Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

GALATA KULESİ…

A+A-

Yaz yüzünü gösterdi, millet kısa kollularını giydi, sobaları söktü…

Kışlıkları dolapların en üstlerine kaldırdı…

Camları açtı, “Oh” dedi…

Kış geldi.

Eskiden kış dendi mi bilhassa İstanbul’da bacalardan çıkan dumanlar akla gelirdi.

Siyah beyaz fotoğraf sanatçıları göreve çıkar gibi çıkarlardı duman altındaki İstanbul’u çekmeye.

Sisler arasından İstanbul ne de güzeldi…

Arkada Süleymaniye’nin, Sultanahmet’in minareleri…

Ayasofya’nın cüsseli duruşu…

Galata Köprüsü’nün Karaköy’e doğru yitip gitmesi…

Boğaz ve Haliç’teki gemilerin bacalarından çıkan dumanlar ile sisin buluşması…

 Bir de tepelerden Galata Kulesi’nin çatısı…

Hazır Galata Kulesi demişken…

Hoca, “Sabah 08.00’de Galata Kulesi’nin önünde buluşalım” dedi…

Panoramik fotoğraf çekilecek, iş bittikten sonra Asmalımescit’teki meyhanelerden birine gidilecek.

Pazar sabahı yine soğuktu İstanbul…

Kazaklar, yağmurluklar, hatta eldiven takanlar vardı.

Haliç kıyıları Pazar gününün sessizliğindeydi…

Durgundu.

Balıkçı sandalları hareket etmemişlerdi daha…

Durgun su, durgun sandallar ve köprü ressamın özenerek çizdiği pürüzsüz bir tabloydu.

Köprüde balık tutanlar ateş yakmışlardı…

Şakalaşıyorlardı…

Birkaç tane balık olsa da lengerlerinde, kimse bakmıyordu daha oltalarına…

Onlar, İstanbul’un tamamlayıcılığı görevlerinin başındaydılar…

Duman vardı oralarda da.

Sonra Orhan Veli Kanık’ın İstanbul’u dinliyorum şiirindeki “Sucuların hiç durmayan çıngırakları ile kuşların sürü sürü, çığlık çığlık geçtikleri Karaköy Meydanı…

Tarih vardı arabaların yok denecek kadar az olduğu o saatte…

Kiliseleri, eski klasik binaları, balıkçı tezgâhları…

Hedef yani Galata Kulesi az yukarısındadır Karaköy’ün.

Taşlı, parkeli, karanlık ve rutubet kokan, kapısı kale gibi yüksek, hapishane güvenliği ile donatılmış kerhane sokağından yürüyerek çıktım kulenin meydanına…

Grup oradaydı.

Kapılar açılmamıştı henüz, ilk inşaatı Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 tarihinde yapılmış, ikisi yok olmuş, ikisi harabe durumda beş kuleden birisi olan, günümüze kadar defalarca tadil edilmiş ve ilk halinden çok daha ihtişamlı, Galata Kulesi’nin.

Bekledik.

Çay içtik.

Dolandık

Sokaklardan kulenin sıkışmış duran görünüşünü çektik.

Sonra kapılar açıldı

Sıraya girdik.

6.5 TL’ye giriş ücreti verdik.

İki asansörü var gün boyu yukarıya seyir için turist taşyan.

Tam da para keser…

Yağmurun başladığı anlarda aşağıya bakmaktan bile korku duyduğumuz, Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Üsküdar’a uçtuğu kuleden sağ salim indik…

Birkaç fotoğraftan sonra İstiklal Caddesine geçtik.

İstiklal Caddesi…

İstanbul denince aklıma ilk gelen yer orasıdır…

Başka bir gün biraz detaylı anlatırım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.