1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Gitgide nereye gittiğimizi de şaşırdık
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Gitgide nereye gittiğimizi de şaşırdık

A+A-

Kendi elimizle kendi gözümüzü çıkartıp kendimizi kıyasıya eleştirirken, fırsat bulup da  Rum’a bakamaz olduk. 

Oysa yanı başımızdaki Rum bir yandan AB dönem başkanlığına hazırlanıyor,  öte yandan Başkanlık seçimlerine.  Global krizin olumsuz etkilerini de en aza indirmeye çalışıyor.

Fakat tüm bunların arasında bile    Kuzey’le uğraşmayı hiç ihmal etmiyor çünkü Rum bize benzemiyor!  Bu adada niçin mücadele ettiğini çok iyi biliyor!  Mücadelesini  bizim gibi  siyasi sürecin olağan parçası gibi çerçeveleyip duvara asmıyor,  “ideası”  yapıyor! 

Oysa artık bizim  “ideamız”  yoktur!   Ne  “ya taksim ya ölüm”  dediğimiz yıllar ötesinden gelen nostaljisi ne de  Devlet olduğumuz halde  çözüm için  “ayrı Devlet”  savunması!  Konfederasyon bile istemiyoruz!

BUNA KARŞILIK.  Can sıkmış da olsak Yine de “Rum’u  iyi izleyin” diyoruz.  Son numarası Netanyahu’dan İsrailli işadamlarının KKTC’de  yatırım yapmamalarını istemek oluyor!   Zaten AB’nin ambargosu da  devam ediyor.  

Pekala  Rum liderliği AB ile birlikte KKTC üzerine bu ekonomik baskıları koyarken neyi murat ediyor? 

KKTC’yi Ankara ile birlikte çözüme zorlamayı mı?  O zaman,  çok soruldu ama yine soralım:  “Annan planını neden reddettiydi?”

Sonrasında Sn.  Talat ile müzakerelerde neredeyse  “tek devlet,  tek yurttaşlık”  düzeyine çekilmiş çözüm alternatifine karşılık  neden başarısızlığa uğranıldı?

Sn. Eroğlu ile Lefkoşa’ya sığdıramadıkları müzakereleri Ban’ın daveti ile iki kez  Grentree’ye  taşıdıkları halde neden uzlaşıya varamadılardı?                

HİÇ SORDUNUZ MU:  Ne istiyor bu Rum bizden?  Geçmişte çok sorar cevabını da verirdik.  Şimdi kendimizi sorgular olduk?  Nitekim soruyoruz ve Rum’dan yana cevabını da artık biz veriyoruz.    Ve diyoruz ki      “neden vermiyorsunuz Kuzey’i Ruma?  Karşılığında herkes yerli yerine gider,  asırlardır birlikte yaşayan Türk ve Rum halkları yeniden  birleşik Kıbrıs  efkârında birbirlerine kavuşurlar!” 

Bu  “sitemimizden”   sonra esasa  gelelim.  Rum hiç yakamızı bırakmadı.  Tutun ki istediği ada egemenliğidir.  Bize layık gördüğü tek statü de  “muhtariyettir!”

Bu nedenle hiçbir müzakere,  en azından bu isteklerine cevap verecek rotaya girmeden çözüm olmayacaktır! 

****

MÜCADELE KULVAR DEĞİŞTİRİYOR

Lefkoşa dükalığının  tabaları   Belediye olaylarında da görüldüğünce  artık sorunlarını dövüşerek çözmeye çalışıyorlar!                                                             

Hükümet ise icraatlarını tepeden indirme bindirme yöntemleri ile  gerçekleştirmeye çalışıyor!  Yöneticiler yüzlerini Ankara’ya çevirirlerken sırtlarını halka dönüyorlar!    Kıbrıs Türk halkının kaderini Ankara’ya havale etme kolaylığına yatıyorlar!  Halk katlarında  ne çok partili  parlamenter düzeni  kurabiliyorlar ne de halka mevcut düzenle  güven verebiliyorlar!                   Eh!  Baş’ı öyle ise ötesinden ne beklenir ki?   Nitekim artık herkeslere bir  “aşağılık duygusu”  musallat oluyor!   Bazı çevreler özellikle  “vatan, millet,  memleket  karın doyurmaz”  dedikçe,  anlıyorlar ki  vatan millet memleket  savunması ile sevgisini öne çıkarmak ayıptır!  Ve anlıyorlar ki artık dünyada asıl mücadele,  asıl barış,  asıl çözüm  “paradır!”                  Ve gitgide gelişen bu müflis düşüncede şu yargıya varıyorlar:  “İnsanın karnının doyduğu yer değil mi ki vatanıdır!  Öyleyse bu Güney’e gitmekle de olabilmektedir,  Güney’i Kuzey’e getirtmekle de..”

Artık mücadele bunun için yapılmaktadır!  Ancak bir engel vardır,  Türkiye’dir,  ona da gitmelidir demektedirler…   Mücadele kulvar değiştirmektedir!

****

KENTLER DÖKÜLÜYOR

Yağan yağmurlarla birlikte  Lefkoşa’dan Mağusa’ya,  Güzelyurt’a kadar kentler sular altında kalırken   bazı yerleri sular basıyor.  Ve belli oluyor:  Alt yapıları eksik…

Zaten biliniyor:  Barış Harekâtından bu yanadır  Kuzey’de ne kadar  imar iskân  alanı açılmış,  nerede öbek öbek apartmanlar konutlar inşa edilmişse hepsi de plansızlığı çağırmaktadırlar.    Şehirler genişler ve büyürlerken  alt yapı eksikliklerinden dolayı felçli insanlar gibi alil durumlara düşmüşler! 

MESELÂ:  hâlâ devam etmektedir:  Önce evler apartmanlar inşa edilmekte,  yolları, suları, elektrikleri sonra yapılıp bağlanmaktadırlar.  Çoğu, yetmeyen finansman nedeniyle yolsuz,  susuz ve elektriksizdirler! 

Oysa beklerdiniz ki 38 yılda,  bırakın büyük kentlerin derli toplu nazım planlarının  oluşturulmasını,  kanunlarla nerelerin imar iskân alanları olacağının kararlarına varılsındı.  Devlet kademelerinde görevlendirilecek    Şehircilik Uzmanları  kılı kırk yararak,   plana programa uygun ve kanuni uygulamalar başlatsınlardı…

KISACA:  Çok şey kaybettik,  çok geç kaldık!  Şimdi duyuyoruz ki   “ülkede standartlaşmaya gidilecekmiş!”  Bu nedenle de Türkiye’deki Şehirlik ve İskân Bakanlığı ile Protokol imzalamak üzereymiş.  Bu protokol sonucunda imarla ilgili her şey denetim altına alınacakmış…”

Önce soralım.  İzinleri olmadan tek taşın bile bir başka taş üzerine konmasının mümkün olmadığı  Mimar Mühendis Odaları Birliği ki Devlet içinde Devlet gibidirler,  bunca yıl neden imar iskân konusunda onca uzman ve teknik adama karşın bu sorunları çözmek için  görevlendirilmediler?  Görevlendirililerse neden onca yetkilerine karşın çarpık yapılaşmanın önüne geçemediler?

Memlekette  “pırıl pırıl”  dediğimiz TC üniversitelerinden Şehircilikle ilgili mezun gençler varken,  neden işsizliğe mahkûm edilerek  “işe yaramaz”  hale getirildiler…

İnanırım!  İnşallah şimdi de  TC’den Şehircilik Uzmanı diye getireceklerinizi kalkıp da    “astronomik maaşlara bağlamazsınız!”  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.