1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Günay Çerkez’in AB’ye serzenişi ve adadaki pozisyonumuz
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Günay Çerkez’in AB’ye serzenişi ve adadaki pozisyonumuz

A+A-

Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Günay Çerkez AB Haber’e zehir zemberek bir açıklama yaptıydı.  “Açıklama” hafif kalır,  adeta   “AB’ye isyan ettiydi.”  Çok özetle söyledikleri şunlardı:

“AB Türkiye’nin üyeliğinin önünü kesmek için Rum’u kasıtlı olarak üye yaptı…  Bu planlanmış bir oyundu…  Yeşil hat tüzüğü çalıştırılmazken AB patronları   izalosyonların kaldırılmasının bile arkasında duramadılar…    Rum, Ticaret Tüzüğünü hiç uygulamadı…  AB sürekli   AB muktesabatını kullanarak Kuzey’i adeta rehin tuttu…”                            

Ve Çerkez Türk halkına reva gördüğü  “haksız” tutumundan dolayı utanması gereken AB’ye şu sözleri ile öyle bir şamar patlattı ki eğer sindirirlerse bravo! “AB Kıbrıslı Türkleri açık hava hapishanesinde yaşatıyor. AB vatandaşı dediğiniz Kıbrıslı Türkler katliam mı yaptı?  Suçumuz nedir?... AB’nin bu yaptıklarını yutmayız.  Onlar bizi geri zekâlı zannediyor. Bu kadarı da fazla…”

Günay Çerkez’in yukarıda özetlediğimiz AB’ye  yönelik sözleri bunlar… Tutun ki Kıbrıs Türk halkının AB’den çektiklerinin bu kez de KTTO’sı Başkanı tarafından seslendirilmiş şikâyeti.

Bizse bir kez daha şu düşünceden yola çıkarak yine sorduk:  Pekala nedir AB’ye bunu yaptırtan etkenler?   Neden AB göz göre göre Çerkez’ın de söylediğince üzerimize oyun oynuyor,  Türkiye’nin üyeliği bile üzerimizdeki bu oyunu ile tıkamaya çalışıyor.

Olaya bir kez daha kendi  “içimizden”  ve Rum’un siyasi konumundan baktık.    İşte  AB’yi bile  siyasi dalavereye iten aynamızdaki yansımamız:

*****                                                  

İŞTE ADADAKİ POZİSYONUMUZ                         

Bir kere  “modaya”  uygun olması için değil,  gerçek olduğu için şunu kabul etmeliyiz:  “Kuzey’deki Kıbrıs Türk halkının çözüme ihtiyacı vardır.”

Altını çizelim.  “Fakat Rum’un  şu aşamada  çözüme ihtiyacı yoktur.”

BU İKİ YARGIYI AÇALIM.  1974’den beridir “çözümsüzlüğün”  ne kadar dezavantajı varsa biz kat katıyla ceremesini ödemekteyiz. 

Nitekim otuz yedi yıldır dünyadan tecrit edilmiş, ambargolarla  ekonomik gelişimi kısırlaştırılmış,  eğitim ve sağlık gibi müesseselerde sağlıksızlığa mahkûm edilmiş,  ulaşım sorunundan dolayı turizmi istenen seviyeye gelememiş,  spor gibi dünyasal olayda bile dışlanmış  bir  “kadersiz”  kaderi yaşattıkları için yaşıyoruz.  

Böylesi bir durumda bile  eğer hâlâ ayakta ve  “varsak”  bunu Ankara’nın parasal yardım ve yatırımlarına borçluyuz. Bu halimizle de çok doğal olarak Türkiye ile her türlü ilişkileri   “iç içeliğe”  dayalı sürdürmekten öte bir  “Devlet  oluş”  şansımız bulunmamaktadır…

Sonuç:  Bize gerçekten kalıcı bir çözüm gerekmektedir.

RUM CEPHESİ.  Kıbrıs Türk halkı  “Kuzey’deki kazanımlarını kaybetmemek”  Güney’deki Rum halkı ise  “Kuzey’de kaybettiklerini kazanmak  üzerine”  oluşturulan  “çözüm politikalarını”  esas almışlardır.

Tutun ki  bu nedenle çözüm olmamaktadır.  Çünkü Güney’deki Rum kesinlikle uluslar arası siyaset dünyasının bir devleti olarak  tanınmışlıkla kayırılmışlığının ve de emrine serilmiş tüm siyasi ekonomik olanakların avantajına sahiptir. Böylesi olanaklara sahipken  neden  “işgal altındadır”  dediği ve ancak Türkiye’nin himmeti ile ayakta durabilen Kıbrıs Türk halkına çözüm konusunda toleranslı davransın?

Sonuç:  Dolayısıyle 1974’den beridir eğer Türk-Rum  ikili ilişkileriyle resmi müzakereleri sürekli başarısızlığa tosluyorlarsa bunun sorumlusu Rum liderliğidir.  

PEKALA RUM HAKLI MIDIR?  Bu soru hâlâ  tartışılıyor.  Dolayısıyle cevabını vermeden önce bir de Güney’deki Rum halkının   “siyasi ve sosyo ekonomik”  konumuna bakalım:

Tanınmış Devlettir…  Nüfusu ve adadaki mülkü  öteden beri  Türk halkının aleyhine hep  “yüzde yetmiş otuz oranlarında seyretmiştir…  Ekonomisi,  tarımı, eğitim ve sağlık müesseselerinin düzeyi  her zaman  Türk halkının   üzerinde olmuştur…  Rum her zaman  “Tüccar,  sanayici,  patron” olmuş,   Türk de 1974’lere kadar her zaman,   Rum’un işçisi,  komisyoncusu, müşterisi oluşu yaşamak zorunda kalmıştır!

BU SİYASİ DENGESİZLİKTE NE BEKLENİRDİ:   “Büyük ve güçlü olan Rum halkının,  küçük ve güçsüz olan Türk halkının da bu adada   mülk sahibi ve kendi aidiyetinin efendisi olduğunu kabul etmesini”  değil mi? 

Oysa Rum liderliği ve Kilisesi Türk halkını ya her zaman  “emrine amade kılacağı bir azınlık olarak görmüştür,  yahut yok saymıştır!”  (Bunu da hep zamana zemine göre ya  Enosis gibi fanatizmin dik alâsında adayı Yunanistan’a ilhak etmek  hedefi ile birleştirip Türk halkına yönelik militarist saldırıları ile  göstermiştir   yahut da şimdilerde olduğu gibi siyasi zeminde Türk halkını azınlık durumuna düşürüp kendi agemenliğine almak politikalarında  stratejilendirmiştir..)

Bu  “Köşede”  şimdi kalkıp da   “geçmişin” tekrar edile edile bilinmedik tek fiskelik yanı kalmayan Rum siyasi ve askeri hareketlerini,  meğalo ideasını falan anlatacak halimiz yoktur.  Kaldı ki ayni şeyleri tekrar ettiğimiz için okuyanlarımıza   özür borcumuz da vardır…

FAKAT YENİ BİR SİYASİ TUTUM YOKTUR Kİ.  Rum hiç değişmedi!  Tabiri ağır da olsa  “domuzun kuyruğu”  gibi en küçük bir düzelme göstermedi…

Üstelik  uluslar arası güçler tarafından “sıkıştırılmadı” da!  Ki zorla da olsa Türk tarafına en azından şu ambargoların kaldırılması,  şu Yeşil hat tüzüğünün çalıştırılması,  yahut müzakerelerde daha esnek tutum sergilemesi  konularında toleranslı davransındı! 

FAKAT:  Yine ayni soruna geldik.  Pekala Rum liderliği, kilisesi, Solcusu sağcısı, halkı ve de üyesi olduğu AB’nin desteğini de yanına aldığı gerçeklerde  bugüne kadar  “Kıbrıs ulusal tutumunda”  tek fiskelik ayrılık gayrılık sapması göstermiş midir?                             

Belki istisna teşkil eden bazı Rum barış yanlıları olmuştur.   Fakat onlar da  Ulusal Konsey gibi karar mercileri ile şu yukarıda kim bilir kaç kezdir tekrar ettiğimiz gelişmelerin gerçeğinde  Türk halkına ciddi sayılacak hiçbir hakkını teslim etmemişlerlerdir.  En azından bugüne kadar ne duyduk ne de işittik!  

En kabadayısından bildiğimiz  yeni yetişen Rum  gençlerinin  artık Kuzey’e dönmek istememeleridir.  Fakat o gençler de Rum’un  adaya sereceği   egemenlik ve Türk Devletini tanımamak söz konusu olduğunda  “tüm Rum halkının bütününün”  içinde yer almaktadırlar!   

YA BİZ:  Kısa kesiyoruz: Kuzey’e taşınalı beridir Beceremedik!  İddia ediyoruz.  Eğer siyasi soruna bu kadar değişik çözüm alternatifleri içinde bakarken   siyasi varlığımızı parça körçe edip zafiyete uğratmasaydık  ne Rum çözümsüzlük konusunda böyle ısrarcı olurdu ne de Türk halkını bu kadar  “yok”  sayardı! 

Ha, bundan sonra  en azından  ve kesinlikle “ iki bölgeli iki toplumlu”  bir toplumsal  uzlaşıda buluşulabilir mi?  Sanmıyoruz.

O zaman da ne olacaktır? Gücünüze gitmesin ama son sözü Ankara söyleyecektir biz de kabul edeceğiz…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.