1. YAZARLAR

  2. Nikos Stelgias

  3. Kabahat Cumhurbaşkanı Erdoğan’da mı?
Nikos Stelgias

Nikos Stelgias

Gündem Kıbrıs
Yazarın Tüm Yazıları >

Kabahat Cumhurbaşkanı Erdoğan’da mı?

A+A-

Ankara’dan son saatlerde adaya varan mesajlar Yeşil Hattın kuzeyinde statükonun ve milliyetçi argümanların devamından yana olanların gönüllerine su serpecek cinsten. Omorfou’nun Rum tarafına iade edilmesi seçeneğine karşı çıkan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, basına yansıyan son bilgilere göre, ‘vatandaşlık’ konusunda da Kıbrıs Türk tarafına ‘ev ödevini’ hatırlatma gereksinimi duymuş. Cumhurbaşkanı bununla da yetinmeyip Annan Planı’nı ve Rumların ‘hayırını’ yeniden gündeme taşımış.

Başbakan Ahmet Davutoğlu kanadıyla da teyit edilen Ankara’nın yeni mesajları, müzakere sürecindeki yeni elektrikli atmosfere ve su meselesinin gündemde olduğu bir ana denk geliyor. Anastasiadis ile Akıncı’nın ‘diplomatik’ tonda, kamuoyu nezdinde birbirlerine gönderdiği mesajlar ada gündeminin ana gündem maddelerinden bir tanesine evrilirken, Kıbrıs Türk tarafı son bir umutla su konusunda kendi sesini Ankara’ya duyurmaya çalışıyor.

Anastasiadis-Akıncı tangosundaki edindiğimiz yeni bilgi, geçtiğimiz saatlerde ‘Akıncı milliyetçi argümanlara sarıldı, bu durum böyle sürmez’ tonundaki bir mesajın bizzat Anastasiadis tarafından Eide’ye iletildiği yönünde. Bu mesaj önümüzdeki saatlerde BM aracılığıyla Kıbrıs Türk tarafına iletilecek. Bu yetmezmiş gibi, Kıbrıs Rum tarafı bazı yeni ‘adımları’ da gündemine almış durumda. Zamanı geldiğinde bu ‘adımlara’ eğileceğiz.

Bu noktada bizleri alakadar eden esas mesele son saatlerde özellikle adanın kuzeyinde Ankara’nın son mesajları karşısında dillendirilen serzenişler ve tepkiler. Kimi adalılara göre, tutunduğu ‘olumsuz’ tavır ile Ankara müzakere sürecindeki ‘olumlu havayı’ gölgelemenin derdinde. Bu görüş an itibariyle Rum toplumunda da yankı uyandırmış durumda.

Bazı Kıbrıslı Türklerin ve Rumların serzenişlerini anlayabilecek konumda olmadığımı belirtmek durumdayım. İşin ciddiyetini, ilgili her tarafın söylediklerin kavrayamayan, anlamak istemeyen, görmezden gelenlere, Kıbrıs’ın dünyanın merkezi zannedenlere diyecek birkaç sözümüz bulunmakta.

Boş hayaller peşinden koşan, Kıbrıs’taki siyasi eşitlik kaidesini bir türlü içerlerine sindiremeyen Kıbrıslı Rumlara artık bu saatten sonra ‘geçmiş olsun’ demek bile insana bir abartı gibi gelmekte. Aslına bakılacak olursa bilinçaltında Kıbrıs’ı bir ‘Helen adası’ görmeye devam edenlere diyecek pek fazla bir şey yok. Bizleri gelinen noktada ilgilendirmesi gerekenler son birkaç ay boyunca Kıbrıs’ın genelinde yapay bir olumlu hava yaratmak için çaba sarf edenler, emperyal güçlerin ipiyle kuyuya inenler, kurucu devlet gibi bariz terimleri ‘kurucu devletçiklere’ çekmeye çalışanlar olmalı. Bundan birkaç yıl sonra bugünlere dönüp bakıldığında Kıbrıs’ın başına en büyük dertleri ve tasaları bu gibilerin açmış olduğunu göreceğiz. Niye mi? Çünkü bu sözüm ola ilerici, çözüm yanlısı kesimler gerçeklikleri görmezden gelme suretiyle Helen milliyetçiliğin yeni versiyonlarını, akislerine bu adaya dayatıp Kıbrıs Türk tarafının önceliklerine, uhdelerini, hedef ve amaçlarını görmezden gelmeyi yeğlediler.

Peki ya sözüm ola ‘ilerici’ Kıbrıslı Türklere ne demeli? ‘İlericiden’ kastımız Kıbrıs realitesini gerektiği zamanda gerektiği gibi tanımlayabilen, doğru teşhisleri koyabilen ve ne yazık ki toplumun geniş kesimleri tarafından ‘marjinal’ ya da daha açık bir şekilde, ‘gerçek iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti aşıkları’ olarak tanımlayanlar değil elbet. Bizleri ilgilendiren yavru vatan-ana vatan muhabbeti için dünyaları ayağa kaldıran, sahte şahlanma nöbetleri geçiren, Kıbrıs Sorununu sırf parasal, ekonomik ve askeri bir konu algılayıp kurgulayanlar ve bu sorunu ‘suya ve sabuna’ dokunmadan çözme umudu taşıyanlar. Bugüne dönüp baktığımızda bu kesimlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemleri ve Ankara’nın mesajları karşısında adeta buz kestiğini sezinlemekteyiz. Bu insanlarımıza dönüp sormak durumundayız? Bugüne dek aklınız neredeydi? Kıbrıs Sorununun bugüne dek dillendirilen resmi tezler temelinde çözüme ulaşmanın olanaksız olduğunu ve ‘silkelenmek’ için Aksaray Külliyesi’nin uyarıcı mesajlarını beklemeniz mi gerekliydi?

Aksaray Külliyesi’nin ve Ankara’nın Kıbrıs Konusundaki tezleri ve duruşu çok açık. Paralel yapı odaklarının ve bazı milliyetçi çevrelerin aksine Ak Parti iktidarı ne Kıbrıs’ı gözden çıkarmış durumda ne de her durumda bazı pazarlıkların kapanına sürüklenebilecek konumda. Kişisel olarak Ankara’nın Kıbrıs çizgini kabul edilecek olarak görmesem, yersem, eleştirsem bile, basın emekçisi ve bilim insanı olarak bu çizgiyi olduğu gibi aktarmak ve analiz etmek benim başlıca görevim. Peki ya sözde ilericilerimiz? Bunu başarabilecek kudreti kendilerinde görmekteler mi? Yoksa onlar da, ganimet kültürünün faydaları ve Türkiye’den günümüze denk adanın kuzeyine pompalanan fonların vazgeçilmezliği adına gönüllerini statükonun devamına kaptırmış durumda mıdırlar? Başka bir deyişle, Rum toplumundaki ‘ilericilerimiz’ gibi ayırıcı hattın kuzeyindeki ‘ilericilerin’ tek derdi ve tasası acaba Rum karşıtı, göçmen (Kıbrıs doğumlu olmayanlara karşı) karşıtı Kıbrıs Türk milliyetçiliğin güncelleştirilmesinden başka bir şey değil midir?

Toparlayacak olursak: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinin ve Ankara’nın mesajlarının yerilecek ve yadsınacak herhangi bir tarafı bulunmamaktadır. Türkiye kendi çıkarları odaklı bir siyaset çizgisi izlemeye devam etmektedir. Kıbrıs’ın esas sorunu bir bütün olarak, ‘adalı’ ve ‘Kıbrıslı’ politikalar üretebilecek kesimlerin bir türlü tarih sahnesinde gözükmemesidir. Bu trajedi yüzünden meydan ‘ganimetçilere’ ve Kıbrıs Helen ve Türk milliyetçiliklerinin dönüşümünden yana olan, sözde ‘ilericilere’ kalmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar