Mehmet Çağlar

  3. FARKINDA OLMAK İNSAN OLMANIN GEREĞİDİR...
Mehmet Çağlar

Mehmet Çağlar

Milletvekili
Yazarın Tüm Yazıları >

FARKINDA OLMAK İNSAN OLMANIN GEREĞİDİR...

A+A-

DOGMATİZM

Dogmatizm, özellikle dini ve politik sistemlerle alakalı bir kişilik özelliği yansıması olarak da açıklanabilen; ileri sürülen düşünceleri araştırmadan, gerçekliğini test edecek kanıt aramadan, araştırmadan, incelemeden, eleştirmeden, herhangi bir tartışmaya girmeden doğru ve hatta mutlak gerçek kabul edip her döneme ve her şarta uyan bir anlayış olarak açıklanabilir.

Dogmatizm yalnızca dini ve siyasi alanlarda değil, birçok alanda olduğu gibi, dahi bilim alanında da kullanılmıştır. Örneğin geçmiş yüz yıllarda dünyanın düz olduğu dogmasına inanan din ve bilim adamları, bunun aksini savunan ve dünyanın yuvarlak olduğunu astronomi çalışmaları ile iddia eden ünlü Galileo’yu öldürtmekten kaçınmamışlardı! Bu yaşanmış örnekten de anlaşılabileceği üzere dogmatizmin zorunlu sonucu en hafif tabiri ile zorbalıktır; çünkü dogmatizmde farklı düşüncelere, farklı bakış açılarına ve eleştiriye yer olmadığı gibi, dogmatik düşüncenin yanlışlığını deneyle tanıtlama da kabul edilmezdir.

 

ORTAÇAĞDA DOGMATİZM

Ortaçağdan bir örnek daha vermek gerekirse, dogmatizm, herhangi bir konuda suçlanan ancak gerçekte suçsuz olan bir kişinin ateşe atılsa bile yanmayacağı inancına varmış; bu vesileyle de ateşe atılınca yanan kişinin suçlu olduğu sonucu çıkarılmıştır! Orta Çağ Hıristiyan kültüründe öylesine güçlü bir dogmatizm hakimdi ki, herhangi bir kuralın gerçek sayılması ve kabul edilmesi için bu kuralı Aristoteles’in söylemiş olması yeterli sayılıyordu! Günümüzde dahi böylesi kurallar bazı devlet adamlarının söylevlerinden, çeşitli dinsel inanışlardan, metafizik kurallardan ya da bazı –izm’lerden dolayı dogma olarak kabul edilebilmekte, bu da değişim ve gelişmenin önünde bir engel olarak durabilmektedir; ne yazık ki!

 

DOGMA

Latince bir sözcük olan “dogma”, sözcük anlamı itibarı ile bir din ya da felsefe doktrinine temel olan görüş ve inanış demektir. Dogma sözcüğü, Aristoteles örneğinde belirtildiği gibi, sözü “kesin kanıt” ve “senet” kabul edilen bir kimse tarafından çoğu zaman bas­kı yoluyla kabul ettirilen, her türlü araştırma, tanıtlama ve eleştirinin üstünde tutulan görüş ve düşünce anlamında kullanılır. Dogmatizm ya da  dogmacılık ise, bir görüş ve düşünceyi herhangi bir kanıt ileri sürmeye gerek dahi duymadan kesin doğru kabul etme veya çeşitli nedenlerle güven duyulan kimselerin görüş ve öğretilerini tartışmasız kabul etme ve savunma öğretisidir. En genel anlamda, düşüncenin özgürlüğünü sınırlayan, yasaklayan ve hatta ortadan kaldıran her türlü düşünme biçimine dogmatizm adı verilir.

Sonuç olarak ve özcesi, dogmatizm yalnızca bir görüşe değil, hangi görüş olursa olsun, ona eleştirisiz, tartışmasız, değiştirilemez bir biçimde sonsuz gü­ven besleyen, bu düşüncenin aksini savunanlara ise tahammül dahi edemeyen her düşünceye verilen isimdir.

Dini inanış ve kabulleri bilimsel düşünceden ayırıp, dini inanışların dogma olduğu kabulünden hareketle, ancak düşüncenin ve fikirlerin gelişmesi ve bilginin elde edilip sürekli yenilenebilmesi için bilimin dogmacılık anlayışından kurtulması esastır.

Günümüz bilim anlayışında da zaten dogmatizmin yeri yoktur.   

 

EZBER…KALIP…DOGMA…ve  DOGMATİK DÜŞÜNCE

Yaşantılarımızdan da biliyoruz ki her türlü “ezber”den “kalıp”lar, kalıplardan “dogma”lar, dogmalardan da “dogmatik düşünce modelleri oluşmaktadır.

Dogmatik düşünce modellerinin kaynağı ise ,genellikle yazılı bazı “hikayeler”dir.

Dogmatik insanı, etrafındaki dünyanın pırıltısı, baş döndürücü hareketi, fikirlerin evrimi yıldırır; çarnaçar kendi yeknesaklığına, alfabenin harflerinin daha az irkiltici ve daha fazla anlaşılabilir terkiplerine, yani hikayelere sığınır.

Nasıl ki diğer insanlar alelade havayı teneffüs ederlerse, o da ancak bilgi addettiği inancın atmosferinde yaşayabilir. Onun, yani dogmatik insanın aklı ödünç alınmış bir şeydir. Kendine ait fikirleri yoktur,ve başka insanların fikirleriyle yaşamak zorundadır.

Dogmatik insan kitapları, fikirleri, teorileri, araştırmaları ve farklı düşünceleri tabiata bakarken kullanılacak "mercekler" yerine,kullanamaz. Tabiat onu şaşırtır; zihnine hikayelerden örülü basmakalıp hükümlerden bir ağ örer ve etrafındaki olan-biten, iyi -kötü, dost-düşman asimetrisini hikayeleriyle yapı bozumuna uğratır.

Herhangi bir konuda özgürce bir yargıya varmak, bir tespitte/müşahedede bulunmak, neticesini bir mülâhaza olarak ortaya atmak dogmatik insana oldukça ağır gelir. Böyle bir alışkanlığı olmadığı için bu ona tahammül edilemez bir durum yaratır.

İşte tüm bu özelliklerden dolayı, topluma ehil  vatandaşlar olarak rehberlik iddiasında olanların, kendi değer verdikleri, vazettikleri düşüncelerin  hükmî ehliyetini tekrardan gözden geçirmeleri oldukça önemlidir.

İnsanlar tarafından değer verilen çoğu din adamlarına, politikacılara, filozoflara, devlet adamlarına, hatta mütefekkir ve kahramanlara bir bakın lütfen; birçok önemli değerlerinin, düşüncelerinin, söylem ve söylevlerinin, ideolojilerinin, çeşitli ..-izm’lerinin ve karakteristik özelliklerinin yanında hemen hepsinin ortak bir özelliği olduğu görülebilecektir ki o da şudur:

Gerek bu kişilerin kendileri, gerekse de bu kişilerin takipçileri "İnsanların faydasına, insanlar için" diye ürettikleri düşüncelere, ideolojilere ve ütopyalara insanların üstünde, insanlardan daha fazla değer vermişlerdir.

Dolayısıyla da özellikle bu kişilerin takipçilerinin birçoğunun, angaje oldukları ..-izm'ler uğruna şiddeti, savaşı, ırk ve sınıf ayrımını meşru ya da mazur gören, işlerine gelmeyen gerçekleri görmezden gelip, saptırmaya kalkan, siyasi ve ideolojik amaçları için diğer insanları istismar eden, sübjektif bir karakter taşıdıkları görülebilir..

Halbuki, toplumun beslendiği değerler; değişmez ve eleştirilmez ideolojilere, inançlara ve doğmalara değil; insani değerlere dayanırsa; devleti ve yöneticileri kutsal birer varlık olmaktan çıkartır; toplumun denetimine, kontrolüne ve eleştirisine açar.

AÇIK TOPLUM

Ömer Çaha "Açık Toplum" adlı kitabında:

"Her kapalı toplumun yönetimini üstelenen yöneticiler ya da bunları meşrulaştıran aydınlar bu kapalılıkları haklı çıkaran gerekçeler ileri sürerler. Bu gerekçe genelde "kendine özgü şartlar" şeklinde olmaktadır. Her kapalı toplum kendine özgü şartlardan dolayı kapalıdır. Despotik rejimler kendilerine özgü şartlardan dolayı despot; otoriter rejimler kendilerine özgü şartlardan dolayı otoriter; totaliter rejimler kendilerine özgü şartlardan dolayı totaliterdirler.  Bu gerekçeler genel olarak insan üstü gerekçelerdir. Değişik ideolojiler, zihniyetler, dini anlayışlara ve kaygılara dayanırlar. Bu tür rejimlerden hiçbirinin gerekçesi "insanı özgür ve mutlu" kılmak değildir....

...Adı ne olursa olsun, bir toplumda yöneticiler halkına hesap vermiyorsa, toplum vicdanını temsil eden adalet mekanizması önünde diz çökmüyorsa, o toplum kapalı bir toplumdur...

...Kapalı toplumun yöneticileri ya "aslan" gibi baskı ve zora başvurarak yönetir; ya da "tilki" gibi kurnazca. Aslında her ikisinde de durum aynıdır. Mutlak yetki yöneticilerin elindedir ve bu yöneticiler toplumlarını sonuçta istedikleri gibi sevk ve idare ederler. Kapalı toplumlarda devlet toplumun siyasi, iktisadi, kültürel ve dinsel tüm güç kaynaklarını ele geçirmiştir.  Güç kaynağı oluşturan alanlar toplumun elinden alındığı için, toplum devlet karşısında zayıf bir konumdadır. Devletin yüce azameti ve kudreti karşısında titreyen, korkan, sinen daima toplum olmaktadır... "  der.


Ve...

FARKINDA OLMAK İNSAN OLMANIN GEREĞİDİR... 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.