1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Hak ettiği ilgiyi görmeyen bir Lefkoşa konağı…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hak ettiği ilgiyi görmeyen bir Lefkoşa konağı…

A+A-

Dr. Fikret Rassım’ın evi olarak bilinen, Beliğ Paşa’nın Tanzimat Sokağı’ndaki konağında incelemeler yaptıktan sonra, çok yakındaki, şimdi harabeye dönmüş eski bir konağa daha baktım. Beliğ Paşa’nın konağının üç ev ötesindeki bu virane konak, Tanzimat Sokağı’nın en ucunda “Sakallı Sami Bey’in evi” olarak anımsanır. Rokkas Burcu’nun üzerindeki “Yiğitler Parkı”nın hemen karşısında…
  

Osmanlı’dan kalma bu Konağın en büyük özelliği,  zamanında İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından ünlü siyasi konuklar için ağırlama mekanı olarak kullanılması.
  

Arabahmet Semti'nde Osmanlı Sadrazamı Kamil Paşa'nın da ayak izleri olduğu yakın tarihimize meraklı olanlar tarafından çok iyi bilinir… İşte Osmanlı sadrazamı Kıbrıslı Kamil Paşa’nın konuk edildiği konak da, tam burası. Kıbrıs’a geldiğinde bir süre kadim dostu Beliğ Paşa tarafından konağında ağırlanan Kamil Paşa, arkasından İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından o malum konağa taşındı…
  

Dahası var…  Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ile savaşan İngilizler, Ürdün Kralı Abdullah’ı güvenliği için Kıbrıs’a gizlice kaçırdıklarında bu evde konuk etmişlerdi. Kral Hüseyin’in babası olan ve Osmanlı karşıtlığıyla tanınan Abdullah, savaştan sonra Ürdün’e götürülerek tahta oturtulmuştu. Hazret, Osmanlı’dan koparılan Ürdün’ün kurucusu. Efsanevi İngiliz casusu Lawrence’le Osmanlı’ya karşı işbirliği yapmış bir Arap lideridir Abdullah… İngiliz yönetmen David Lean’in klasikleşen sinema başyapıtı “Lawrence Of Arabia” filminde Abdullah, büyük İngiliz aktörü Alec Guiness tarafından canlandırılmıştı.
    *       *      *
  

Kamil Paşa ve Kral Abdullah gibi tarihi adamların anısını taşıyan o bina, maalesef şimdi tarihsel ününe hiç de yakışmayan durumda. Virane halinde ve artık tümüyle yere serilmek üzere. Binadan sürekli akan molozlar yolun içine kadar yayıldı. Yıkılan ve dökülen duvarlarına asılan iri kırmızı harfli levhalarda, bu tehlikeli binaya insanların yaklaşmaması için uyarıda bulunuluyor.
  

Binanın maruz kaldığı muamele, kabul edilebilecek bir durum değil tabii ki. Arabahmet evleri gözden çıkarılamayacak kültürel miraslar olarak esaslı bir restorasyondan geçirilip ayağa kaldırıldıkları halde, o evlerin en ünlülerinden biri olan bu binanın onarımdan geçirilmemesi şaşırtıcı bir ihmal.
  

Binanın yan tarafında uzanan ve şimdiki adı Şehit Salahi Şevket olan eski Viktorya Sokağı’yla buluşan Müftü Hacı Ali Sokağı’ndaki tüm evler restore edildiği halde, sokağın başındaki, semtin bu en değerli tarihi konağına restorasyoncuların eli hiç değmedi. Tarihe karşı gösterilen bu duyarsızlığın ve ayrımcılığın nedenini anlayabilmek mümkün değil.  
    *       *       *
   Kamil Paşa sadrazamlıktan ayrıldıktan sonra ülkesi Kıbrıs'a döner. Tabii ki, yerleşim yeri olarak Arabahmet'i seçer. Her sabah ve her akşamüzeri, yaşamının son günlerinde yalnızlığıyla baş başa kaldığı o konaktan çıkar ve şimdi “Yiğitler Burcu” olarak bilinen Rokkas'ın servileri arasında yürüyüş yapardı. Kimi zaman da aşağıdaki sahada oynanan cirit oyunlarını hisar üstünden izlerdi. O yalnızlık anlarında muhteşem geçmişini düşünüp hem gururlanır, hem de hüzünlenirdi.
  

Bir kez daha anımsatmakta yarar var: Kıbrıslı Kamil Paşa, ünlü 1913 Babıali baskınında İttihat ve Terakki tarafından iktidardan uzaklaştırılana dek, 1885'ten itibaren 4 kez sadrazamlık yaptı. Sadrazamlığı, 2’nci Abdülhamit ile Mehmet Reşat zamanlarında. Sadrazamlıklarından önce Mısır'da subaydı. Sonra İstanbul'a giderek çeşitli devlet hizmetlerinde bulundu. Rüşvet almayan, dürüst bir kişi olmasına karşın, İngiliz politikasına yatkınlığıyla tanındı. İngilizler de onu hep kolladı, zor günlerinde himaye etti. 
  

Kamil Paşa öldüğünde, İngiliz Sömürge Yönetimi’nin düzenlediği özel törenle, o semtteki Arabahmet Camii'nin avlusuna gömüldü. Arkasında servet namına hiçbir şey bırakmamıştır. Ailesine de en güçlü günlerinde hiçbir kıyakta bulunmadı.
  

Cenazesi sırasında yaşanan bir olay, ünlü Osmanlı sadrazamının Kıbrıs’taki ailesini gücünden yararlandırmadığının kanıtı: Cenaze camiye doğru omuzlarda taşınırken o civarda sepeti içinde köyden getirdiği ürünleri satmakta olan ayağı çıplak, başıkabak bir adamcağız ölenin kim olduğunu sorar. Oradakiler “Kamil Paşa” deyince adamcağız “Vay yahu; o benim öz dayımdı” der ve elindeki sepeti duvar kenarına bırakarak defin işlemine yardımcı olur.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.