1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Hükümet Etmek - Kooperratif Ruhu - Orhan Boran ve "Face Book" dedikleri
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hükümet Etmek - Kooperratif Ruhu - Orhan Boran ve "Face Book" dedikleri

A+A-

Hükümet etmenin,  bir başka anlamı ile  “hükmetmenin”  kıymet’i harbiyesinin kalmadığı memlekette ne sorunları çözmek mümkündür ne de iş yapmak.

Nitekim  “Ekonomik Tedbirler”  silsilesine sokulup “özelleştirilmek” istenen sektörler  heyamola çekmekteler!  Bazıları  sendikal tepkiler nedeniyle  özelleştirmelerden “hadi özerk” olsunlar değişikliklerine uğramakta,  bazıları  rölantiye alınmakta!       Mesela memleketi günlerce elektriksiz bırakan,  toplum katlarında yarattığı krizle sarsan Elektrik Kurumunun özelleştirilmesine yönelik girişimler neredeyse unutuldular bile! 

Öte yandan  Bulutoğluları ile Hükümetin sürtüşmesi ve çıkan olayların Lefkoşa’da yaptığı tahribatı,  sekiz şiddetindeki debrem bile yapamazdı! 

Kaldı ki Lefkoşa Belediyesindeki  asıl sorun    “iktidarla iktidara mensup belediye Başkanının çatışmasıydı!  Ve her halde bir Hükümetin kendi Belediyesi ile bu kadar ters düşerek kavgasını halka yansıtmasının eşi benzeri de görülemezdi! 

Olaylar dikile dikile gelişiyorlar.   Artık kimselerde sorumluluk bilinci kalmamış olacak ki  UBP milletvekilleri kendi Hükümetlerini eleştirecek kadar şaşkın ve tuhaf durumlara düşüveriyorlar.  Son örneğini de Zorlu Töre ayazlatıyor,  Hükümeti   popülizm yapmakla suçluyor!

Böyle bir Hükümet  “hükmedebilir  mi?”   Kaldı ki ne  popülizm ne de usulsüzlüklerle yolsuzluklar suçlamalarından kurtulabiliyor. 

Ve şimdilerde de  başına  Koop-Süt sorununu sarıyor.  Bir de ona bakalım.

****

KOOPERATİFÇİLİK RUHTUR

Hep anlatırız. Bir devrelerde İsmet Kotak’la,  sonrasında Nazif Borman’la,  Taşkent Atasayan’la falan hep  Kooperatifçilik hareketlerinin takipçisi olduktu.

Benim için nedeni de çok netti:  Çünkü Kooperatifçilik  bir   “halk dayanışmasıydı.”  Üreticinin, İşçinin,  orta sınıfın büyük sermayeler karşısında kendi ekonomik ve mesleki çıkarlarını korumak için bir araya gelerek iş ve güç birliği yapmalarıydı… Tutun ki her devrede bu  “dayanışma”  bana heyecan verdi…

Özellikle 1974 sonrasında Rum’dan kalan mülkle türlü çeşitli tarımsal araç gereçlerin değerlendirilmesi,  üretimlerin  kollektif bilincin egemen olacağı sistemler içine sokulmaları  adeta bir idealizm halinde sardıydı bizi.  O günlerin genç görevlileri ile politikacıları  Hasan Özbaflı’lar,  Ekrem Ural’lar,  Ergün Sever’ler, Orhan Aydeniz’ler ve niceleri ile bu ülkede sanayinin de tarımın da yeniden yaratılabileceğinin heyecanları tutuşturulduydu. 

FAKAT OLMADI!  Çünkü halkın sahibi olması gereken Kooperatifçiliğin patronu gelip giden Hükümetler oldu!  (Bu ifade eksik kalır.  Her ne hikmetse  “Başbakanlar” oldu!)  Ve Koop. Kuruluşları her devrede  “Başbakanların” yetkisinde oldular…  (Burada şunu da hatırlatalım. 1974’den hemen sonra  Kuzey’deki Kooperatifçilik hareketine gıpta ile bakıp,  “bizde böylesi hiç olmadı” diyen bazı Türkiye’li yetkililerle konuşuyorduk.  Şimdi bakın bizi nasıl aştılar.  Tıpkı 1974’den sonra Türkiye insanını  “bohça alışverişi” ile  ayağımıza getirirken, sonrasında ayaklarına gitmek zorunda kaldığımız  o ticari değişimler  olayında olduğu gibi!) 

Nitekim bir süre önce Türkiye gazetelerinden birinde zannedersem Tire’de bir Sütçülük Kooperatifi’nin haberini okuduydum. Yörenin süt üreticileri  etraf köyleri de kapsamına alarak 500 kişiyi aşkın süt üreticisi ile bir  “Sütçülük ve Süt Ürünleri Kooperatifi”  kurarlar.  Devletten bir kuruş almadan kısa sürede o kadar gelişirler ki soğuk zincir uygulamasından tüm Türkiye’ye ürünlerini pazarlamak yanı sıra,  dış ülkelere ihracat kapılarını da açarlar…

Haberi okudukta  “işte halk hareketinin en büyüğü”  dedimdi.  Ne ihtilal yapmaya gerek var  ne de Devletin boğazına çöküp  “daha para,  daha para”  diye  feryat etmeye!  Ne de teşvik paralarını alamadıkları için on bin dönümlük narenciye bahçelerinin kuruyacağının   tehditlerinde bulunmak gereği var! 

DEMEK İSTEDİĞİMİZ ŞUDUR:  Kooperatifçilik bir bilinç ve ruh işidir.  Anadolu köylüsü ile üreticisi bile artık bunu anladı ki  Devletten beklemek yerine kendileri girişiyorlar Kooperatifçiliğe. Üretici,  işçi,  tüketici bir araya geliyor,  kendi üretiminin sahip ve  patronu oluyor.

Bizde de öyle başladıydı,  sonu gelmedi!  Mesela Koop sanayi tesislerini sütçülükten harup fabrikasına  kadar üreticilerin değil,  Devletin malları durumuna getirdiler!  Dairelere memur atar gibi memur atadılar!  Kooperatifçiliği bilmeyen,  ruhunda duymayan,  hatta inanmayan insanları  “kooperatifçilik”  sisteminin içine soktular!  Mal meydanda!  Hepsi de battı! Ha, şimdi Koop-Süt tartışması mı var?  İstediğiniz kadar tartışın.  Bu kafa ve anlayışla hiçbir Koop. Müessesini ayakta tutamazsınız! 

****

ORHAN BORAN

Ölümü ile ilgili haberler yayımlanınca hatırladık!  Hatırladık ki mesela  1967’lerde o zamanlar piyasaya yeni gelen küçük teransistörlü radyomuz elimizde,  Orhan Boran ile Yuki’sini dinliyorduk.   Yine radyo programlarında peş peşine anlattığı fıkralarla gülüyorduk.

Sonra onu bir ara TRT televizyonunda da izlediydik.  Elinden düşürmediği mendiliyle, takım kravat şık giyimiyle,  bir stand-up’cı değil,  sanırsınız diplomattı.  Fakat bu ciddi duruşu Boran’a sadece yakışmaz,  güldürme üstadı olmak için insanın ille de şaklabanlık yapmasına gerek olmadığının ispatını çakardı. 

Tabi bunu yıllar sonra,  bazı stan-up’cı emsalleri piyasaya çıktıkta anladıktı.  Anladıktı ki güldürüp eğlendirmek gerçekten bir sanattır ve bunu da en iyi yapan Boran’dır…

Sonra unuttuk.  Ölüm haberine tosladıkta  gençliğimizin bir dönemine mizahı ile gönül ferahlığı katan Orhan Boran’ı yeniden hatırladık. Allah rahmet eylesin diyelim.

****

FACE BOOK BELASI EKSİKTİ

Dediler ki günün modasıdır,   uymazsan  “çağdaş”  olmazsın.  Face Book’a gireceksin,  haberleşecek,  yapıştıracak,  aktarıp anlatacak  ve ufak tefek cümlelerle  “beğendik beğenmedik,   güzeldi iyiydi,  öyleydi böyleydi”  diyerek  mesajlaşacak ve  “çağdaş”  olacaksın…

Eh dedik,  hadi biz de çağdaşlaşalım.  Zaten bu çağdaşlaşma işini Atatürk de  söylediydi dolayısıyle Atatürkçü bile oluruz.           

Oysa kazın ayağı öyle değil:  Bu keyif verecek siteyi de  “kurtlar” işgal ettiler!  Pööö!  Neler neler!  Kıbrıs siyasi sorunundan Rum kardeşliklerine,  tarih derslerinden barış havariliğine kadar ne varsa hepsi var. Kafamıza uymayan,  yalanları ile yanlışlarını da bile bile yutma zorunda kalıyoruz!   Tuhaflığı da şurada ama.  Her gün yüz yüze geldiğimiz insanlarla face book’ta tartışıyoruz! Zaten birbirimizi görüyoruz. Tartışsak ya!  Hayır tadı Face Book’ta yalanırmış!  Kısaca bu işin de fıcırığını çıktı!  Tek kurtuluş,  sayfayı kapatmak olacak! 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.