1. YAZARLAR

  2. İsmail Bozkurt

  3. Gazeteye kurşun sıkmak ve Erbakan'ın ardından...
İsmail Bozkurt

İsmail Bozkurt

Vatan Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Gazeteye kurşun sıkmak ve Erbakan'ın ardından...

A+A-

Son zamanlarda küçücük ülkemizde, (uzun zamandır tanık olmadığımız için) “artık olmaz” diye düşündüğümüz akıl almaz işler oluyor.

Afrika gazetesine sıkılan kurşun, Şener Levent’e yazılan tehdit mektubu gibi!
   
Hangi akla hizmet ettiği kestirilebilecek olan bu çağdışı eylem elbette ki kabul edilemez.
   
Şu an aklıma adı gelmeyen bir düşünürün, şu sözleri ne kadar anlamlıdır:“Düşüncelerinize asla katılmıyorum. Bu düşüncelerinize karşı sonuna kadar savaşırım. Ancak düşüncenizi dile getirmenizi engelleyecek her şeye karşı da yanınızdayım.”

Gazete ve gazeteciyi de öyle değerlendirmek gerekir.

Çağdaş ve çoğulculuğu kabul eden tüm ülkelerde anayasalar, yasalar bu yönde yapılmıştır. Kaldı ki konu, anayasal, yasal olmanın da ötesinde, demokratik bir anlayıştır. Ve yine kaldı ki KKTC Anayasası, “Basın Araçlarının Korunması” başlıklı KKTC Anayasası’nın 29’uncu maddesindeki, “Yurttaşlara ait basımevi ve eklentileri ve basın araçları, suç aracı oldukları gerekçesiyle de olsa, zorla alınamaz veya el konulamaz veya işletilmekten alıkonamaz” kuralıyla, matbaalara dokunulmazlık zırhı giydirmiştir.

Hiçbir başka yorum getirilemeyecek bir kuraldır KKTC Anayasası’nın bu kuralı! “Suç aracı oldukları gerekçesiyle bile” ifadesi, çok kesindir.  “Cinayet,”  hatta “vatana ihanet” suçu söz konusu bile olsa basının dokunmazlığına işaret eder.

Denecek ki bu, basın araçları için bir ayrıcalık (imtiyaz) olmuyor mu? Elbette bir ayrıcalıktır; ama anayasal bir ayrıcalıktır. Yasama dokunulmazlığı gibi bir tür ayrıcalıktır. Üstelik, yasama dokunulmazlığından daha kesin, daha üstün bir ayrıcalıktır; çünkü Anayasa, belli konularda yasama dokunulmazlığının kaldırılabileceğini kabul etmesine karşın basın araçları için hiçbir istisna tanımamıştır.

Elbette ki neyin kişi haklarına saldırı niteliğinde ya da suç unsuru olup olmadığının saptanması önemlidir; ancak bunu kişiler, hatta siyasal erk değil, yargı yapabilir. Buna karşın en demokratik sayılan ülkelerin yargılarının bile bu konudaki bile hassas dengeyi tam olarak yerine oturttuğu söylenemez.
Sözün kısası nedeni ne olursa olsun, bir gazeteye ya da gazeteciye, kurşun sıkmak, tehdit mektubu yazmak asla kabul edilir değildir. 
 
İki yıl önce bir maliye bakanının Kıbrıs Gazetesi’ni vergi borcunu gerekçe kullanarak “susturmaya” çalışmasına nasıl karşı çıkmış ve olayı kınamışsam;  şimdi Afrika Gazetesi’ni kurşun ve tehditle susturma eylemine de karşı çıkılıyor ve olayı kınıyorum.

Konunun “faili meçhul” bir dosya olarak kalmaması gerekir. Spekülasyonların, senaryoların, komplo teorilerinin önü ancak ve yalnız öyle alınabilir.
 
ERBAKAN’IN ARDINDAN…

Daha önce de bazı vesilelerle, Makarios’a darbe tarihi olan 15 Temmuz 1974’te oğlum Orkun’un tedavisi amacıyla Londra’ya bulunduğumu yazmıştım.  Türk Cemaat Meclisi Başkanı olduğum için hemen Kıbrıs’a dönmeyi düşündüm. Bu arada Türk Büyükelçiliği de görüştüm. Bana “Başbakan Ecevit Londra’ya gelecek, onunla görüşür, öyle karar verirsiniz“ dendi.

Öyle de oldu. Rahmetli Ecevitle ayaküstü görüştüm ve zamanın İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk, benimle bağlantıyı sağlamakla görevlendirildi. Sonuçta Ecevit’in özel uçağı ile Ankara’ya gitmem uygun bulundu. Özel uçağı kaçırdım ama tarifeli bir uçakla 19 Temmuz 1974 gecesi İstanbul’a, oradan da 20 Temmuz’un ilk saatlerinde Ankara’ya geçtim.
20 Temmuz 1974 günü Harekât başladığında Ankara’daydım. Nitekim o gün öğle haberlerinde bir açıklamam da yayınlandı.

Bu arada Ecevitle de görüşmek istedim. Ecevit o kadar yoğundu ki beni Başbakan Yardımcısı Erbakan’a yönlendirdiler. “Ecevitle daha sonraki günlerde görüşürsünüz” dediler.

21 veya 22 Temmuz 1975’te (notlarımda var ama şu anda bakamıyorum), Başbakan Erbakan beni kabul etti. Makamına gittiğimde şaşırmıştım, çünkü yanında bir medya ordusu vardı.

Kısa keseyim.

O görüşmede rahmetli Erbakan’ın dile getirdiği üç konu ilginçti:

•Kocatepe Muhribinin battığını ve nasıl battığını anlatmıştı.
•Ordu’nun Hala Sultan’a ulaşmadan durmaması gerektiğini vurgulamıştı.
•Tüm adanın ele geçirilmesinden söz etmişti.

Bu görüşmemiz Türk basınında geniş biçimde yer almıştı.
Rahmetli Erbakanla tek görüşmem bu oldu.
Hiç kuşkusuz ilginç ve kendine özgü bir siyaset adamıydı:
Kendi inanç ve ilkeleri doğrultusunda, karşısına çıkan tüm engellere karşı pes etmeden ısrarla yürüdü.
Kaç kez parti kurdu, sonuncusu dışında her kurduğu parti kapandı.
Görüşlerinden dolayı hapse bile girdi ama peşinden gidecekler eksik olmadı. Her seferinde niteliği, politikaları, hedefleri yani özü aynı; yalnızca adı yeni bir parti ile kaldığı yerden yürüyüşünü sürdürdü.
Bu yönleriyle lider sevdasındaki siyasetçilere örnek olacak bir kişiliktir.
Tabii ki biz Kıbrıs Türkleri için Erbakan, 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’nı gerçekleştiren Türk Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı olarak, her zaman saygı ile anılacak bir siyasal liderdir.
Ruhu şad olsun!     
  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.