1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Güvenir’in romanı - İslâmoğlu ile Öznurun “Ağıtlar”ı…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Güvenir’in romanı - İslâmoğlu ile Öznurun “Ağıtlar”ı…

A+A-

 

Yeni bitirdiğim, Kıbrıs’a dair olmalarına karşın birbirlerinden çok farklı iki uzun soluklu kitabın arkasından, üzerinde yaşadığımız bu toprakların araştırmacılar, yazarlar ve tüm sanatçılar için bitmez tükenmez bir kaynak olduğunu bir kez daha vurguluyorum. Bu kitaplar Osman Güvenir’in “Üç Pencere” adlı romanı ile Mahmut İslâmoğlu ve Şevket Öznur’un ortak eseri “Ağıtlar”ın ikinci cildi.

   Her iki kitabı tek başlık alında, aynı çerçevede değerlendirmemin tabii ki gerekçesi vardır. Kitapları okuyanlar da göreceklerdir ki, Kıbrıs romanı “Üç Pencere”de Kıbrıs’ın yaşanmışlıklarına Türk açısından bakmamız “Ağıtlar”da ise Rum açısından bakmamız sağlanıyor. Farklı formattaki iki kitabın kesişen özelliği bu.

   Örneğin Güvenir’in satırlarında anlatılan 1963 olayları, Rum halk ozanlarının dizelerinde çok daha değişik anlatılmakta. 

    *       *       *

   Türkiye’nin önde gelen yayınevlerinden “Alfa” tarafından basılan Kıbrıs romanı “Üç Pencere”de Osman Güvenir roman üzerine ilk çalışması olmasına karşın ciddi bir epik denemesine girişti. Artık uluslararası bir nitelik kazanmış olan Kıbrıs olayını roman formatında hemen tüm boyutlarıyla irdelemeye çalışırken, yaşanmışlıklardan büyük ölçüde yararlandı. Hem kendi özeli, hem de tanıdıklarının ve öğrendiklerinin özelleri başarılı bir roman örgüsünde harmanlanınca, ortaya “yarı belgesel” diyebileceğim hacimli bir edebiyat çalışması çıktı. 

   Tabii ki bu bir roman. Yazarın yaratıcılığından oluşmuş kurgulama bölümleri ve kahramanlar da yok değil. Ama ister kurgu, isterse gerçek olsun, romanda irdelenen her olay ve her karakter biz Kıbrıslılara son derece aşina. Çok tanıdık serüvenlerin içinde, çok tanıdık kahramanlarla 664 sayfa boyunca akıcı bir yolculuğa çıkarılıyoruz. Başarılı bir öykücü olarak tanıdığım Osman Güvenir, anlatım gücünü satır satır bu kitabına da yansıttı. Bitmez tükenmez çalkantıların fırtınaları içinde yaşayan Kıbrıslı nesillerin duyguları, beklentileri, acıları, sevinçleri ve yaşam tarzları geleceğe ve Kıbrıs’ı yeterince bilmeyenlere iyi anlaşılan ve  etkileyen bir dille sunuldu. O nedenle Kıbrıs romanı “Üç Pencere”, sadece biz Kıbrıslılar açısından değil, Kıbrıs’ı tanımak isteyenler açısından da önemli. 

   Güvenir, bir öyküsünden yola çıkarak geliştirdiği bu romanına son şeklini verebilmek için dramaturg eğitimini bitirmeyi bekledi. Çok da iyi yaptı. Çünkü dramaturg eğitiminden gelen estetiği ve akademik birikimiyle omurgası sağlam bir romanı edebiyatımıza kazandırmış oldu böylece. 

   Yadırgadığım tek şey 664 sayfalık romanın hiç bölümlere ayrılmadan kotarılması. Öykücü Osman Güvenir, sanki en uzun öyküsünü yazıyormuş gibi ilk sayfadan son sayfaya dek çalakalem gitti. Oysa kitabı elime alıp da “Üç Pencere” adını gördüğümde en az üç bölümlük bir romanla yüzleşeceğimi sanmıştım. Bölümlere özen gösterilmesi, özellikle uzun soluklu romanlarda okuyucuya hem okuma kolaylığı sağlar hem de romanın teknik bir kurguya oturtulduğu izlenimini verir. Bu denli hacimli bir kitapta imla yanlışlarının sıfır olması ise kitaba katkı koyanlara artı puan kazandırıyor.

    *       *      * 

   Osman Güvenir Kıbrıs olayını Kıbrıslı Türklerin bakış açısından sunarken Mahmut İslâmoğlu ile Şevket Öznur ikilisi ise Kıbrıs kültürüne ışık tutan “Ağıtlar”ın ikinci bölümünde “cesaretli” diyeceğim bir yaklaşımla aynı olayı Kıbrıslı Rumların gözünden sundular. Yoğun ve derinlikli bir araştırmanın ürünü olan 324 sayfalık kitapta, Kıbrıslıları çok etkilemiş olan toplumsal olayların ve bireysel trajedilerin Kıbrıslı Rum halk ozanları tarafından nasıl algılanıp sunulduğuna tanıklık ediyoruz. 

   Rum halk ozanları tarafından yazılan ağıtların Türkçeleştirilmiş şekillerinin yanında Rumca orjinallerinin verilmesi de ihmal edilmedi. Rumca orjinalleri okuyan ve Rumcası iyi olan bir dostum, bunların kaçınılmaz olarak Türkçe çevirilerinde çok şey yitirdiklerini, ses müziğinin ve kafiyelerin iki dil arasındaki farklılıklar nedeniyle kaybolduğunu söyledi. 

   Ama ağıtların anlamları güçlü biçimde ortada. Özellikle Kıbrıs olayının siyasal ve ideolojik boyutuna Kıbrıslı Rumların bizden ne kadar faklı baktıklarını görüyoruz. Kıbrıs sorununu inatla çözümsüzlük sürecinde tutan da bu farklı bakışlar değil mi?..  

   Bireysel trajedileri irdelerken siyasal ve ideolojik sorunlara eğildiklerinde takındıkları o ulusalcı tutuculuktan arındıkları,  Rum ozanların ağıtlarından algıladığımız bir diğer gerçektir. Örneğin “Zavallı Kadir’in Ağıtı”, “Leymosun Sel Felâketi”, “Dünya Savaşı ve Kıbrıs’ın Sorunları”, “Avukat Süleyman Şevket’in Kaybı” gibi olaylar Rum halk ozanlarının ağıtlarına her türlü ulusalcılıktan arınmış olarak yansıyor. 

   Oysa “Despotların Başlarının Kesilmesi”, “1963 Kıbrıs Kanlı Olayları” ve “İki Sendikacı Mişauli ve Kavazoğlu”nun öldürülmesi gibi olaylar irdelenirken, Rum ulusalcılığının ve fanatizminin çok iyi bilinen bakış açısı ağıtlara alabildiğine yüklendi ve Türkler için oldukça olumsuz eleştiriler, hatta kötülemeler yapıldı. 

   Halk ozanlığı geleneğinin bizde olduğu kadar Rumlarda da var olduğunun altını çizen bu kitapların ilk cildi 2006’da “Kıbrıs Rum Halk Edebiyatı’nda Türkler İçin Yakılan Ağıtlar” adıyla yayımlanmıştı. İslâmoğlu ile Öznur, Rum halk ozanlığının tanıtımını yaparken, onların Türkler için ürettikleri ağıtları seçmişler ve böylece çalışmalarına önemli bir ilgi alanı yaratmayı başarmışlardır.  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.