1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. İyi algılanması gereken film: Dedemin İnsanları
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

İyi algılanması gereken film: Dedemin İnsanları

A+A-

Mübadele olayını 1976’da Kıbrıslı Türkler de yaşamadı mı? Nüfus oranımıza bakıldığında 1923 Türk – Yunan mübadelesinden de daha kapsamlı bir mübadeleydi bu bizimki. Çünkü toplumsal nüfusumuzun yarısı yer değiştirmişti. 1923 Türk – Yunan mübadelesinde her iki tarafta etkilenen toplam nüfus sayısı ise, 2 milyon insandır.
  
Bu ortak yaşanmışlıktan dolayıdır ki, Çağan Irmak’ın başyapıtı “Dedemin İnsanları” Kıbrıslı Türk izleyici açısından ayrıca özel önem taşır. 1976 Kıbrıs mübadelesinin bireylerinden olmadığım halde “Dedemin İnsanları” bu ortak yaşanmışlığımız nedeniyle beni son derece etkiledi. Çünkü o mübadelenin Kıbrıs’ta tetiklediği nice sendromları, Kıbrıs’ın bir insanı olarak duyumsamamak olanaksız. Kaldı ki 60’lardaki ve 70’lerdeki Kıbrıs olaylarının bizden uzak insanların yaşamını nasıl etkilediğinin izdüşümleri de var bu filmde.
  
Çağan Irmak, acımasız siyasetin gereği olarak yerlerinden sökülen insanların öyküsünü yetkin bir sinema diliyle anlatırken, melodrama kaçmadı. O çok ciddi tarihsel konuyu, bir ailenin destanı formatında, ince bir mizahla ve hoşgörünün engin duyarlılığında ele aldı. Dede Mehmet Yavaş karakterinde dünya çapında büyük bir aktör oluğunu bir kez daha kanıtlayan Çetin Tekindor, sevecenliği, hoşgörüsü ve bilgeliğiyle çevresine güven ve huzur saçan o Giritli çınar göçmene can verebilecek tek oyuncuydu. Tekindor, rolünün üstesinden muhteşem bir performansla geliyor.
  
Yazdığı senaryodan uyarladığı bu sinemasal destanda kendi aile geçmişine dokunaklı göndermeler yapan Çağan Irmak, finaldeki jeneriklerde gerçekten dedesi olan Girit göçmeni Mehmet Yavaş’ın ve ailesinin de siyah – beyaz fotoğraflarını sunuyor. Ve bu sunuma hüzünlü kadın sesiyle bir rembetiko eşlik ediyor. Rembetiko, Anadolu’dan mübadele dolayısıyla göç eden ve gittikleri Yunanistan’da ciddi uyum sorunları yaşayan göçmen Yunanların yaptığı müziktir. Bu hasret müziğinin oluşumunda Türkçe sözcüklerin, Anadolu ezgilerinin ve Türk müzik enstrümanlarının dokunaklı tınıları da var.
  
Bir bakıma “Dedemin İnsanları” İzmir kıyılarından Yunan topraklarına uzatılan bir zeytin dalı. Bu filmin Yunanistan’da da yankılar yaratacağını söylersem aşırı bir yorumda bulunmuş olmam. Ailesinin geçmişine dair izlere ulaşabilmek ve dedesinin ukdesini yerine getirebilmek adına Girit’deki ata ocağına giden Ozan’a ora yerlilerinin gösterdiği dostluk ve sevgiye dair sahneler, bir zeytin dalının da oralardan uzatılmasının beklentisini yansıtır.
  
Tabii ki bu sahnelerden önce sunulan sarsıcı bölümü de irdelemeden geçemem: Girit’deki evinde oturan aileye ulaştırılması için Ege Denizi’ne biteviye içinde mesajlar bulunan şişeler attığından dolayı “Yunan casusu” dedikodularının hedefi olan Mehmet Yavaş, ülkesinin içinde bulunduğu sorunlardan bunaldığı, hastalandığı o son evresinde, Ege Denizi’nde Girit’teki baba ocağına doğru yürüyüşe çıkar ve dalgalar arasında kaybolup gider.

Dokunaklı öyküde, ötekileştirmenin etkin figürlerinden biri olarak 8 - 9 yaşlarındaki torun Ozan ön plana çıkar. Yaşanmışlıklar da zaten onun gözünden verilmekte. Göçmenlere yöneltilen “gâvur” ve “Yunan tohumu” küfrünün fazlasıyla etkisinde kalan çocuk, bir yandan alabildiğine hırçınlaşıp çevresine kötülükler saçmakta, bir yandan da milliyetini kanıtlama gösterilerinin uç noktalarında gezinmektedir. Bu durum, hoşgörülü ve bilge dedesiyle olan ilişkilerine ilginç boyutlarda yansır. Dede, şiddete hiç kaçmadan torununu eğitirken, onurlu jestlerle ırkçılığın ve bağnazlığın karşısına sevgiyi çıkarır. Bir yandan da bir zamanlar atalarının Yunanistan’da “Türk tohumu” diye saldırıya uğramasını buruk duygularla anımsar. Eski vatan – yeni vatan gelgitlerinin sarsıcı dalgalarını olgunluğuyla aşmaya çalışır.
  
Filmin geriye dönüş sahnelerinde mübadele olayını anlatan bölüm, bir sinemasal dönem klasiği olarak belleklere kazınacak nitelikte. Çağan Irmak o bölümü güçlü bir sinema diliyle beyazperdeye aktararak izleyicilerini yüreğinden kavrıyor. Yuvalarından kopan göçmen kalabalığı sahilde aç ve susuz, hastalıklarla boğuşmaktadır. Onları umuda ve yeni vatanlarına taşıyacak yüksek bacalı geminin en sonunda tepelerin arkasından süzülerek çıkagelmesi ve sahildeki o sevinçli dalgalanma, her yönetmenin başarabileceği bir anlatım türü değildir. 1923’e dokunduktan sonra 1970’lerden 80’lere uzanan film, yakın tarihle ilgili panoramasını çizerken, özellikle 12 Eylül ihtilaline odaklanarak, ülkesel değişimlerin de simgesel sunumlarını yapıyor.
  
Çekimleri Gökçeada, Bodrum, Söke, Milas ve Girit’de yapılan filmin görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki. Yiğit Özşener, Gökçe Bahadır, Mert Fırat, Ezgi Mola, Zafer Alagöz ve Hümeyra, Tekindor’a eşlik eden sanatçılar. Torun Ozan’ın çocukluğuna ve delikanlılığına ise Durukan Çelikkan ile Ushan Çakır can veriyor.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.