1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Gözyaşları hiç dinmedi
Gözyaşları hiç dinmedi

Gözyaşları hiç dinmedi

Polis Müfettişi Mehmet Bayraktar’ın öldürülüşünün üzerinden bir yıl geçti. Onu yatak odasının önünde kanlar içinde bulan annesi Şerife Bayraktar’ın acısı ilk günkü gibi taze.

A+A-

Devrim Demir

Polis Müfettişi Mehmet Bayraktar, bundan tam bir yıl önce 18 Haziran 2014 sabahı Kuruova’da annesi ile birlikte yaşadığı evinin üst katında, yatak odası önünde av tüfeği ile vurularak katledildi. Bayraktar’ın katil zanlısı olarak tutuklanan kayın pederi Mehmet Vechi, 4 Temmuz sabahı Lefkoşa Polis Müdürlüğü’nde sorguya götürülürken merdiven boşluğuna atlayarak intihar etti.

Oğlu Mehmet Bayraktar’ı uyandırmak için evinin üst katına çıkarken onu yatak odasının önünde kanlar içerisinde bulan Şerife Bayraktar’ın, aradan geçen 1 yılda gözyaşları hiç dinmedi. Haziranın değil ama evlat acısının ateşiyle yanıp tutuşuyor Şerife Bayraktar. Her gün azap onun için. Hiçbir kuvvet onu köyünden çıkaramadı haziran ayında. “Zamanla acın diner” dediler, onunki katmerlendi. Tek bir isteği var Şerife Bayraktar’ın “adalet.”

Mezara sarıldı, gözyaşlarına boğuldu

Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından ulaştık Kuruova’ya. Önceden sözleşmiştik evde bizi bekliyor olacaktı Şerife Bayraktar. Eve vardık kapı duvar. “Sür” dedi arkadaş “Bu köyün mezarlığı neredeyse oraya” sürdüm. Şerife Bayraktar’ı oğlunun bahtı gibi kara, soğuk mermerden yapılı mezarına sarılmış, gözyaşları içinde bulduk. “Sana kıydılar annem. Gözünü para hırsı sarmış açgözlüler” ve ardından hıçkırıklar. Güçlükle yaklaştık yanına, zor ikna ettik, mezarın başından ayrıldı, arabaya bindik, eve sürdük.

“Her günüm böyle kızım”

Eve adım atarken gözüm üst kata Mehmet Bayraktar’ın ölü olarak bulunduğu yatak odasının önüne ilişti. Hemen fark etti Şerife teyze… “Ya gızım işte orada bitirdiler oğlumu. Bir sene oldu onu kanlar içinde bulalı. Bir sene dile golay. O Günden sonra hiç çıkamadım yukarı. Ayağım merdivene gitmez oldu” dedi, yeniden gözyaşlarına boğuldu. İçeri girdik. Oturduğu koltuğun üst başında oğlunun fotoğrafı. Polis üniformaları içinde. Fotoğraf tanıdık. Mezar taşında da aynı fotoğraf soğuk mermere kazıldı. Kara, kapkara bahtı gibi.

Hep o fotoğrafın altındaki koltuğa oturuyor Şerife teyze, üst başında oğlu. Gecesi öyle gündüzü öyle 1 yıldır, gözyaşları hiç dinmiyor.

bayraktardasdasdasd-(3).jpg

“Planlayıp öldürdüler, para için yaptılar, boğazlarında kalsın”

Şerife teyzenin acısı kadar isyanı da büyük. İlk bakışta akıl almaz görünen iddialarını peş peşe sıralıyor. “Oğlumu para için öldürdüler. Boşanacaktı, çocuklarıynan yeni bir hayat kuracaktı, bırakmadılar bitirdiler onu. İskele polisine söyledim onlar geldi önce buraya. Anlattım gaynatası çok tehdit etti oğlumu odur öldüren dedim, dinletemedim” yine hıçkırıklara boğuluyor. Bir yudum su alarak zorla devam ediyor. Bırakalım teyze sen kötü oldun diyecek oluyorum “Yok anlatacam herkes bilsin” diyerek devam ediyor.
“Bu ihtiyar yalnız yapmış olamaz bu işi ona yardım eden var, hem da söylenip bunu yapmasını sağlayanlar var. Her şeyi anlattım o İskele polisine onlar başkalarının peşine düştü. Sonunda anladılar katilin kim olduğunu ama kendini gebertti. Oğlumun maaşı da kaldı 4 sene boşanmak için uğraştığı garısına. Öksüz kaldı çocukları onlara yüz bin kere helal olsun babalarının parası ama onun boğazında kalsın her lokması.”

“Uykumda silah sesi duydum”

Ben sormadan anlatmaya devam ediyor. O güne dönüyor Şerife teyze yüzü gözü değişiyor, hıçkırıklar atıyor. Zorla nefes alıyor ama susmuyor derin bir nefesle gözünden yaşlar akarak anlatmaya devam ediyor. “Bir avuç hap içerim her gün. Kalbim sakat, tansiyon, şeker olmayan yok. Ölseydim da onu öyle görmeseydim. O gece da hapları içtim sızdım kaldım. Bekleyemedim eve gelişini oğlumun. Uyukum da silah sesini duydum, belim ağrırdı zorla kalktım ışığı açtım Mehmet’in kıyafetlerini koltukta görünce yukarıda uyuduğunu düşündüm. Nereden bilirdim oğlumu vurdular. Bilseydim çıkmaz kurtarmazdım evladımı. Sabah nereden bilirdim sildiğim kanlar oğlumun kanıydı. Aklıma gelmedi ben kanlarını silerken verandada oğlumun ölüsünü bulacağım yukarıda.”

“1 senedir gözümün önünde oğlum kanlar içinde”

Ve o sabahı anlatıyor, uyuyup kaldı sandığı oğlunu uyandırmak için son kez çıktığı üst katta yaşadıklarını. “18 Haziran sabahı. Uyudu da kalkamadı zannettim uyandırmak için çıktım balkonda yatak odasının kapısında kanlar içinde gördüm oğlumu. Haykırdım, defalarca ondan özür diledim ama duymadı. Ben onu şimdi hep öyle hatırlarım. Oğlum bir senedir gözümün önünde kanlar içinde.”

mervdasdasd.jpg

Cumalar farklı azap

Lefkoşa Adli Şube’de çalışıyordu Bayraktar, ama her cuma annesinin yanına çok sevdiği köyüne gitmekten geri kalmıyordu. Bir yıl oldu cumalar Mehmetsiz Kuruova’da. Şerife teyzenin gözleri ise hiç gelmeyecek oğlunu bekler her cuma.
“Benim oğlum kimsenin canını yakmadı, cumadan beklerim gelsin kabullenmek çok zor canımın parçası gitti. Evimin ışığı söndü ne yediğimiz ne içtiğimiz belli. hayatımızı kararttılar. Her gün mezarındayım, komşularım evde yoksam beni mezarlıkta bulurlar” diye anlattı. Akıbet bizde onu orada bulmuştuk oğlunun mezarına sarılmış ağlarken.

Dosyadan haber yok

“Ay oğlum yeni bir haber var” her hafta bıkmadan usanmadan bu soruyu soruyor Şerife teyze damadına. Yeni bir haber. Cinayete kurban giden oğlunun Polis Genel Müdürlüğü’nden bir türlü çıkmayan dosyasını soruyor. Cinayetin azmettiricisi ve iş birlikçisi konusunda gelişme bekliyor. Dosyadan haber yok. Polis soruşturması tamamlandı mı? Dosya Savcılığa verildi mi? Cinayetin ilk günlerinde bilinçli veya bilinçsiz yok edilen kanıtlar var mı? Olay yerine ilk giden polisler yapması gereken her şeyi yaptı mı? Bu soruların yanıtını bekliyor Bayraktar ailesi. Mehmet’in kardeşleri dilekçe verdi aylar öncesinde Polis Genel Müdürlüğü’ne iddialarını sıraladı. PGM’ye verilen dilekçeyi, dönemin Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na, Meclis Başkanı’na, Başbakan’a ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’na da dağıtmış aile bilgi için. “A gızım belki da on ay oldu. Çocuklar dilekçe verdi ama kimse bizi insan yerine koyup cevap vermedi. İngiltere’deki oğlum iki üç ay önce İngiltere’ye gitmeden bir dilekçe daha yazdı. Bilgi istedi ne oldu Mehmedimin dosyası diye gene bir cevap yok. Sanki da oğlum bu devletin evladı, polisi değilidi” diyerek, oğlunun dosyasının akıbetini öğrenmek istediğini tekrarlıyor Şerife teyze.

“Katili açıklanmadan can vermeycem”

Şerife teyze oğlunun katilinin resmen açıklanmasını bekliyor. “A gızım polis mi Savcılık mı bilmem. Ama ben isterim oğlumun katili resmen açıklansın. O gün ki Mehmet’i kara toprağa verdik. Bir komutan geldi. En böyük komutanmış ‘merak etme deyze oğlunun kanı yerde kalmayacak’ dedi, aha bir sene oldu kapıyı çalan yok.

Oğlumun katilinin resmen açıklanması için ben 10 sene daha yaşamam. Katilini gördüm ama tüküremedim suratına. Polislere sesleniyorum neden susuyorsunuz?, suçlular dururken kaç suçsuzu tutuklayıp bıraktınız. Katilin evini aramadılar köyü alt üst ettiler” şeklinde konuştu.

“Oğlum yok artık”

Çok yoruldun Şerife teyze dinlen diyecek oldum lafı ağzıma tıkadı ve yürek parçalayan iki cümlenin ardından sustu kaldı. “Cuma günü gelir oğlumu beklerim ama yoktur artık. Her gün oğlumu telefonda ararım, aramazsam gücüne gider ama telefonu hep kapalı.”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.