1. YAZARLAR

  2. Atınç Keskin

  3. Geçmişten günümüze “Dalkavukluk”
Atınç Keskin

Atınç Keskin

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Geçmişten günümüze “Dalkavukluk”

A+A-

Genelde bu kelimeden ve bu kelimeye has tutum sergileyenler’i pek sevmeyen bir toplumuz diyebilirim. Açıkçası bu gibiler toplumun pek hoşlanılmayan çıkıntılarıdır. Bulundukları ortamda kendilerini, yapmacık hareketleri ve bayağı davranışlarıyla kolayca belli ederler. Güç kimdeyese onun yanından kesinlikle ayrılmazlar, sanki o güce sahip kişinin has adamıymışçasına utanmadan bir de poz verirler. Sağda, solda güç sahibiyle olan dostluğunu, övüne övüne bitiremezler. Aslında bu karaktere sahip insanlar; belli bir menfaati gütmek ve varolan her türlü zayfılıklarını örtmek için; “Dalkavukluk” denilen bu illeti, kendilerince zaruri meslek haline getirmişlerdir.

Osmanlı imparatorluğu üç kıtaya hâkim bir imparatorluktu. Osmanlı’nın kuruluş ve yükselme dönemlerinde, padişahların yakın çevrelerinde; bilgili, cesur, insiyatif sahibi ve lider konumundaki devlet adamları yanı sıra, dalkavukları da vardı. Düşüş döneminde ise; Osmanlı padişahının yakın çevresinde çok sayıda basiretsiz, ne yaptığını bilmez dalkavuklar vardı. Ülke artık, bilinçsizce yönetilmeye başlanmış ve Padişahın yakın çevresinde, tabiri caiz ise: “Dalkavuklar Camiası” türemişti. Bu dalkavuklar; Osmanlının geleceği konusunda, söz sahibi olmuşlar, bu camiadan olmayan insanları ötekileştirmiş ve Padişah ile halk arasına bir sınır çekmişlerdi.

Halk ile iletişimi kalmayan ve halkatan destek almayan padişah’ta, zamanla tarih sahnesinden silinip gitmişti. Osmanlı döneminde padişahın yakın çevresinde bulunan, sürekli sultana yağ çeken, her ortamda Padişaha destek naraları atan bu dalkavuklar, Osmanlı’nın bütün nimetlerinden faydalanmayı bilmişler ve Osmanlının Avrupa’nın hasta adamı olmasının sebeplerinden biri olmuşlardı. Vaktiyle; Genç Türkiye Cumhuriyeti döneminde; yeni yönetim şekli ve Cumhuriyet devrimler’i sonucunda; Osmanlıya dair, hemen hemen herşeyin değişmesine rağmen, “Dalkavukluk” ve “Dalkavuklar Camiası”nın değişmemesi Atatürk’ün bile dikkatini çekmişti.

Dostlar ve dost olan insanları hatırlamak, hatırlarını sormak, birlikte bir kahve içimek, eski günleri yad etmek, güncel konuları konuşmak, yeri geldiğinde siyasetin ince konularını tartışmak ve bunlara yapıcı çözüm önerileri getirmeyi severim. Geçtiğimiz cumartesi öğle vakitlerinde, hal hazırda kış güneşinide bulmuşken, aylardan beridir ziyaret etmek istediğim fakat iş yoğunluğundan dolayı bir türlü ziyaret edemediğim, bir dostu ziyaret ettim.

Kendisi iktidar partisinin önemli şahsiyetlerindendir. Siyasi demişsem yanlış anlaşılmasın! Öyle sonradan bitmelerden, daha tüyü çıkmamış siyasilerden değil ! İlk gençlik yıllarandan beri, bu işin içinde olanlardan.
Gösterişten ve şatafattan uzak yaşantısıyla, muhitinde saygı duyulan bir insan. Yeri geldiğinde parti rozeti gözetmeksizin, yardıma muhtaç bir çok insanımızın yardımına koşan bir insan. Gelgelelim, siyaset bu ya, adamın yaptığı hizmetler ve iyliklere bakmaksızın, sırf  siyaseten başarılı olduğu için, sırf siyaseten yükselen bir başarı grafiği var diye; basınımızdaki bazı dalkavuklar tarafından haksız yere yıpratılmak istenmiş ve bu dalkavuklar kendilerince; bu amaçlarına ulaştıklarını dellal etmişlerdi. Ancak durum yıpratılmak istenilen bu kişi açısından bakıldığında hiçde öyle görünmüyor, benden söylemesi. Uzatmayalım, konu dönüp dolaşıp “Dalkavuklar” konusuna geldi. Biraz eskilere gittik. Kendisinden aldığım bilgilere göre; evvelce, memleketimizde de dalkavukların çeşitli cinslerine rastlamak mümkünmüş ancak Sağlam ve sözü geçen adamların yanında bu dalkavuklar fazla barınamazlarmış. “Şimdi ise dalkavukların göğüslerini gere gere gezdiği, haybeden caka sattığı bir dönemi yaşıyoruz.” diyor.

Merak edip soruyorum: “Peki bu, nereye kadar böyle gidecek ?” bıyığının altından hafiften gülümseyerek, güzel bir hikayeyle cevap veriyor: “Memleketin birinde beyaz atlı bir sultan varmış. Sultan, atıyla halkın önüne her çıktığında, atını şaha kaldırıp tebasını selamlamayı çok severmiş. Bunu fırsat bilen ön saflardaki dalkavuklar’ı; avazları çıktığınca: “Padişahım çok yaşa !” diye tezahürat ederlermiş. Günlerden bir gün sultan, halkını selamlarken atını şaha kaldırmış ancak kendisi yere düşmüş, dalkavuklar sultanı yerden kaldıracaklarına, şaha kalkmış at’a; Padişahım Çok Yaşa! tezahürat’ı yapmaya devam etmişler.”

Siyaset yolunda; bazı tedbirlerin geç kalınmadan alınması gerektiğini savunanlardanım. Ola ki; memleketin sevk ve idaresinde de alınacak ayni tedbirler, geleceğimiz için hayati önem taşıyabilirler. Çalışkan, işinin ehli, güvenilir ve sağlam kişileri bir kenara itip, dalkavuklara fırsat vermek, aklı salim büyüklerimize pek yakışık düşmez. Ülkemizde dalkavukluğu; nerdeyse kurum haline getirmek isteyenlere ve bundan medet umanlara, geçit vermemek elinizdedir ve herşeyden önemlisi elimizdedir. Her ne isterse olsun, siyasette esas olan dengelerdir. Gün gelir, bu dengeler’e ihtiyaç duyulursa; etrafınızdaki dalkavukların beşinin bile bir gram basmayacağını iyi bilmelisiniz !

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.