1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Fuhuş yapan garson ve erkek tacirleri
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Fuhuş yapan garson ve erkek tacirleri

A+A-

Kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği hareketi, feminizm meseleleri ve gece klübü baskınları paradoksu içinde bir Kuzey Kıbrıs...

Şov olsun diye eşitlik söylemi yaparak kadına duyduğu saygıyı anlatanlardan tutunuz, kadınların hak arayışının haksız olduğunu anlatanlara kadar her türlü görüşün mevcut olduğu bir memleket ve daha kötüsü bu konuda fikri olmayan bir devlet!

Daha düne kadar, UBP iktidarı bizlere kadın haklarını savunduğu hikayelerini anlatarak iktidar olmadı mı?

Kadını "cennet anaların ayakları altındadır" metodolojisi ile sürdürmedi mi? Kadını bir özne olarak değil, ailenin üyesi olmadan bir hiç olan, anne olmadan bir birey olamayan nesne olarak algılattırmadı mı?

Kadın Çalışmaları Dairesi'ni işlevselleştirmiş gibi yaparak, zaten herhangi bir işlevi olamayacağı bilinen bir Daire ile kadını daha da aileye, çocuğa, aileye hapsetmedi mi?

Üstelik tüm bunlar bir kadın bakana yaptırılmadı mı?

Sonuçta ne üretildi?

Koskoca bir HİÇ!

Kayıp bir 4 yıl daha!

Fakat kadın hareketi ve kadın hakları savunucularımız durmadı!

Bu süreç içerisinde toplumun, medyanın, yasa yapıcıların bilincini aydınlatmaya, farkındalığını artırmaya devam ettiler.

Artık mesele siyasi parti programlarına dahi girdi. Siyasi parti tüzüklerinde etkinlik kazanmaya başladı.

***

Buraya kadar  sanki her şey normalmiş gibi, ancak gelin görün ki:

Pasaport Dairesi'nde halen daha baba ailenin reisi olarak işlem görüyor;

Bir çok resmi dairede baba olmazsa çocuk ve anne muhatab alınmıyorbile;

Polis baba ile anne arasında bariz farklılıklar gözetiyor;

Boşanmış çiftlerde, mahkeme kararı ile çocuklar anneye teslim edilmesine karşın, "baba çocuktan gerçek mes'ul" olarak işlem yapılıyor!

Kadın bakım için, çekip çevirme için gerekli ama çocuğun hakları ve geleceği konusundaki her türlü işlemi baba sürdürüyor!

Yani kadın hala özne değil!

Konu kadın olunca, hep başkalarının tanımına, yamaklığına mecbur bırakılacak hayatı yönetmez bir anlayışla algılanıyor!

Bu sebeple memleketi de iş yaşamını da, eğitimi de yönetemiyor kadınlar. Ne erkekler buna izin veriyor, iktidarını paylaşıyor nede kadınlarına "cüret" edebiliyor!

***

Fuhuş meselesi de aynı!

Kadın sömürülerden, bedeni satılık alınabilecek bir mal!

Özne olamayan nesne olur ancak! Nesne de bir ihtiyaç için, bağımlı olarak vardır. Kullanılmak için vardır! Bir ihtiyacı karşıladıkta gereklidir.

Yıllarca kadının algılandığı gibi yani!

Erkek kadını dilediğince çekip çevirecek, alıp satacak ve aynı zihniyet bunu kılıfına uyduracak!

Hep söylüyorum yine söyleyeceğim: Kadın hakları ve toplumsal cinsiyete dayalı eşitliğin çağdaş seviyeye çekilebilmesi için her şeyi yeniden keşfetmeye gerek yok!

Sadece İsveç örneğini bile ele almak çok yol katetmeye yetip artar!

Yorumsuz olarak bazı bilgileri sizinle paylaşabilirim:

İsveç, dünyada kadına seçme ve seçilme hakkı veren ilk ülkelerden biri. Burada kadın haklarının tarihi, 1700'lerin başına kadar uzanıyor. Başlangıçta, sadece vergi veren İsveçli kadınlara, oy kullanma hakkı verilmiş. 1770'lerde bundan da vazgeçiliyor. Ve 150 yıl kadar sonra 1921’de kadınlar yeniden oy kullanma hakkını elde ediyorlar.

Bu tarihten sonra ise kadın hakları adım adım ilerleyerek bugünkü seviyesine geliyor.

Şimdilerde İsveç'te doğum sonrası 2 ay kadına, 2 ay erkeğe mecburi doğum izni verilmektedir. 1.5 yıllık toplam doğum iznini ister kadın, ister erkek kullanabilmekte. Bu sürede maaşın % 80’i ödenmekte. Şimdilerde bu sürenin de eşit paylaşılabilmesi mücadelesi sürmekte! 18 ay çocuk bakan 1500 kron (350 lira) daha yüksek emekli maaşı alıyormuş. Şimdiki hedef, anne-babaların emeklilik maaşlarının eşitlenmesi.

İsveç’te çocuk doğduktan 1 ay sonra işlerine dönmeyi tercih eden anne-baba ve çocuk için, ülkenin her yanında tıkır tıkır işleyen bir sosyal sistem de var tabii. Babalara doğum izni 1974’ten beri yürürlükte. O günlerde babaları tarafından bakılan çocuklar, bu gün kendileri çocuk sahibi olmuş ve çocuklarınabakmışlar!

Bu hakkı elde edebilmek için 60’lı yıllardan beri uğraş veren kadın siyasetçiler sayesinde kazanılanlara rağmen mücadele bitmiş değil!

***

Gelelim fuhuş meselesine: Hiç bir kadın mecbur kalmadıkça bedenini satmaz! Bunun gerçek sebebi kadın yoksulluğudur. Kadın yoksulluğunu önleyecek önlemler alındığı takdirde fuhuş  tehlikesi ortadan kalkacak.

 40 bin asker de Sayın Hasipoğlu'nun korktuğu kendisine zarar veremeyecek!

Yeter ki ataerkil zihniyete sahip geleneği sürdüren Hasipoğlu'nun bakışına sahip kişi ve politikacılar kadınlara verdikleri zarara son vermenin en doğrusu olduğunu kabul edip, bu alandaki çalışmalara gölge etmeye son verme olgunluğunu göstersinler!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.