1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Hamahuma devri hiç bitmedi
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hamahuma devri hiç bitmedi

A+A-

(Önce gazeteci refikim Bilbay Eminoğlu’nu yeniden  köşesindeki  yazılarıyla görmekten duyduğum memnuniyeti belirteyim.  Kendisine sağlık afiyetler dilerim.) 

Ve artık birbirimizi anlamakta zorlandığımız  hatta hiç anlayamadığımız böylesi ortamlarda havanda su dövmeye devam diyelim…

Öyle diyoruz ama o kadar uzun boylu değil.  Çünkü  bizi vatan millet memleket diyerek uyutanlar,   bam telimize vurarak ayvaz gibi bönürtenler,  barış havarisi kılığına girip   globalist rolleri kesenler   “malı götürüyorlar!”   

“Mal”  deyip geçmeyin.  Taa  1974  sonrası ganimet devrinden biliyoruz.   Bu memlekette neleri götürmediler ki?  Ve biz o dönemlerde yine   “yapmayın etmeyin,  ayıp günahtır,  hak değil haramdır”  nutukları atarken;   “eşeklik etme,  gir sıraya, kısmetine düşeni sen de kakala”  diyorlardı!

Tabi zaman ilerledikçe kaparozlamanın sistemi de değişti.   Artık post modern çağlarda yaşıyoruz ki   “ham” yapmaların  şekli  çoktan değişti.  Nitekim geçtiğimiz gün bir gazetemiz  AB ve ABD’nin denetimlerindeki fonlardan  “kadın ve aile sorunlarının çözümü için STÖ’lerine verilen paraların yerinde kullanılmadığına ve bazı kişilerce cebellu edildiğini”  koyduydu manşetine…

BİLİNMEDİK OLAY DEĞİL:  Bu “Kıbrıslıyı”  1963’lerden beridir  oluk oluk para akıtıp  yatırım üstüne yatırım yapan Türkiye bile doyuramadıydı!  Yok AB  ile ABD’nin fonları doyuracak.  Açsınlar,  Karen Fogg’ların kitabını   okusunlar…  STÖ’lerinin  başları ile  kıçlarına,   “nereden buldun”  diye sorsunlar… Yüzde sekseni Rum’un olan Kuzey’i piranha balıkları  gibi kemirip kadavra haline getirenlere para mı dayanır? 

Bir de neden Kıbrıs sorunu çözülmüyor diyorsunuz.  Hem Rum tarafında hem buralarda varken bu avanta ile hama huma,  hiç çözüm olur mu?

***

4+4+4  SENDROMU

Bir süre önce bu  “üç çarpı dört yıllık” yeni eğitim programına bakarken,  “sakın hemen üzerine atlamayın”  dedikti.  Malum Eğitimde ille de Türkiye ile paralellik kurma zorunluluğuna tutsağız. 

Fakat bu defaki farklı.  Tamamen AKP’nin  12 Eylül rövanşını almaya yönelik bir tasarrufu.  Bizim kuşağın çok iyi bildiği   “ilkokul,  ortaokul,  lise”  sürecine dönüş.  Ancak öğrencilerin yaşları 6’a çekilirken,  eğitim süreleri  de  4+4+4  eşittir 12 ile hitama erdirilmiş.  Deniyor ki ikinci 4 yıldan sonra yani Orta öğretimin hemen ardından mesleki dersler,  İmam Hatip Okulları da   “seçmeli”  olacak. 

KKTC’DE DURUM FARKLI:  Öğrenci ilkokula Anaokulu sonrası başlıyor.   İlk, Orta okullar,  5+3+1 esasında sistemlendirilmiş.    8 yıllık “temel eğitim” deniyor,  son 1 yılı  “hazırlık sınıfı”  olarak ayrılıyor.  Sonrasında hâlâ  “lise”  dediğimiz 3 yıllık öğrenim daha var.  TC’deki son uygulamanın aksine  KKTC’de zorunlu eğitim 15 yaş sınırı ile belirlenmiş.  (Bunlar  “yap boz”  sürecinin yarın da değişebilecek ahkâmları.)

ASIL SORUN İSE ŞUDUR:   Hem Türkiye’de hem burada hâlâ bitmeyen bir  arayışla    “öğrencileri”  kobay esamesine sokan sistem uygulamaları var.  Tutun ki her gelen Hükümet  uzun  yıllar süresinde ve Eğitim Şuraları ile  değişecek programlarla sistemleri,  dört beş yılda bir üstelik siyasi iktidarlar  marifeti ile  değiştiriyorlar. 

Eğer iktidardaki siyasi partiler mesela  Erdoğan’lı AKP gibi liberalizmden yana   fakat kendi kişisel  misyonları gereği  “dini” unsurları da öne çıkaran görüşler taşırlarsa,  İmam hatipleri Ortaokul seviyesine kadar indirirler!  Öte yandan  “Sol”  etikete sığınıp  laikliği de diline pelesenk yapan siyasi partiler geldi miydi iktidara;   onlar da dini imanı çok görürler ki okullaşmalarına cevaz vermezler!

Kısaca tartışılıp kavgası yapılan,   “öğrencinin  eğitim öğrenimini” çağa ve Türkiye’ye uydurma hedefinde  yararı ile geleceklere adaptasyonu  değil;   siyasilerin kendi dünya anlayışlarını  öğrenciler vasıtasıyla empoze etmeleridir!

BİZDE DE  BENZER OLAYLAR YAŞANIYOR:   TC’de süregelen tartışmaların  kırıntısı sayılacak tartışmaları ile   gündeme gelen Haspolat’ta İlahiyat okulu açılması olayı KKTC’de de  “din” odaklı bir tartışma başlattı. Ardından Evkaf’ın arazisine  “Külliye” yapımı tartışmaları oturdu.

Belli ki  olay, Türkiye’den aktarma  “Türkiyelilere”  hitap etmesi tasarlanan bir  UBP-AKP Hükümetleri tasarrufuydu.  Burada da öteden beri süregelen yanlış tekrarlanıyordu.  Şöyle ki  kim iktidara gelse  kendisini Ankara’nın uyumunda ve suyunda gitmek zorunda gören bir  teslimiyet içinde görmektedir.   “Aman iktidarıma halel gelmesin”  düşüncesi TC’den aktarmalı yığınla yanlışın topluma empoze edilmesi alışkanlığı, sonuçta yeni karmaşalar yaratmaktan öte yarar da sağlamıyor! 

Eğitimdeki  TC-KKTC uyum zorunluğu  (ki bir yere kadar zorunludur)  en somut ispatıdır.  Oysa yazmaya bile gerek yok.   Yetmiş beş  milyon Türkiye ile 3 yüz bin kişilik KKTC’nin  hangi benzer yapısallıklarını hangi siyasi ve ekonomik koşullarını  dikkate alarak  uyumlaştırmaya sokacaksınız ki? 

Buna karşın  oluyor,  çünkü çaremiz yok…  Bizi tanıyan tek ülke Türkiye.  Eğitim öğrenimi bağımsızlaştırmak mümkün değil.

BUNA KARŞIN:   En azından bu 4+4+4’ü sıyıralım!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.