1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. İşte üç falsolu olay: (Birincisi şu kurultayla ilgili mahkeme süreci)
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

İşte üç falsolu olay: (Birincisi şu kurultayla ilgili mahkeme süreci)

A+A-

UBP Kurultayını gerçekleştirir. Küçük’ün tüzüğe göre yeterli oyu alamadığı iddiası ileri sürülür ve bu nedenle seçimin ikinci tura kalması gerektiği tartışılır. Ancak Kurultay Başkanı H. Özgürgün yetki ve sorumluluğunu kullanarak Küçük’ün kazandığını ilan eder. Bunun üzerine rakip aday Ahmet Kaşif kararı kabul etmez, usulsüzlük yapıldığı ve hakkının yendiği gerekçesiyle olayı yargıya götürür…

Olay bu! Eeee? Nedir bu mahkemenin sorgulamaları, tanıkların dinlenmesi, uzatmalar, ertelemeler? Oylar mı çalındı? Küçük sahtekârlık mı yaptı? Kaşif komplo mu düzenledi? Delegeler tehdit mi edildi?

Sonuçta 1. turda Başkan Küçük’ün yeterli oyu alamayıp 2. tur seçime gidilmesi gerektiği ile usulsüzlük yapılarak sonucun “oldu bittiye” getirildiği iddiası var! Zaten oylar da meydanda, tüzük de ortada!

Yok! Ukalalık edip “olayı” hukuk açısından tefsir etmiyoruz. Fakat davanın sorgulamalı tanıklı bir mecraya dökülmesini ve sürgit sürüncemede bırakılmasını anlamadığımızı anlatmak istiyoruz. Nitekim aşağıda yorumlayacağımız olayı da anlamadık!

***** 

İKİNCİ OLAY: KENDİNE GÜVENMEYEN DEVLETİN YANSIMASI. (İŞTE İSPATI.)

Gelip giden Hükümetlerin kurtulmadığı sorunlardan bir tanesi hemen her vesile ile şu veya bu sektöre “teşvikte” bulunacak tedbirleri almaları ise bir diğeri de zaman zaman “düşük faizli uzun vadeli krediler” vermesidir.

Bunların sonuncusunu Ekonomi ve Enerji Bakanlığının 5 bankayla imzaladığı protokolle “esnaftan 750 kişiye düşük faizle üç yıl vadeli kredi verilmesi kararıdır.”

Bu tip kredilenmelerin geçmişte de yapıldığını fakat esnaf ve zanaatkârları mahkemelerde süründürmekten kurtaramadığını, sonunda iflas edenlerle haciz yiyenlerinin hâlâ sürünmekte olduklarını bir kalem geçiyoruz çünkü bu kez de farklı bir sonuç alınmayacaktır, hatırlatıyoruz! 60 bin TL nedir ki?

Fakat bu son kredilendirmede zannedersem bir “ilk” yaşanıyor. Nitekim Ekonomi Bakanı Atun diyor ki, “Bu programda kimin kredi başvurusunda bulunduğunu Bakanlık görmeyecek! Başvuruları bankalar değerlendirecek! Biz sadece faiz farkını ödeyeceğiz. Dolayısıyle kredi başvuruları Parti Merkezi veya Bakandan geçmeyecek!”

BU KARARDAN NE ANLADINIZ? Ben anlatayım, bakalım siz de anladığımı mı anladınız?

Genç Bakan Atun kredilendirme kararını “bankaların inisiyatifine bırakırken” şu mesajı veriyor. “Ey ahali biz bugüne kadar bu tip kredilendirme ve benzeri teşviklerde falan hep partizanlıkla popülizm yaptık. Bu konuda töhmet ve şaibe altında kaldık! Üstelik kredilendirdiklerimizi memnun ederken, dışta bıraktıklarımızı gücendirip küstürdük! Bu nedenle hem hükümetimiz yıpratıldı hem de parti kan kaybetti! Dolayısıyle bu kez kredilendirme olayını bankalara bıraktık ki ne şiş yansın ne kebap!”

İşte hükümetleri bile kendi “yetki erkinden” caydıracak kadar korkunç bir heyula haline gelen memleket gerçeği!. Şu popülizm! Partizanlık! Kayırmalar!

Nitekim kendine güven duymayan hükümet yeniden şaibe ve töhmet altına gireceği kararlardan kaçmak için kendi yetkilerini bankalara devrediyor!

Bize de söylenmek düşüyor: “Kendine güvenmeyen bir hükümete yurttaş neden güven duysun?” *****

VE ÜÇÜNCÜ OLAY. (GAZA GELEN ANKARA GAZDAN OLDU!)

Eğer Erdoğan “van münit”i çekmese, yardım gemisi niyetine cihata gider gibi altı yüzü aşkın insanla Mavi Marmara gemisini İsrail sularına salmasaydı; bugün Kıbrıs ve İsrail arasındaki Doğu Akdeniz Havzasında 3 trilyon metre küplük el değmemiş gaz rezervlerinin bir ortağı da Türkiye olacaktı…

Oysa şimdilerde o ortak Güney Kıbrıs Rum Yönetimidir ve dünyanın en büyük dev şirketleri ile yan yana, parsel parsel parselleyip “münhasır bölgem” dediği sularda gaz çıkarmak için çalışmalar yaparken yeni sondajlara girişmektedir… Hem de İsrail, Suriye, ABD’li Noble Energy ile birlikte!

Eğer Ankara Yahudiye bulaşmasa, Suriye’ye demokrasi ve insan hakları dersi vermeye kalkmasaydı, bugün hem gaz yatakları üzerindeki o denizde sondaj hakkına sahip olacak hem de KKTC’yi Güney Rum’unun hakkına ortak edecek siyasi dayatmanın sahibi olacaktı…

Oysa şimdilerde sadece dünyanın o dev şirketlerini, “eğer Rum’un yanında yer alıp sondajlara devam ederseniz sizinle asla iş yapmayız” diyerek protesto edip göz dağı vermeye çalışıyor, ancak işitip aldıranı olmuyor!

Kısaca Türkiye bölgede vaziyetleri idare edemedi! Bu “doğal gaz” fırsatını kaçırırken KKTC’nin de bu konudaki talihini kışıladı!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.