Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Fenerköy (1)

A+A-

Bu sefer, “Silivri” dedi hoca…

Yine Pazar sabah, yine erken saatte…

Aslında belki haftanın biraz yoğun geçmesi belki de sıcak havanın etkisini artırmasından olsa…

Sabah kalkıp yola çıkmak biraz zor gelmişti.

Nitekim arkadaşlar almaya geldiklerinde elektrik direği kenarındaki gölgelikte neredeyse kestirir durumda buldular beni.

-Durumlar?

Onlara da sordum Kıbrıslıtürke sorduğumda, “Yeycek bizi Urumlar” cevabını aldığım bu soruyu…

Sadece baktılar, “İyi” dediler.

Toplam 40- 45 kilometreydi uzaklık.

Önce yeni çıkan ayçiçeği bahçelerine gidip çiçek fotoğrafı çekecek.

Sonra Silivri limana geçilecek.

Orada sandallara, martılara bakarak köfte piyaz yenecek

Kasabanın tepelik yerlerine çıkıp manzara çekilecek ve akşamüzeri yoğurt alınıp dönüleceki.

Program böyleydi gezi öncesi…

Tam otoyol gişelerinden çıktığımızda hoca, “Buradan sağa dön” dedi sürücü arkadaşa…

Bahçelerin merkeziydi neredeyse bulunduğumuz yer…

Ancak yapılaşmanın ve dolayısıyla bozulmanın tam gaz gittiği Silivri şimdi artık doğadan da dünyadan da kopartılmak üzere…

Gerek tarlaların ortalarında yükselen dikine binalar, gerek aydın kesimin yattığı hapishane sayesinde de zaten adı kirlenmişti…

Yine de dönüşte turumuzu orada tamamlayıp dönecektik.

Bahçe duvarları en azından 2 metreye çıkan sağda solda özel çiftlik binaları vardı…

-Yasak, dedi hocamız…

Yasaya göre 1,5 metreyi geçmemeliymiş bahçe duvarları…

-Neremiz doğru ki, dedim…

Neremiz doğru?

Dün bir haber ile moralim bozulmuştu.

Unutuyoruz.

Bir gün önce sarsıldığımız haberi ertesi gün silip atıyoruz nedense.

Bunamışlık mı var bu coğrafyada yoksa unutmaya mahkûm muyuz kâbus hayatı sürdürmemek için?

Mersin’dendi bu haber.

Cehennem dedikleri cennetten.

Başlarında RTE’nin olduğu AKP iktidarının Türkiye’nin genelinde tüm akarsuları özel firmalara satması veya işletme haklarının verilmesi ile oluşan büyük kıyım orayı da yıkmaya başlamış.

HES yapılıyormuş ve kıyım görülmesin diye tellerle, duvarlarla kapatılarak ağaç katliamı yapılıyormuş orada…

Görenler ya oturup ağlıyorlar bu kıyıma ya çığlık çığlığa boşa isyan ediyorlar.

Ne yapabilirler ki?

Eylem yapsalar karşılarına jandarmayı çıkartacaklar.

Yasa da onlardan yana memleketi dağıtma yetkisi de…

Oysaki o jandarmanın torunları belki de nefes alacak oksijen bulamadıklarında atalarına “iyi” dua edeceklerdir.

Neyse gelelim Silivri’nin köyüne.

Tam açmış bir bahçeye girdik.

Yanda en az 3 metrelik duvarı olan özel bir çiftlik…

Çiftlik duvarının içinden avazı çıktığı kadar bağıran bir köpek…

Uzakta Fenerköy ve uçuşan kelebekler.

Grup yüzünü güneşe dönmüş ayçiçeklerini bırakarak kelebek peşinden koşmaya başladı…

Bir fotoğraf, bir daha, bir daha derken terler göğsümüzden aşağıya doğru akmaya başlayınca anladık…

Sıcak vurabilir…

-Yürüyün bu kadar çiçek yeter, biraz kahvede oturur daha sonra köy çekeriz, dedi hocamız, yürüdük.

 

DEVAMI VAR…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.