1. YAZARLAR

  2. Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

  3. Gidenlerin Ardından…
Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Gidenlerin Ardından…

A+A-

Zaman mı azaldı, zamanla duygusallık mı arttı bilemedim.

Eskiden olsa gidenlerin ardından düşünmez, ağlamazdım.

Çok zaman da geçse üzerinden bir gün yine dönecek, yine göreceğim diye beklerdim dönüşünü.

Zaman azaldıkça duygusallık öne çıkar…

Bir daha göremeyeceğim korkusu sarar her yanımı.

Böyledir gençlikte geçmeyen, yaşlılıkta uçan zaman.

- Nasıl oldu da İstanbul’a yerleştin? diye sordu çok sevdiğim arkadaşımın kızı…

Beklemediğim bir soruydu bu…

Nereden başlayacağımı bilemedim.

Çünkü tek düze bir hayat değildi benimki.

Feribottan mı başlamalı, feribota giden süreçten mi…

Lisedeyken daha, elimize silah tutuşturmaları az bir şey olamazdı elbette.

Ne savaş vardı zihinlerde, ne de adam öldürmek duygusu yerleşmişti içimizde.

Yalındık.

Sadece ve sadece daha iyi olmaktı gayemiz.

Babamızın kestiği biletle uçağa binmek, İstanbul’a veya herhangi bir Avrupa ülkesinin herhangi bir üniversitesine gitmek düşüncesindeydik 1974’e kadar.

Okuyacağımız şehre bir büyüğümüzle gidip yerleşmekti.

Sonra da mezuniyet ve tekrardan ülkemizde hayatımızı idame ettirmek.

Anlatsam hikaye anlatır gibi, masal gibi dinleyecekti biliyorum…

-E, dedi durdu.

Oysa ki ben o anda ufak ufak gitmiştim bile yolculuğuma.

Halil Onbaşı ile bindik Mağusa’dan  feribota ve Mersin’den otobüse.

O zamanki Kıbrıs Türk yönetimi feribot biletimizi kesmiş, cebimize cüzi bir para koymuştu.

Kasım ayındaydı yolculuğum, tıpkı soğumaya başlayan bugünler gibi…

Bir sakko bir fanella vardı üzerimde çünkü soğuk da bilmezdik, soğuktan korunmayı da.

En babayiğit kışlık giysimiz pardösüydü.

Onu da babamdan ve babamın en iyi arkadaşı Eşref Dayı’da görmüştüm.

Yol boyu kar vardı…

Soğuktu.

Otobüs mola vermek için durduğunda ileride yaşanacakların habercisi gibiydi yüzüme vuran buz gibi hava.

Korkuyorduk ama okumalıydık da.

Topkapı otobüs terminalinde abim karşılamıştı.

Kalacağımız ev Kocamustafa Paşa, Sümbül Efendi Caddesi, Abdullah dede Sokakta, Yurdakul apartmanı, daire 9’du.

Bugün bile hatırladığım o adresteki evde tam dokuz Baflıydık.

Soba yoktu,yakacak yoktu,doğru dürüst imkanlarımız yoktu ama…

Avukat,doktor,kimya mühendisi,maden mühendisi çıkmıştık oradan.

Mezuniyet sonrası hepimiz de dönecek, yabancı ülkede kalmayacaktık.

Bazıları döndü, hep döneceğiz düşüncesi ile karanlık dehlizlerden geçen ben, geçen zamanı unuttum.

Zaman hep yerinde sayacak, döndüğümde her şeyi yerli yerinde bulacağımı zannetmiştim.

Oysa ki ne zaman duruyordu yerinde ne de mekânlar aynı kalıyordu.

Ve gördüm ki gençlikte geçmeyen zaman, ileri yaşlarda uçuyor.

-Bir gün yani daha bol zamanımız olduğunda her şeyi sana anlatacağım ama bugün zor, çünkü birazdan uçağınız kalkacak, Kıbrıs’a doğru.

Şimdi gidin ve ülkenize sahip çıkın.

Kızım da vardı en iyi arkadaşımın kızı ile beraber.

İki günlüğüne gelmişlerdi İstanbul’a.

Onlarda, Baf’ta beraber büyüyüp birlikte mücadele verdiğim arkadaşımla beni gördüm.

Eskiden olsa üzülmezdim gidenlerin ardından.

Bugünse…

Ya zaman azaldı, ya da zamanla duygusallığım arttı…

Bilemedim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.