1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Flaş… Flaş… Flaş…İnsan olan Kıbıslılar bulundu
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Flaş… Flaş… Flaş…İnsan olan Kıbıslılar bulundu

A+A-

—Eşekler yazmıştı ve fakat insanlar okuyamadı-

“SEN ORDAN GİT BEN BURDAN KIBRISTA BULUŞALIM”

 

NETİCE ya da SONUÇ

09.03.2035 Lefkoşa Merkez Cezaevi: GÖRÜLMÜŞTÜR

 

            Flaş, flaş, flaş. Kıbrıs’ın Karpaz bölgesinde cümle içlerinde Türkçe dışında tanımlanamayan bir dille gavvolem ve zillugurti çıkarasın dedikleri saptanan iki yaratık bulundu. Bu yaratıkların organik bir canlı mı yoksa inorganik mi oldukları incelemeler sonucunda ortaya çıkacak. Kısık sesle ve aralıklarla, belli belirsiz bir flu tonda bu iki kelimeyi söyleyen yaratıklar halk arasında paniğe neden oldular. Halk galeyan halinde uzmanlardan bir açıklama bekliyor. Kim bu yaratıklar ve tanımlanamayan bu dille ne anlatmak istiyorlar? Yoksa Tanrılar bizi cezalandırıyor mu? Tanrılar bizden yeni kurbanlar mı istiyorlar? Son zamanlarda toplumumuzda görülen dini değerlerden uzaklaştığımız için mi böyle cezalandırılıyoruz? Ya da insanoğlunun binlerce yıldır beklediği uzaylılar bu yaratıklar mı? Bütün bu soruların yanıtı az sonra.   

            Aynı esnada Lefkoşa’da Girne Kapısı civarında yere çömelerek sigara içip izmaritinden de duman çıkarmaya çabalayan iki vatandaş kendi aralarında konuşuyorlardı.

            —Oğlum bizim memleketin yaylaları var ya şimdi püfür püfürdür a…. koyum. Buralar çok sıcak lan. Sevmiyom ben hiç.

            —Gitcem oğlum lan ben de buralardan. Yaşanacak yer değil burası. İti var kopuğu var, insan gece sokağa çıkmaya korkuyor valla.

            —Karpaz’da yaratık bulmuşlar duydun mu lan?

            — He lan duydum. Buralı değilmiş herhalde, nece konuşuyor a…. koyum belli değil.

            —Oğlum yaratığı maratığı yakında canavar da çıkar siktircem gitcem ben buradan.

            —Valla lan. Yaşancak yer değil a…. koyum.

            Tam o esnada ülke televizyonlarında flaş olarak bir haber geçer. Uzmanlar, inceleme sonucunda, yaratıkların canlı organizma olduklarını belirttiler. Fakat uzun zamandır toprağın altında tutulduğu için, son on beş yıldır Adada pek rastlanmayan ‘yok olmuş bir tür’ olduğunu açıkladılar. Uzmanlar, bu türün adına on beş yirmi sene evvel, bu türlerin kendi aralarında ‘Kıbrıslı’ dediklerini söylediler. Peki, şimdi herkesin zihnini eşeleyen bir soru daha, iyi tamam da, kimdir bu Kıbrıslılar, şimdi neden toprağın altından çıktılar ve ne yapmak istemektedirler? Güzel ve yalnız ülkemizi ‘bölmek’ ve ‘parçalamak’ için dış güçlerin adamıza gönderdiği yaratıklar mıdır? Huzurumuzu neden bozuyorlar? Dağdan gelip bağdakini mi kovacak bu yaratıklar? O sıra hükümetten ve yöneticilerden acilen bir açıklama bekleyen halk telaş halinde meydanlara akın etmekteydi.

Aynı esnada Lefkoşa’da İnönü Meydanı’nda toplanan halk ‘Toplumsal Varoluş Mitingi’ adı altında ‘İşgale Son’ ve ‘Yaratıklar Dışarı’ adı altında gösterilere başladılar. Mitingi düzenleyen göstericilerin sözcülerinden bazıları ‘Kendi ülkemizde huzur içinde yaşayamayacak mıyız’ diye sordular. Genelde kızgın olan halk ‘Bir karış toprağın yaratıklara verilmeyeceğini çünkü bu toprakların kanla alındığını ve bu toprakları namus bellediklerini’ söyledi. Başka bir gösterici ise ‘Biz varız, biz vardık, biz yöneteceğiz, bu açık olarak işgaldir ve toplumumuza empoze edilmeye çalışan bir dış-mihrak odaklı iş’ olduğunu vurguladı. Kalabalık, zaman içinde artarak çoğalmaya devam etti.

Tam da bu esnada bir Son Dakika haberi ile 111 yaşında olan Büyük Otağ Reis’i ve Kurucu Meclis’in Kurucu Reis’i R. R. Denktaş ‘‘Kıbrıslı diye bir millet yoktur. Adada Türkler ve Rumlar vardır. Sadece eşekler duru Kıbrıslı’dır’ açıklamasını yaptı. Bu türün var olamayacağını söyleyen Büyük Reis R. R. Denktaş ‘Olsa olsa Karpaz’da bolca görülen Karpaz eşekleridir’ diye devam etti. Halk, bu açıklamadan sonra biraz rahat nefes alıp evlerine dağılsalar da, kafadaki soru işaretleri hala duruyordu. Az sonra… Karpaz’da bulunan organizmalar canlı mı, insan oldukları söylenebilir mi? Kıbrıslı mı yoksa eşek mi? Kıbrıslı diye bir şey var mı, yok mu? Hepsi birazdan…

Mağusa’da hisarların üstüne çömelerek otururken, aynı anda iki elini iki dizkapağının üstüne koyarak, aynı esna içinde de sigara içip izmaritinden de duman çıkarmaya çalışan iki vatandaş kendi aralarında konuşuyorlardı.

—Oğlum durmadan geliyorlar lan. Şimdi bu iki yaratık. Bak sana diyim a… koyum en sonunda kendimize çalışacak iş bulamaycaz lan.

—Çocuklarımız aç kalacak lan ne diyon sen.

—Devletin politikası çok yanlış oğlum. Ben eylemcilere katılıyom lan.

—Ben de katılıyom a…. koyum lan.

—Bir sigara versene o zaman a…. koyum.

Hemen ertesi gün de İnönü Meydanı’nda toplanan kalabalık, milletin bu durum karşısında sessiz kalamayacağını, ülkelerine yabancı istemediklerini ve bu iki yaratığın kendilerine verilmelerini ve gerekeni kendilerinin yapacaklarını söylemeleri üzerine Başbakan Atıl Kurtçuk Tut, televizyona son dakika haberi ile çıkarak şu açıklamayı yaptı: “Milletimiz müsterih olsun. Tarih içinde müsterih durmak, gerektiğinde ve vakti geldiğinde en büyük cevabı düşmana vermek bu milletin sinesinde her zaman bulunmuştur, gene bulunur. Bu ve bunun gibi küçük oluşumlar, üç beş kendini bilmez organizma, öyle ortalık yere çıkarak ‘tür’ olamaz, buna ne biz ne de yüce milletimiz izin vermez, gene vermeyecektir. Bu yaratıklar milletimizin huzurunu bozmak için uydurulmuştur. Peki, kimler uydurmuştur? Milletimiz müsterih olsun, bunu uyduranlar en yakın zamanda cezalandırılacaklardır. Bu bir iki tane kendini bilmez ve birileri tarafından kullanıldıkları açık olan yaratıkların karşısına biz de istersek birilerini çıkartırız. Ama bu millet tarihi boyunca müsterih olmuştur, bu oyunlara da gelmeyecektir. Milletimiz şunu bilsin, bu tip hadiseler birilerinin istediği gibi bizi ayırmayacak, aksine, milletimizin bütünlüğünü daha da sağlamlaştıracaktır.” Başbakan Atıl Kurtçuk Tut’un konuşma boyunca dört kere müsterih demesi gazeteciler arasında gülüşmelere neden olurken, Başbakan’ın son hadiselerden o kadar müsterih olmadığını bu gülüşmelerinin arasında birbirlerine söylediler.

Bu küçük ve bilinmez iki yaratık ‘Türkçe olmayan ve tanımlanamayan bir dil’ kullanarak konuşmakta, kullandıkları kelimelerin karşılığı bir türlü bulunamamakta ve bütün çabalara rağmen bu iki kelime dışında kelime konuşmamaktaydılar. Bu iki yaratık sorgulamalarının ve yargılanmalarının sonucunda ‘Toplum huzurunu bozmak’ ‘Milli bütünlüğü bölmek ve parçalamak’ ve ‘Anayasaya aykırı davranmak’ suçlarından Lefkoşa Merkez Cezaevine konuldular.

Bu hadiselerin üstüne birazcık dinen patırtı şak diye yeni bir hadise ile bir kez daha kaotik bir ortama giriliyordu. Beşparmak Dağları’nda rutin dağ üstüne bayrak boyama ve ışıklandırma çalışmaları esnasında ele geçirilen bulgular halkı yeniden tedirgin ediyordu. Tanımlanamayan bir peynir türünün kırıntıları, tanımlanamayan bir çiçek türünün kokusu, tanımlanamayan bir et türünün kemikleri, tanımlanamayan bir içki türünün kadehte kalan dibi, makarna cinsinden olduğu belli olduğu halde ya fırında fazla kaldığı için yanmış gibi olan tanımlanamayan bir makarna yanığı türünün dilimi, kâğıt üstüne yazılmış tanımlanamayan Türkçe dışında bir dilin harfleri –aynen aktarıldığı gibi: ‘Hollocuk naban’ sözcükleri bulundu. Aynı esnada İnönü Meydanına akın eden kalabalık “2. Toplumsal Varoluş Mitingi” adı altında ‘Yaratıklar Elini Yakamızdan Çek’ ve ‘İşgale Son’ pankartlarıyla yürümeye başladılar. Bu kez daha ciddi ve büyük bir sorun vardı. Askeri kuvvetler ve bütün emniyet birimleri yerden ve havadan Beşparmak Dağları’nı kuşattılar. Bu kez Başbakan Atıl Kurtçuk Tut daha net konuştu: “Kimse milletimizin haklarını milletimizin elinden milletimize sormadan alamaz.” Başbakan Atıl Kurtçuk Tut’un konuşma boyunca üç kere milletimiz demesi gazeteciler arasında gülüşmelere neden olurken, Başbakan’ın son hadiselerden dolayı milletinden çekindiği, gözlerinin yuvalarının konuşma boyunca çekilmesinden anlaşıldı. Fakat bu sert üslup ve tavır, Beşparmak Dağları’na yapılan operasyonla sonlandırıldı ve ele geçirilen hadise herkesin küçük dilini mideye indirmesine neden oldu. 

2020’den bu yana yaşamlarını kâh kendilerini gizleyerek kâh herkesten kaçarak çok zor şartlarda ve durumlarda devam ettirdiği belirtilen on tane Kıbrıslı türüne daha Beşparmak Dağları’nda rastlandı. 111 yaşında olan R.R.Denktaş konu üzerine acilen yaptığı açıklamada ‘Kıbrıslı diye bir millet yoktur. Adada Türkler ve Rumlar vardır. Sadece eşekler duru Kıbrıslıdır’ açıklamasını yaptı. Bu türün var olamayacağını söyleyen R. R. Denktaş ‘Olsa olsa Karpaz’da bolca görülen Karpaz eşekleridir’ diye devam etti. Fakat bu kez kimse pek ciddiye almadı, konunun üstüne gidildi. Kendilerine Beşparmak Kurtuluş Komandoları (BKK) adını veren bu Kıbrıslılar, hellim peyniri (buna durmadan peynir değildir, sadece hellim diyerek itiraz etmişlerdir) yasemin çiçeği (yasemin yasemindir diye buna da itiraz etmişlerdir) şeftali kebabı (buna kendi aramızda çok güldük, meyveden kebap nasıl yapmışlar, çok şaşırdık) otuz bir denen bir içki (Emniyetçe tövbe tövbe dedik, daha da demedik bir şey) fırında makarna (saatlerce güldük müdürüm, hiç makarna fırında olur mu yahu) ve bir adet mektup ve tanımlanamayan Türkçe dışında iki sözcük (Hollocuk naban) ile emniyet mensuplarınca ele geçirildiler.

Girne’de deniz kenarında çömelerek oturup aynı anda denizin kendisine bakarken çekirdek çitleyen ve çekirdekleri yere atan iki vatandaş kendi aralarında konuşuyorlardı.

—Gördün mü dağlarda on tane daha çıkmış a…. koyum.

—He lan. Ne bitmeyen türmüş hakkat.

—Sorma a…. koyum. Yiyecekler en son a…. koyum bizi buralarda.

—Az daha çekirdek ver lan. Dök, dök, dök lan. Korkma, dök a…. koyum.

—Gitcem a…. koyum ben buralardan. Şimdi bizim oralar mis gibidir a…. koyum valla.

Savunmalarında ve duruşmalarında ‘Türkçe dışında tanımlanamayan dil’ kullandıkları için ne dedikleri anlaşılamayan ve aslında pekçe anlaşılmak istenmeyen bu türün son kişileri de diğer ikisi gibi aynı şekilde suçlu görülerek Lefkoşa Merkez Cezaevine konuldular.

Ve mahkeme dedi ki; ‘Kıbrıslı diye bir şey yoktur, ayrıca zaten hiçbir zaman Kıbrıslı diye de bir şey olmamıştır. Buna mukabil Kıbrıs sorunu diye bir şey de yoktur, olsa olsa Kıbrıslıların meseleleri vardır, onları da zaman içinde, özellikle son on beş-yirmi yıl içinde çözdük, daha da çözeceğiz. Bunlar kışkırtmaların, terörize etmenin, provokasyonların ürünüdür. Bu da birilerin ekmeğine yağ sürmektir. Karardır ki, kesin ve katidir ki ve netice eder ki; Kıbrıslı yoktur, Kıbrıs Sorunu yoktur, Kıbrıslı Türk cümle ziyanıdır, Türk esastır, önce Karpaz’da sonra Beşparmak Dağları’nda bulunan tür ‘tanımlanamayan ve Türk olmayan şeylere’ verilen addır. Bu yüzden de gerçek olmayıp, yalnızca bu mahkemede değil bu ülkede, bu ülkenin kurumlarında, adı geçen kişiler ve olayların hepsi hayal ürünü olup gerçeği yansıtmamaktadırlar. Tamamen kurmacadırlar. Cümleyi son olarak ezersek; Kıbrıslılar da yoktur, hayal ürünüdürler, gerçeği yansıtmamaktadırlar ve tamamen kurmacadırlar. Kıbrıs’ta Kıbrıs Eşekleri vardır, onlar da anırmadıkları müddetçe sorun teşkil etmemektedirler. Dava bitmiştir, konu kapanmıştır.

           

            Sonra bir sabah cezaevindeyken 2011 senesinden bir mektup alıyoruz, o küçücük gözleriyle daha yürümeye yeni başlamış, konuşmaya yeni başlamış ve her şeyden habersiz gözleriyle dünyaya gülümseyen bir çocuğun yanağından. Yanağından güler yüzlü bir mektup geçiyor, o kadar büyüdün mü diyoruz bu kelimeleri kurmaya. Büyüyor sonra çocuk, sonra çocuklar oluyorlar ve bir sürü mektup oluyorlar, çocukları durduramıyor hiçbir mahkeme kararı ya da hiçbir son veya netice. Bitti deyip kalemi kırdığı yerde, hangi isimde oldukları önemli olmayan ve bunu önemsemeyen çocuklar, yeniden başlatıyorlar hikâyeyi, yeniden yazıyorlar, kırık kalemi ellerine alarak. Bizim bütün uydurduklarımızı değiştiriyorlar, büyüyor, büyüyor, mektupların boyları. Kocaman oluyor mektuplar, masaldaki kâğıttan evler gibi kocaman. Korkuyor o zaman karar verenler, korkuyor o zaman bitti diyenler, korkuyor o zaman netice diyenler. Çünkü çocuklar büyüdükçe diyorlar ki, neticenin sonucundan doğacak başlangıç!

            …Sonra bir sabah, ve bir sabah daha, ve başka sabahlar daha, hiç durduramadılar o sesleri…

…Karpaz dolaylarında Eşek anırma sesleri duyuldu durdu…

Biter…

22 Nisan 2011

             

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.