1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Haklı mı haksız mı?
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Haklı mı haksız mı?

A+A-

Bazıları gene kızacaklar ama Türkiye’de olup bitenleri anlamak için, her iki tarafın da nedenlerini anlamak lâzım! Anlamak lâzım, çünkü olanlar ne seçilmiş bir adamın kendini mutlak doğrunun temsilcisi sanması ne de birkaç “çapulcu”nun içip azıtması sonucu değildir! “Dış tahrik” iddiası ise her iki tarafın da dilinde dolanmasına rağmen, gerçeğin bütününe vakıf olmayı başaramıyor! Unutulmamalıdır ki aynı tartışmanın ilk örneği olan 31 Mart Ayaklanması yaşandığında, ortada daha ne ABD “emperyalizmi” yoktu! Baasçılar’ın ağababaları da daha Osmanlı vatandaşı olarak, Mektebi Sultani’nin sıralarını eskitmekle meşguldüler…

Aslında tartışılan, modernite ile premodernite’nin kapışmasıdır! BU mutlak bir hüküm olarak ele alınmamalıdır, çünkü, bugün “premodern” bulduğumuz insanlar, bugün söyledikleri ve yaptıklarını yüz yıl önce söyleselerdi, dinden çıkma suçlaması ile yüz yüze de kalabilirlerdi! “Bir dereye iki defa giremezsiniz” demiş, düşünür… Yâni, bugün “geri” sandığımız çevre bile, yüz yıl önceden, çok daha ileridir.

Osmanlı’da modernleşme gayreti, Rusya hariç dünyada tepeden inen ilk modernleşme hareketidir. Saray’dan kaynaklanmıştır!3. Selim ile 2. Osman, bu yolda öldürülmüşlerdir. 2. Mahmut ile Abdülmecit’in ise “yenilikçi” politikaları yüzünden, rahat bir iktidar dönemi yaşadıkları söylenemez! Başlangıcı’nı ta 1699’a Karlofça Anlaşması ile toprak kaybı sonrasındaki gelişmelerde bulabiliriz. 1700’den başlayarak, elli yıl süren göçebeleri yerleştirme faaliyeti, 1815 Küçük Kaynarca Anlaşması, 1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Anlaşması, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 1. Meşrutiyet’e kadar bu gelişmenin başını saray çekmiştir. Yenilikçi sadrazamlar, Büyük Reşit Paşa, Mithat Paşa ve diğerleri, iktidara seçimle değil, sarayın “tensipleri” ile gelmişlerdir. 1908’den itibaren 2. Abdülhamit ile takışma yüzünden, saraya karşı biçimlenmeye başlayan “aydınlanmacı” kadronun bütünü de bir süre önce sarayın açtırdığı okullardan yetişmiş subaylar, hekimler, mülkiye mensupları ve benzerleridir.

Ne demek istiyoruz? Şunu: Bugünkü Türk fikir dünyası, en az üç yüz yıldır, modernleşme ekseninde eğitim veren okullarla biçimlenmiştir! Bu, cumhuriyetle başlamış, değildir! Bu akımın saraydan başlamasının bugün görülen en önemli mahzuru, Türkiye’de modernleşme’nin fikirsel bir devrim yaşamaktan çok, yaşam biçiminde bazı değişiklikleri tatbik etmek ve geleneksel her şeye karşı çıkmak düzleminden kurtulamamış olmasıdır. Çünkü ekonomik koşulların bir dayatması ile gelişmemiştir! Saray’ın askeri ihtiyaçlarının bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Hayattan zihinlere girmemiş, zihinlerin hayatı değiştirmesine yönelik olmuştur! Var olan kusurlarının sebebi budur ama hiç değilse Türkiye halkının, %50’sini temsil etmektedir. AKP’ye oy verenlerin tümünün de modernite’ye karşı olmadığı bir sır değil… Dolayısıyla, yaşam biçimi söz konusu edildiğinde, toplum sanıldığı gibi yarı yarıya bölünmüş değildir. Başbakan, oy ile yaşam biçimi tercihini bir birine karıştırıp, yanılıyor!

Öte yandan, bu toplum, Selçuklu’yu da hesaba katarsak, bin yıldan beri de bilinen bir kültürün içinde, yaşamaktadır. Osmanlı’nın son üç yüz yılı ve cumhuriyet dönemi boyunca, moderniteyi varılması gereken bir hedef haline koyan eğitim faaliyetinin, toplumun bütününü etkileyebildiği de söylenemez! Bunun değişik nedenleri var… Konumuz o değil… Ama Osmanlı’nın ne gelişen bir burjuvazisi vardı ki “müesses nizam” ona dar gelsin, ne de İslâm, hristiyanlık gibi Katolik Ahlâk’ın yaşadığı bir bunalım yaşamıştı ki bir “Protestan etik”e ihtiyaç duyulsun! Unutulmamalıdır ki Aydınlanma, yeni bir ahlâk’ın ifadesidir de aynı zamanda! Weber ona Protestan Ahlâkı der… Ve dolayısıyla, geleneksel ahlâk, değerleri ile birlikte, toplumun bir kesiminde, onca eğitim çabasına karşın, halâ yaşıyor! AKP ve “Tayyip Bey zihniyeti” de onun ürünlerinden sadece birisi… Ayrıntılara burası yetmez…

AKP iktidarının var olmasının sebeplerinden biri budur…

Ama kendi yaşam biçimlerinin saldırıya uğramasına, aşağılanma ve hor görülmeye karşı çıkarken, vakti zamanında ne kadar haklı iseler; şimdi toplumun açık çoğunluğunu oluşturan insanların yaşam biçimine bu kadar pervasızca meydan okurken, o kadar haksızdırlar. Kusura bakılmaya…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.