1. YAZARLAR

  2. Taner Erginel

  3. Gazetecilerin Tutuklu Yargılanması - 8
Taner Erginel

Taner Erginel

Gündem Kıbrıs
Yazarın Tüm Yazıları >

Gazetecilerin Tutuklu Yargılanması - 8

A+A-

 

Türkiye’de  gerçekleşen tutuklu yargılamaların diğer ülkelerle kıyaslanması

Dünya Basın Konseyleri Birliğinin gelecek toplantılarında  karşılaşacağımız ilk soru  Sn.Mustafa Balbay ve Sn.Tuncay Özkan’ ın hala tutuklu olup olmadıkları olacaktır. Bundan sonra başka kaç gazetecinin, kaç siyasi sanığın veya  kaç sanığın  tutuklu yargılandığı sorulacaktır. Bu konunun açılması üzerine bir  anda tansiyon yükselecek ve konuşmalar Türkiye’ye yönelik hakarete dönüşecektir. Katılımcı hukukçular Türkiye’de yasaları yapanlarla kararları veren yargıçların insafsız ve vicdansız insanlar olduklarını ya söyleyecekler veya ima edeceklerdir. Acaba sizler bu toplantıya katılmış olsanız bu durumda ne yapardınız?

Biz geçmişte şöyle bir çıkış yolu bulmaya çalıştık ve onlara kendi ülkelerinde veya diğer her hangi bir ülkede aynı sanıklar aynı suçlardan yargılansaydı yine tutuklu yargılanacak değiller miydi sorusunu sorduk. Aldığımız yanıt“Asla” oldu.

Biz  bu yanıtı  yeterli bulmadık. Toplantıya katılan hukukçulara ortak bir araştırma yapmayı teklif ettik . Onlarla  kendi ülkelerinde gerçekleşen yargı prosedürünü gözden geçirmeyi ve  sanıkların aynı koşullarda tutuklu yargılanıp yargılanmayacağını  araştırıp Türkiye’yle kıyaslamayı  önerdik. Bu öneriyi kabul ettiler. Bunun üzerine diğer ülkelerin yargı sistemlerini Türkiye ile kıyaslamaya başladık. Bu ülkelerin herhangi birinde Türkiye’ye benzer  koşullarda sanıklar tutuklu kalıyorsa veya  tutukluluk sürelerinde büyük bir  fark olmuyorsa  kimsenin  Türkiye’yi eleştirmeye hakkı olmayacağı konusunda görüş birliğine vardık.

Tutukluların suçlu olduğu varsayımı

Araştırma konusunda sizlere bilgi vermeden önce bir konuya açıklık getirmem gerekiyor. Birlik toplantısına katılan hukukçularla, diğer uluslar arası hukukçular Türkiye’de yargılanan Sn.Mustafa Balbay ve Sn.Tuncay Özkan’ın her hangi bir suç işlediğine inanmıyorlar. Bunun gibi diğer gazetecilerle siyasi sanıkların da herhangi bir  suç işlediklerini kabul etmiyorlar. Buna rağmen Türkiye yargısını suçsuz insanları yargılamakla itham etmemeleri dikkat çekicidir. Bunun  bir nedeni sanıkların suçlu olup olmadığının yargılama sonunda ortaya çıkacağını düşünmeleri ve tutukluluk aşamasında bu konu ile ilgilenmeyi doğru bulmamalarıdır. Diğer bir neden ise sanıklar suçlu olsalar  bile tutuklu yargılanmamaları gerektiğine inanmalarıdır.

Daha açık ifadeyle, Türkiye’de tutuklu yargılanan sanıkların suçlu olduğunu varsaymaktadırlar ve bu durumda bile mahkumiyetten önce uzun süre tutuklu kalmalarının insan haklarına aykırı ve hatta  insanlık dışı bir olay olduğunu düşünmektedirler.

Örnek ülkelerde şüphelilerin gözaltında tutulması

Toplantıya katılan hukukçulardan herhangi birinin ülkesini örnek alıp araştırma yapmaya başladığımız zaman gördük ki savcılığın  soruşturma başlatma ve  şüpheliyi tutuklama hakkı tümünde vardır. Ancak bu  ülkelerde  24 saat içinde tutuklanan kişinin bir yargıç önüne çıkarılması zorunludur. Yargıç haklı gerekçelerin bulunması halinde en fazla 3 gün için şüphelinin gözaltında  tutulması için emir verebilmektedir.

Bu uygulama ışığında  Türkiyedeki sanıkların ilk 24 saat ve daha sonra 3 gün tutuklu kalmalarına uluslar arası hukukçuların tepki gösterme hakları olmadığı ortaya çıktı.  Tepki gösterirlerse onlara söyleyebileceğimiz çok şey olacaktı. Ne var ki Türkiyede Sn.Mustafa Balbay, Sn.Tuncay Özkan ve diğerleri sadece 24 saat ve 3 gün tutuklu kalmış değillerdi. İnsan haklarına aykırılıklar bu  sürelerden sonra başlamaktaydı.

Bir şüpheliyi gözaltında tutmanın her geçen gün zorlaşması

Katılımcılardan hangisinin ülkesini örnek aldıksa savcının ilk üç günden sonra gözaltı süresini uzatmak için büyük  mücadele vermek zorunda olduğunu saptadık.  Bu zorluk  her geçen gün artmakta ve şüphelinin gözaltında tutulmasını imkansız hale getirmekteydi.

Göz altı süresinin devam edebilmesi için savcının soruşturmanın niçin  ilk 3 günde tamamlanamadığı konusuna açıklık getirmesi gerekiyordu. Ayrıca soruşturmanın tutuksuz devam edemeyeceğini kanıtlamak zorundaydı.  Savcının şüphelinin suçlu olduğunu abartılı sözlerle iddia etmesinin ve deliller göstermesinin hiç bir yararı olmuyordu. Çünkü şüphelinin gerçekten suçlu olup olmadığı konusu soruşturma aşaması ile ilgili değildi. Bu aşamada savcı şüphelinin ne yaptığını değil ilk 3 günde kendisinin ne yaptığını anlatmak zorundaydı.

Örnek ülkelerde savcılık ilk 3 günde soruşturma için bir kişi veya bir ekip görevlendiriyordu. Bu ekip şüpheli ile diğer tanıkların ifadelerini  alıp  delilleri topluyordu. Buna karşı üç günde ciddi bir suçun soruşturmasının tamamlanamayacağı itirazını yaptık. Aldığımız yanıt dünyanın tüm ülkelerinde ciddi suçlar işlendiği ve diğer ülkelerde soruşturmanın gözaltı gerektiren bölümü kaç günde tamamlanıyorsa Türkiye’de de aynı sürede tamamlanması gerektiği, örnek ülkelerde   soruşturması 3 günde tamamlanan bir suçun soruşturmasının Türkiye’de aylar ve yıllar sürmesinin kabul edilemeyeceği şeklinde oldu.

 Örnek ülkelerde özel bir durum olması ve  soruşturmanın  3 günde  tamamlanamaması halinde yargıcın  “Acaba neden soruşturma tamamlanmadı? Acaba niçin soruşturmanın  devamı için  şüphelinin 3 günden sonra da gözaltında kalması gerekiyor? Yoksa  savcılık soruşturmayı tamamlamak için gereken sürat ve titizlikte hareket etmedi mi?” diye sorduğunu saptadık. Bu sorulara tatmin edici yanıtlar  verilmişse yargıcın en fazla 8 gün daha şüphelinin gözaltında kalması için emir verdiğini daha uzun süre emir vermeye yetkisi olmadığını gördük.

Örnek ülkelerde yargıcın 8 günlük ek süre için bile ciddi nedenler aradığına tanık olduk. Diyelim ki savcı üç günde yaptığı işleri sıraladı, yapmayı tasarladığı işleri de anlattı, bu işleri  şüpheli serbestken yapamayacağını da kanıtladı. Savcının öne sürdüğü nedenlerin  yargıcın kararında gerekçe olarak yer alacak kadar tutarlı olması gerektiğini  bu gerekçelere değinmeden yargıcın  gözaltı süresini uzatma hakkı olmadığını gördük.

Savcının  başka işleri olduğunu veya çok meşgul olduğunu söyleyerek  ek süre isteyemeyeceğini saptadık. Bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasının son derece önemli bir olay olarak kabul edildiğini, buna karşı devletin görevinin  soruşturmayı süratle tamamlatmak olduğunu, bu görevi yerine getirmeyen devletin tutukluluk veya ek süre talep etme hakkı olmadığını gördük.

Tutuklu yargılama emrinin verilmesi

Soruşturmanın tamamlanmasından sonra sanığın tutuklu yargılanması konusunda verilen emirlerle ilgili de benzer sonuçlar ortaya çıktı.

Katılımcılarda hangisinin ülkesinde araştırma yaptıksa yargıcın  “Önemli olan  sanığın  duruşma günü mahkemede hazır olup yargılanmasını sağlamaktır. Bunun için acaba nasıl önlem alabilirim?” diye kendi kendine sorduğunu saptadık.

Diyelim ki savcı o sanığın kaçma olasılığı olduğunu iddia etti.  O zaman yargıcın “ Siz sanığın kaçmasını önlemek için ne gibi önlemler aldınız?  Bunlar niçin yeterli değil?” diye sorduğunu gördük.

Sanığın özel bir durumu varsa ve kaçmasını önlemek mümkün değilse mahkemenin  tutukluluk emri verdiğini, ancak sanığın kaçmasının niçin önlenemediğini kararının gerekçesinde anlatmak zorunda olduğunu ve bunu anlatmayan kararın gerekçesiz ve geçersiz kabul edildiğini gördük. 

Savcının  “Biz delil aramaya devam edeceğiz. Bilmediğimiz başka deliller ortaya çıkabilir” dediği zaman yargıcın ona “Öyle şey olmaz. Bir suçla ilgili deliller dünyanın her yerinde 2,3 gün içinde toplanabiliyor. Sizin de öyle yapmanız gerek. Sanık serbest kaldıktan sonra aramaya devam edebilirsiniz” dediğini ve tutukluluğu devam ettirmek için mazeret üretilmesine fırsat vermediğini gördük. Savcı “Sanık yeni suçlar işleyebilir” derse yargıcın “Devletin görevi suç işlenmesini önlemektir. Ancak suç işlemeden bir kişiye karşı önlem alamazsınız, bu insan haklarına aykırıdır” dediğini gördük.   

Özetlersek gözaltı süresinde amaç soruşturma yapılırken şüphelilere gereksiz sıkıntı vermemektir. Bu nedenle  örnek aldığımız tüm ülkelerde göz altı emri verilebilmesi  için soruşturmanın hızlı ve titiz bir şekilde devam etmesi ve savcılığın şüpheli  serbestken soruşturma yapılamayacağını kanıtlaması gerekmekteydi. Yargılama süresinde ise amaç sanıkların duruşma günü  mahkemeye gelmelerini sağlamaktı. Bu nedenle örnek aldığımız ülkelerde tutukluluk emri verilebilmesi için savcılığın alınan önlemlere rağmen sanığın duruşma günü mahkemeye gelmeyeceğini kanıtlaması gerekmekteydi.

Geçmişte yaptığımız bu araştırma ve kıyaslama sonunda  Türkiye’de tutkulu yargılanan  Sn.Mustafa Balbay, Sn.Tuncay Özkan ve diğer  gazetecilerle siyasi tutukluların dünyanın başka hiçbir ülkesinde tutuklu yargılanmayacakları, ilk 3 günden sonra tutuklu kalmalarının tartışma konusu dahi olamayacağı ortaya çıkmıştır.  Bu nedenle uluslar arası hukukçular Türkiye’de  sanıkların tutuklu kaldıkları her  günün haksız yere gerçekleştiğini, insanlık dışı olduğunu ve bir işkence olarak kabul edilmesi gerektiğini söylemektedirler.  

Türkiyedeki uygulamayı savunmak mümkün olacak mı?

Uluslararası hukukçuların yaptığı eleştirilere şöyle  bir itiraz yapılabilir. Örnek olarak ele aldığımız ülkelerin tümünün  Anglosakson ülkesi olduğu Kontinental ülkelerde daha farklı bir prosedür  uygulandığı öne sürülebilir. Biz de geçmişte hep bu itirazı yaptık. Ancak bu itirazımızın da fazla bir yararı olmadı. Çünkü Kontinental ülkelerin hukukçuları da dünyada daha adil bir hukuk oluşturma çabası içindedirler. Bu nedenle  örnek aldığımız ülkelerde  uygulanan yukarıdaki  prosedürü onaylamakta ve hatta yeterli bulmayarak daha da insancıl hale gelmesini istemektedirler. Yeni teknolojik olanakların bireylerin özgürlüğünü artırmak için yeni fırsatlar yarattığını düşünmektedirler.

Bu gerçekler ışığında Dünya Basın Konseyleri Birliğinin gelecek toplantılarında veya uluslar arası hukukçuların katıldığı diğer toplantılarda  Türkiye’ye eleştiri gelmesini istemeyen bizlerin Türkiyedeki tutuklu yargılama kararlarını savunmamız kolay olacak mı? Devletlerin  görevlerini yerine getirmeleri halinde  kaçma ve delilleri karartma olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği bir dünyada, Türkiye Anayasasının sanıkları suçsuz kabul ettiği bir süreçte, gerekçesiz kararlarla sanıkların tutuklanarak cezalandırılmasını haklı gösterecek neler söyleyebiliriz?

Türk yargısından beklentiler

Dünyadaki tüm devletler çeşitli alanlarda yarış içindedirler. Daha adil hukuk sistemi oluşturma yarışı da bunlardan biridir. Anavatanımız Türkiye’nin bu yarışta geri kalmayacağını ve dünyanın en insancıl hukuk sistemlerinden birini oluşturmak  için harekete geçeceğini ümit edelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum