1. YAZARLAR

  2. Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

  3. Geçmişe bakarken geleceği görememek…
Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Geçmişe bakarken geleceği görememek…

A+A-

Hava açıktı.

Çıt çıkmıyordu.

Meteoroloji, genelde güneşli, diyordu.

Gün doğmadan, kargalar uyanmadan, çıktım.

Kayısı ağacında kalan son kayısıyı gördüm.

İyi, dedim, daha önce toplamıştım ama demek ki bu gözden kaçmış…

Belki de doğanın bir hediyesiydi…

Günün bereketiydi.

Kısmet banaymış, dedim uzandım, uzaktı.

Kollar yetişemeyince, destek gerekebilir…

Etrafa baktım.

Uzak köşede bir değnek gördüm.

Değnek ile ucuna dokundum, avucuma düştü.

Arkası, kırmızıya dönmüş, koyu lekeli, önü açık sarıydı.

Ağaç bugüne kadar ne hormon, ne ilaç görmüştü.

Arada bir hayvan gübresi koyduğum vardı…

O da doğaldı.

Kayısıya önce baktım.

Evirdim, çevirdim, bir daha baktım…

Ali Atakan Hocamızın sigaraya yaptığı gibi, kokladım…

Yavaşça ikiye böldüm.

Çekirdeği pürüzsüz, tertemizdi.

Tek karınca, böcek yoktu içinde.

Demek ki ilaç olmadan da verim olabilirdi…

Madem oluyordu, neden üreticiler bu kadar çok ilaç, insektisit kullanıyorlar?

Kayısı sonuncuydu ya…

Bütün yutmaya kıyamadım…

Önce ucundan birkaç milimlik ısırdım.

Kokusuna bir daha baktım.

Sonra çiğnedim…

İnanılmaz bir meyvedir şu kayısı.

Ne karpuz, ne elma…

Varsa da kayısı, yoksa da…

Gözlerimi kapatıp yarısını ağzıma attım.

Doya doya yaşamalıydım o anları.

Sonuncuydu senenin…

Kokusunu, tadını yaşarken aklıma bir zamanların renklodu bol, Kıbrıs’ın en güzel formozasının çıktığı İstinco’da yediğim kayısılar geldi…

Dere akıyordu bahçelerin kenarından.

Dere kenarında meyve ağaçları vardı.

Sesi şırıl şırıldı.

Eğilip su içiyorduk.

Mikrop, kurt, toz, toprak düşünmeden.

Kana kanaydı o içişler.

İstinco’da hellim de iyiydi.

Baf’ın en güzel hellimini onlar yapar, derlerdi…

1974 sonrasında onları Balikitre bir de Gırnı’ya yerleştirmişlerdi…

Çok sonraları bir yakınım birkaç kilo hellim getirip, “İstincolu yaptı” diyerek vermişti.

Arabaya henüz varmamıştım daha.

Bu düşüncelerim, dalıp gitmelerim beş on saniye sürmüştü.

Bir gök gürlemesi gibi ses duydum.

Hava açıktı oysa.

Yoksa bir yerde bir şeyler mi patladı dedim, bakındım.

Yüzüme, iki damla su düştü.

Ne oluyordu?

Kargalar mı?

Gökyüzüne baktım.

Bulutlar akın akın kuzeyden güneye gidiyorlardı…

Birkaç tanesi muhtemelen beni görmüş olmalı.

Ve belki de uyarmak istedi, “gidecen ama ıslanacan”…

Geçmişe bakarken başıma gelecekleri fark edemeyecektim.

O gün İstanbul sele teslim olmuştu.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.