1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. İçimiz çürükse dışımız nasıl sağlam olacak
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

İçimiz çürükse dışımız nasıl sağlam olacak

A+A-

Siyasi sorunu sadece müzakerelerin seyri yahut Hristofyas’lı Rum’un uzlaşmazlığı yönünden değerlendirmiyoruz.  Nitekim dün  de az biraz sözünü ettiydik.  Çözüm bulacağız diyerek yıllardır sürdürülen müzakereler nedeniyle sadece siyasi yönden kaybetmedik.  Gelişememiş bir ekonomi ile bozulan psikolojimizin de esiri olduk. 

Başka türlü de olamazdık.  Çünkü 1974’den beridir çözümsüzlükten dolayı mağdur ve mazlum toplum durumundayız.  Başımıza ne geldiyse olanca belalarıyla Rum’un yüzünden geldi.                                          

Bunlara karşılık otuz yedi yıldır periyodik aralıklarla  sürdürülen müzakerelerle çözüme yönelik dayatılan planlar hep  “adanın tek devlet ve hükümeti”  olarak kabul edilen Rum’u memnun ve tatmin etmek üzerine kurgulanmış senaryolar oldular! 

Dolayısıyle Rum’a mazlum ve mağdur rolü verilirken,  Türk tarafı ile Türkiye’ye de  “gasp edici, işgalci,  yayılmacı rolü reva görülmüştür.

Hâlâ da pespaye tuluat tiyatrosu esamesindeki sorun ayni minval üzere  “çözüm”  aramaktadır! 

Eğer kendi içimizde parça körçe olmasaydık.  Her kafadan bir ses çıkarmak yerine  en azından asgari müştereklerde birleşmesini becerseydik. Ekonomik zafiyetler karşısında kader birliğine varsaydık.   En azından  kendimizi  iç barışın huzurunda  hissedebilecek bir toplumsal uzlaşı yaratabilseydik…  “Varsın çözümsüzlük sürsün”   diyecektik… 

Kaldı ki böylesi bir toplumsal bilinç ve uzlaşıda her halde Rum liderliği kör değildir,  asla sonuca ulaşamayacağını anlar çoktan çözüm masasında mayna ederdi! 

Beceremedik,  dayanamadık,  uzlaşamadık! 

Yook!  Kaybetmeyeceğiz…  Fakat stresten,  tartışmaktan,  bir avuçluk insanlar olarak bitmeyen paylaşım kavgası ile hama humadan,   siyasi ihtiraslarda  artık her insanın  “kendi doğrularını” dayattığı dolayısıyle memleketi  meydan kavgalarının yapıldığı arenalara çevirdiği gerçeklere dayanamayıp, perperişan olacağız!   Şimdi bakın bakalım şu en tazesinden olanlara:

**********

NELER OLUYOR NELER

Adam milletvekili.  Akaryakıt zamlarını protesto edecek.  Bir uyuz eşek bulmuş,  üzerine binmiş Meclis kapısına dayanıp  nutuk atıyor:    “Arabama pahasından dolayı benzin alamıyorum,  eşeğe kadar düştük işte!”  

Eh yetmiş beş milyonluk Türkiye’ye bakıyoruz.  Orada  da Meclis’e fenerle gelip kürsüye çıkan,  ellerindeki bilgisayarlarla resimli belgeli örneklemeler yapan   milletvekilleri var.  Fakat bu tip şovlar ne yamalama gibi oluyorlar ne de soğuk duş etkisi yapıyorlar…

Oysa ki bizdeki kopyaları,  aynen,  “ne alırsan bir liraya kalitesindeki Çin malları gibi!”  Sadece anlamsız değiller. Sırıtıyorlar da!  Çünkü bizatihi  “imalatçıları”   güvenilir değiller! 

ÖTE YANDAN:  Elektrik Kurumu özelleştirilecek ya…  Nedenini sağır sultan bile biliyor:   Yapılan resmi  açıklamalarda Kurumun  şu anda  300 milyon TL’yi aşkın borcu olduğu öğreniliyor…  Ne Devlet ne Kurumun kendisi bu sektörün kahrını çekemiyor.

Ve arkasından bir haber:  2012 itibarı ile Kıb-Tek’e 17 milyon borcu olan BRT’nin elektriğinin kesilmemesi için son anda tedbir alındı,  falan…

NE ANLIYORSUNUZ?  Bir Devlet Sektörü bir Başka Devlet Sektörüne   borçlandırılıyor.  Sonra ayni Devlet çıkıyor, özelleştirmelerin haklılığını ispat etmek için halka diyor ki   elektrikte yüzde 30 ları aşan kaçak var.  Kamu müesseselerinden de   faturaların bedelleri alınamıyor falan…

Yani anlıyorsunuz ki  Devlet,  daha doğru ifadeyle Hükümet Ulusal patentli Elekrik Kurumunu iyi yönetemiyor!  Bizzat kendi müesseleri bile Kuruma borçlandırılıyor!   Yani  “imam şey yapıyor,  cemaat beterini!”                                                                                                 

**********

BELEDİYELER DE  FARKLI OLMUYOR

Hükümetlerin parasal katkılarına karşın artık kendilerini  “idame”  ettiremiyorlar!  Çünkü çoktan beridir  her  Belediye aynen  Sendikalar gibi  “siyasi partiler”   içerikli politikaları gözeterek   çalışıyorlar… 

Dün Doğa Okullarından söz ederken örnek vermiştik.  27 bin öğrencisine,  3 bin öğretmenine karşılık sadece 1800 çalışanı var.  Ve demiştik ki bizde bir Devlet sektörü ayni pozisyonda olsaydı bu çalışanlar 5 bin olur,  sonra da battık diye bağırırlardı! 

İşte Belediyeler.  Ha KTHY’larının  batışına neden olan istihdam politikası ha Belediyelerin  “çalışanlar panayırı!”   Şimdi de ne işten durdurmalar ne kesintiler kısıntılar ne de yeni tedbirler,  gitti gider Belediyelerin iflasını durduramıyorlar. 

Hesabını bilmeyen öküz senede bir çift boynuzdan olurmuş.  KKTC’de her gün! 

PEKALA SEBEP.  Bir tek sebep var:  Basiretsiz yönetim!  Partizanlık…  Asıl söylenmesi gereken ise şimdi yeniden başa dönüp söylüyoruz,   bu memleketi yönetenler,  öne çıkanlar   çok küçücük hesaplarda küçücük çıkarları uğruna bir memleketin kaderiyle oynarlarken sonunda Türk halkını Rum’a yamalamaktan  öte kalmayan çaresizliklere itiyorlar!   Ve bu gün bu memlekette süregelen siyasi mücadele de bilinçli veya bilinçsiz  işte bu mecraya kanalize ediliyor. Türkiye dışlanırken Rum Kuzey’e davet ediliyor.   Tehlikeli bir serüven!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.