1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Haydi çözelim...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Haydi çözelim...

A+A-

Dünkü Filelefteros gazetesinin manşeti bu idi… Hadi Çözelim!

Onbeş yıl kadar önce, ayni başlıkla Yeni Demokrat gazetesinde bir dizi makale yazdığımı hatırladım. Neler Oluyor Hayatta isimli kitabımda, o makaleler var, yanlış hatırlamıyorsam. Evi taşıdık, kitaplığın nerdeyse bütünü eski evde kaldı. Canım çektiğinde ulaşamıyorum.

Siz bu yazıyı okurken Cenevre’de BM gözetiminde, taraflar görüşüyor olacaklar! Ben de Filelefteros’a katılıp, “hadi” çözülmesini, elbette isterim. Kıbrıs Meselesi’nin hep en olmaz denilen saatlerde çözüme ulaştığını ya da en olur sanılan anlarda savaş çıktığını da bilecek kadar, yaşadım bu sorunu! Ondört yaşımda, omuzumda Brengun ile İrya tepesine tırmanırdım akşam üzerleri, sabaha kadar orda kalmak üzere! Yirmiikimde, savaştım, esir düştüm… Yirmidördümde, sonradan 12 Eylül’de “suç” diye nitelenen, Türkiye Barış Derneği Akdeniz Güvenlik Konferansı’nda okunan, Kıbrıs Bildirisi’ni yazdım… Yazarın kimliği belirsizdi, yırttım… Yirmialtımda, Kıbrıs’ın bölünmesine karşı çıkan bir bildiri yazıp, dağıtılmasına karar veren üç kişiden biri olduğum için, Türkiye’de “bölücülük” yapmaktan yargılandım, beraat ettim. Üç ciltlik Kıbrıslı Türkler’in Tarihi’ni yazmaya başladığımda, kırkıma merdiven dayamıştım. Belki çözümünün şerefine katkım olur diye milletvekili olduğumda da ellimin idraki içindeydim… Yapamadık!

Mesele, benim neler yaptığım değil! Ama bizim kuşak, gözünü açtı, Kıbrıs Meselesi’nin içine düştü… Normal bir memleket nedir? Normal bir memlekette normal insanlar nasıl yaşarlar? Hiç bilemedik… Bu, bizim hayatımız…

Nedenleri hakkında ciltlerle kitap yazdık… Nasıl çözülebileceği hakkında, günler, geceler boyu, iki dilde nutuklar attık… Aylar süren kampanyalarda, resimdi, müzikti, şiirdi konuştuk durduk…

Onbeş yıl önce yazdığım o yazıda, “biz kendimiz çözmezsek, konu ile ilgili çıkarları olan birileri, kendi çıkarlarına bir çözüm icat edip, bize vura vura giydirecekler! Hadi çözelim…” diye bitirmiştim yazıyı…

“Benim oğlum bina okur, döner, döner gene okur” diye bir darbı mesel var Türkçe’de… Aradan bunca yıl geçmiş, Hristofyas yoldaşımız, halâ “ne hakem isterim, ne de takvim kabul ederim” diye, gene iç politikaya oynuyor! Oysa durum, tam da yukarıda anıldığı gibi: Ya çözersiniz veya biz size çözdürmeyi biliriz! Denilen bu… Sopa aba altında değil, adamlar artık ellerine almış, açıkca gösteriyorlar. Bizimkiler, halâ gazel söyler…

Yeter be badriodi… Engalâ re gumbaro… Androbi re comrade…

Yunanistan battı… Sizin etiniz ne budunuz ne? Türkiye’yi mi yeneceksiniz? AB sizi mi tercih edecek, Türkiye pazarını mı? Teslim olun demiyoruz… Anlaşmaya hiç de uzak değiliz akıllar başa devşirilse…

Bırakın da beş on sene biz de insan gibi yaşayalım!

Hade çözelim!

Yoksa sanmayın ki hiç zarar görmeyeceksiniz!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.