1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Hüseyin Gültekin’den anılar…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hüseyin Gültekin’den anılar…

A+A-

92 yıllık yaşam öyküsünü gazetelerden okudunuz, ekranlardan dinlediniz. Otobiyografisi yazılsa, toplumsal tarihimizle birlikte, içeriği en zengin belgesel kitaplardan biri çıkar ortaya… Yaşamının her günü, halkının ve yurdunun hizmetinde geçti. Sayısız hizmete ve esere imza attı. Eğitimci, ziraatçı, örgütçü, kooperatifçi, parlamenter ve insan olarak… Kavga adamı değil, denge adamı oldu. Toplumsal nice sorunun çözümünde sağduyusundan ve birleştiriciliğinden yararlanıldı. Tarımsal üretimimiz onun ve birkaç inanmış arkadaşının sayesinde ivme kazandı, örgütlendi. Köylüyü, ülkenin efendisi yaptı. TMT’nin ilk üyeleri arasındaydı. TMT’nin ada çapında örgütlenmesinde inanılmaz katkılarda bulundu. Ama o sıcak direnişin silahlı bir TMT’cisi değildi. Ekonomik, kültürel ve sosyal direnişin mücahidiydi. Savaşım alanı da adanın geneliydi. 
   Geçen perşembe toprağa verdiğimiz merhum ağabeyimiz Hüseyin Muzaffer Gültekin’den söz ediyorum… Ben onunla lise son sınıftayken tanışmıştım. Bakın nasıl:
   Türk–Rum ortaklık cumhuriyeti yeni kurulmuştu. Halkımız uzun mücadele yıllarından sonra, kurucusu olduğu genç cumhuriyette toparlanma, kendine gelme çabalarındaydı. 1955’ten 1959’a dek süren direniş yıllarında Türklerin boşaltmak zorunda kaldıkları köyler vardı. Göçmenlerin yerleştirilebilmesi için yeni yerleşim alanları gerekiyordu. Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği’nin genel başkanlığını da yapmakta olan Cemaat Meclisi üyesi Hüseyin Gültekin, göçmenlere bir köy kazandırmayı aklına koymuştu. Eldeki para yetmiyordu ama, bu iş imece usulüyle başarılacaktı. Köyün inşaatında gönüllü olarak çalışacak kişilere ihtiyaç vardı. İmeceye katılabilecekler okullarımızdan da aranıyordu. Çağrıyı duyar duymaz, birkaç arkadaşımla birlikte ben de listeye adımı yazdırdım. Gruba katılan öğrencileri Gültekin ağabey tepeden tırnağa süzer, cılız olanlara “Sen kal oğlum, başka sefere” derdi. Ben onun sınavından geçmeyi başarmıştım. İnşaat işinden anlamasak da, hiç değilse ustalara çamur yoğurur, yoğurduğumuz çamuru taşırdık. Cumartesi ve pazar günleri Lefkoşa’dan kalkan otobüste kaç kez bulundum şimdi anımsamam ama, bir yılın içinde Gültekin’in yaratmaya azmettiği o köy tamamlanmış, adına da “Muratağa” denmişti. 
   O işbirliğinden sonra Gültekin Hoca beni hiç unutmadı. Nerede karşılaşsak yanağımı okşar “N’apan be Tolgay? Bir şeye ihtiyacın olursa bana gel” derdi. Zamanın en güçlü adamlarındandı. Başaramayacağı iş yoktu. Ama herhangi bir yardım için kapısını çalmadım. 
   İkinci Barış Harekâtı sırasında Lefkoşa Sancak Karargâhı’nda görevliydim. Bir sabah serdarımız Aydın Samioğlu’nun odasında gördüm onu. Çok üzgündü. Sigara üstüne sigara içiyordu. Beni karşısında görünce gözlerinden boşanan yaşları tutamadı. Şöyle dedi ağlayarak: “Be Tolgay keşke o köyü inşa etmeseydik.” Ben “hangi köyü abi?” dedim. “İşte o Muratağa köyünü be” dedi. “Köyün bütün insanlarını katliamdan geçirdiler, duymadın mı?”
   Herhalde 1972 yılıydı… Onun Land Rover’i içinde adanın tüm Türk köylerini dolaşma olanağı buldum. Ülkeme dair bilgim nasıl da artmıştı… Rauf Denktaş Cumhurbaşkanı Yardımcılığı seçiminde Dr. Fazıl Küçük’e karşı çıkma kararını almış, ada çapında seçim kampanyası başlatmıştı. Tüm adayı avucunun içi gibi bilen Hüseyin Gültekin kullandığı Land Rover’le en önde gider, onu kimi zaman Denktaş’ın da direksiyonuna geçtiği araba ve konvoyun diğer araçları izlerdi. Ben konvoyda, “Bozkurt” gazetesinin görevlendirdiği özel muhabirdim. Yol boyunca direksiyondaki Gültekin’den ve onun yanında oturan Turgut Yenağralı’dan memleket meselelerini dinlerdim. Gültekin ve Yenağralı, lider Denktaş’ın hep yanında olan iki yürekli adamdı.
   60’lı yılların o en zor dönemlerinde gazetelerimizde de büyük ekonomik sıkıntılar yaşandı. Lefkoşa’da basılan gazeteleri başkent dışına çıkaramadığımız gibi, basılan gazetelerin çoğu da halka parasız dağıtılırdı. Maaş yönünden hayli zor durumdaydık. İşte o günlerde bana ve birkaç gazeteci arkadaşıma destek olabilmek için Hüseyin Gültekin’in arada bir zarflar içinde gönderdiği birkaç Kıbrıs lirasını nasıl unutabilirim!.. Geçinebileceğim maaşa kavuştuğum günlerde, “Abi o sıkıntılı günlerimizin borcunu sana ödeyeyim” dediğimde “Ne borcu be Tolgay? Ben senin borçlandığını hatırlamıyorum” diyerek gülmüştü.
   Akay Cemal dostum da yazdı. Sevdiklerini yemekte buluşturup ağırlamayı hiç ihmal etmezdi. En son geçen yılın sonbaharında bizleri Serdarlı’da bir fırın kebabı partisinde bir araya getirmişti. Meğer birlikte son muhabbetimiz, son yemeğimizmiş o… Işıklar içinde yatmasını dilerim.  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.