1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Gitmeliyiz ikimiz de artık…
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Gitmeliyiz ikimiz de artık…

A+A-

Sana anlatmaya çalıştığım bütün gerçeklerimi yükleyip sırtıma
Ayağına tonlarca ağır yük bağlayarak
Sevgimi aşkımı
Senli olan her şeyimi
Prangalarını açıp son veriyorum sana...
Kolay olmadı bunu yapmak inan
Dayanamadım ağladım
Bazen kendimden sakladım aşkımı
Korktum
Unutmam gerektiğini düşünüp salıverdim denize gönlümü...
Korkma sakın
Seni çıkarttıktan sonra yüreğimden
Kimseler girmeye çalışamayacak
Öyle ağır izler bıraktın ki sen bende
Korkarım kanar kanar durmaz diye...
Acıyor yüreğim
Ben bunu hep söylerim
Bedenime ait kimseler yok inan
Kalbime yer edinmeye kimsenin gücü de yetmez inan...
Ben seni unutmayı seçmemiştim aslında !!!!
Sen zorladın bunu yapmama
Artık dayanamadığımı anladım ben
Her seferinde bitti deyişlerin çınlıyor kulaklarımda
Çığlık atmak isterken dudaklarım
Çığlık atıp hıçkırarak ağladığımı mı görmek mi istedi gözlerin?
Nasıl ki gözünde büyük insandım ben
Küçülüp küçülüp ayaklarına kapanmaktan halim kalmadı...
Arama başkasında benim bakışlarımı
Sana bakarken dolabilen gözlerimi sakın arama
Gözlerim doluyor bugün yine
Bunun sebebi yalnızlıktı sensizlikti...
Bazen kaçmak da istemiştim gölgemden
Yalnız kalmak için
Ama
Yalnız kalınca anlıyor ya insan tek olduğunu
Ben tek olmaya razıydım ama sensizlikti zor gelen yüreğime...
Dayanmaya gücümün yetmediği sendin yalnız
Gitmeliyiz ikimizde artık
Aşkı sevdayı kendimize ait olanı alıp yüreklerden gitmeliyiz
 


 



Sende ben var mıyım?

Aşk herkesi
Kırar biraz
Eksilmesin
Acısı şükret
Sen bana dediğinden bu yana kırık bir yanım. İçimde bitmeyen yitmeyen bir sen. Senle tutunmuşluğum hayattaki fırtınalara, dalgalara rotamı kaybetmiş bir gemi gibiyim şimdi yalpalıyorum. Acısını yaşıyorum sensizliğin.
Varsın ağlasın
Dalda kiraz
Herkes kendine
Sürgün biraz
Aşkımıza ağlıyor şimdi bulutlar. Gökyüzü döküyor içindekileri damla damla benim gibi. Kendine sürgün ettin ya beni. Bitmeyen bir özlemin kollarına bıraktın. Sürgünlerdeyim bu sürgünün sebebi sen sonu sen.
Çocuk gülüşün
Dünden bir yara
Aşk bize sıla
Gözlerimin önünde yüzün o masum gülüşün. Geçmişten kalan kabuk tutmuş bir yarasın içimde zaman zaman kanayan. Uzaklardayız birbirimize, aramız da aşılmaz engeller. Aramızda başka eller, başka yollar başka hayatlar var. Akıp gidiyor hayat senden uzakta bir yerde.
Günler gelirde
Büyür üzerler
Aşk bize gurbet
Zaman akıp gitmekte yolunda sanıyorum her şey aklıma bir sen düşene kadar. Büyüyor tekrar açın içimde. Tarifsiz sızılar sarıyor, kramplar giriyor kalbime kap katı kesilip kalıyorum damarlarımda kan akmıyor bir kalp krizine dönüşüyorsun. Feryat ediyor kalbim sonunda patlatıyor damarlarım yinede yoksun.
Ay ışığı
Tende bıçak
Giden sürgün
Kalan kaçak
Sürgün edilmiş bir aşk bu senden uzaklarda bir deniz kenarında sana doğru bakıyorum hasretle. Yüzün gibi parlıyor bu gece ay. Tebessümler oturuyor yüzüme. Yaralarım kanıyor deniz tuz basılıyor üstüne seni hatırladıkça. Mavi bir gecede hasretliğin siyahı sarıyor etrafımı.
Kapansın yarası
Şu gecenin
Ayrılıklar örtsün üstümü
Sensiz geçen yılların yarası kapansın artık. Ya tam sana gelsem ya tam senden gitsem sıkışmasam hep iki arada bir derede. Sen en iyisi bende bitsen ve kapatıp kapıları mühürler vursak üstüne.
Kimim kimsemdir
Ah gözlerin
Gidecek yeri
Yok kimsenin
Hiçbir şeyimsin dokunamadığımsın, gözlerinde kendimi göremediğimsin yanında olmadığım, saçlarını okşayamadığım. Hiçbir şeyimsin hiç gidemediğimsin. Senden başka kimsem yok. Sende ise bir ben var mıyım?




Kırık bir kalemden...


“Tek söz etmem, bu sevda vursa beni her yandan
Tanrım beni korusun, benden bıktığın andan
Ne kadar sevsem bile, bir gün olur dünyandan
‘Çık’ de yeter, çıkarım... Başım gözüm üstüne...”
Bir akşam vakti... Guruba yaklaşmış güneş... Öyle can çekişmekte ki ruhum, vuslatsız sevdalara eş...
Önümde kırılmış bir kalem... Kırık kalbimde ise tarifsiz milyonlarca elem... Hıçkırıklar boğazımda düğüm düğüm...
Bu ne acımasızca zulüm... Artık gelmesini hasretle beklediğim tek şey... Ölüm...
Yazdıklarıma aldırma sen… Bunlar kırık bir kalemin, can havliyle karaladığı üç beş satır gülüm...
Bu kalem defalarca sustu, defalarca darıldı... Ama her seferinde “Dermanım derdimdir” deyip, yine sana sarıldı...
Yazdığı her kelime, hasrete bulanıp, aşkla karıldı... Bil ki ey vefasız; bu kalem ilk kez kırıldı...
Merak etme inlemeleri de biter bir gün ve tamamen susar...
Aşkı bilmeyene aşkı yazmak; artık bu kaleme ar!..
Evet! Kalem kırıldı ve verildi karar: “ Zalim Allah’a havale... Sükût kalan ömrüme kâr!”
Kırık bir kalemin inlemeleri bunlar..
Merak etme bunlar da biter ve bir gün tamamen susar!..

 




Kıssadan Hisse


Fırtına çıktığında uyuyabilmek


Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce
çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi
olur diyorlardı.
Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
haline bakıp “Çiftlik işlerinden anlar mısın?” diye sormadan edemedi
çiftlik sahibi. “Sayılır” dedi adam, “Fırtına çıktığında uyuyabilirim.”
Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina
çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: “Kalk, kalk!
Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.” Adam
yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: “Boş verin efendim, gidin
yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim
ya.” Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu
kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu:
Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı
kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına
yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini
kapatırken mırıldandı:
“Fırtına çıktığında uyuyabilirim.”
 

 

 

Günün Fıkrası


Mutluluğun sırrı



Yeni mahallesinde kahvede sohbet eden adama arkadaşları:


“Senin aile yaşantına hayranız, eşin ve çocuklarınla çok mutlu bir yaşantın var.
Karının bir dediğini iki etmiyorsun. Bu mutluluğunun sırrını bize de anlat
yoksa pısırık olduğunu düşüneceğiz” derler.


“Kısaca anlatayım” der adam.


“Düğünümüz bittikten sonra karım kendi atına, ben de kendi atıma bindik
evimize doğru gidiyoruz. Benim bindiğim atın ayağı takıldı ve sendeledi.
Karım eğildi ve benim atıma ‘Bir’ dedi. Biraz daha ilerledik ve benim
atımın ayağı tekrar takılıp tökezlediği zaman eşim tekrar eğilip atıma
‘İki’ dedi. Az sonra atım tekrar aynı şekilde tökezleyince eşim atından
indi ve ata ‘Üç’ dedi ve çeyizinden tabancasını çıkartıp atımı alnından
vurdu.


Ben şok olmuştum... Eşime bir hışımla çıkıştım ‘Yazık değil mi ata,
neden vurdun kadın, manyak mısın sen?’ diye bağırdım...


Karım arkasını döndü ve bana ‘Bir’ dedi.


Ve o günden sonra karımın bir dediğini iki etmedim

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.