1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Kalyoncu-tılsım ve kara kutu...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kalyoncu-tılsım ve kara kutu...

A+A-
CTP, şu anda Kuzey Kıbrıs’ın en önemli partisidir. Hükümetin, büyük ortağı… Seçimde en çok oyu almış olan parti… Yanlış hatırlamıyorsam, 1973’ten beri üyesiyim… Son seçimde, başka partiden aday oldum ama bu defa uyanık davrandım, istifa etmedim… Kendileri atsınlar, isterlerse…

 

Dün basında yer alan Ömer Kalyoncu’nun açıklamaları, ülkenin bu en önemli partisinde, bir köşenin dönüldüğünün işaretidir. Çünkü bunca yıldır Ömer, partinin “kara kutusu”dur! O da konuşursa, bundan sonra gizli ya da özel, hiçbir şey kalmaz demektir. Böylece kadim, “kol kırılır yen içinde kalır” politikasının, bu satırların yazarının yıllardır iddia ettiği gibi “ Ve gangren olur” tezine yol açtığı, sanırım artık kolun kesilmesine ramak kala fark edildiğini ortaya koyuyor! Kalyoncu “tılsım bozuldu” diyor. Tavrının bizzat, “mayanın ekşidiğinin” kanıtı olduğunun da herhalde farkındadır.

Buraya, nasıl gelindi?

Sol olmak, yeni bir dünya tahayyül etmek demektir. Mevcut dünya içinde bir yer edinmek üzere itişip, kakışmak; değil!

Bütün o ciddi görüntüsüne karşın, CTP’nin en “Stalinci” günlerinde bile, partinin ideolojik bir üretimi yoktu! O zamanın trendi, ya World Marxist Review veya Türkiye’de yayınlanan bir sol dergiyi, yol gösterici bellemekti. Kendini ülkeniz için, kendi politikalarınızı belirlemek gibi bir alışkanlık da yoktu! O bakımdan, o günlerde “doğru söylediği” varsayılan marjinal bir topluluk görünümü egemendi. O dönemde, ekonomik politika, elbette “üretim araçlarının devletleştirilmesi”, Kıbrıs politikası da “Bağımsız, bağlantısız, üslerden arınmış, toprağı bütün Kıbrıs” idi… “Federasyon” lâfı, çok sonra ağza alınan bir tezdir ve partiye ondan sonra gelenler, federasyon tezinin, CTP tarafından ortaya atıldığını sanırlar. Oysa, rahmetli Denktaş’ın tezidir o… Özgün bir politika geliştirilmesini, ideolojik eğitim düzenlenmesini savunmak, disiplinsizlikle suçlanmanıza neden olurdu. 1991’de ayrılmak zorunda kaldığımda düzenlediğim basın toplantısında, “ bir daha beynimin etrafına zincir çekilmesine izin vermeyeceğim” dediğim, aklımdadır. Çünkü, sol ideoloji, bir “çözüm” kavramına endekslenmişti. Peki, “çözümden sonra ne söylenecek?” diye sormak, başınızı belâya sokmaya yeterdi!

Sovyetler Birliği’nin dağılması, partiyi çok hazırlıksız yakaladı… O güne kadar, böyle bir ihtimali görüp dile getirecek birilerinin de Moskova’ya gitmemesine, büyük özen gösterilmiş, o ihtimalin dile getirilmesine bile izin verilmemişti. Ama Gorbaçev geldi, her şey değişti… O zamanlar, “Mekke ortadan kalktı, şimdi ne olacak?” diye yazdığım aklımda… Kimin yazıp çizdiği okunup da ideoloji diye ortaya sürülecekti? Merkez, ortadan kalkmıştı…

İnsanlar, ideolojilerini terk edebilirler! Çünkü edinseldir… Ama zihniyetlerini değiştirmeleri, çok zordur! Çünkü onun içine doğulur… Yeni bir merkez arandı! Ve bulundu: Brüksel!

Sol olmanın koşulu, meşkuk bir “çözüm” lâfına bağlanmıştı ya? İşte kestirme yol: AB’ne girersiniz, başkaları sizin adınıza meseleyi çözer! O günden sonra artık, üretim süreci içinde oynanan rol, çok önemsizdi! Her kim ki “çözüm ve AB” taraftarıydı, “bizden”di… BG konsepti, bu kafayla uygulandı! Seçim kazanıldı ama partinin mayası bozuldu… Çünkü, ortada bir konsept falan yoktu… Bağlaşıklığın taktik bir adım olduğu bile konuşulmuyordu! Gele gele biz, Müteahhitler Birliği Başkanı’na “yoldaş” demeye başladık! Memleketin Mercedes bayii, kendini “ilk sosyalist bakan” diye tanımlarken, kimse gülümsemedi bile…

Oysa, insanların yaşam biçimlerini olduğu gibi düşünce biçimlerini de üretim süreci içinde oynadıkları rol belirler! Ahlâk anlayışlarını da… Sol, ya da sosyal demokrat olduğunu iddia eden, ama ideolojik hiçbir hazırlığı da olmayan bir topluluğa, üretimin bambaşka alanlarında rol oynayan insanları, “çözümcüdür” diye doldurursanız, bu yetmezmiş gibi doğru dürüst bir ideolojik formasyona da sahip değilseniz; bu yetmezmiş gibi miting alanlarında her kafasına zeytin dalı saranı da “bizden” ilan ederseniz; en sonunda ne olur? Egemen kültür ve ahlâk anlayışını değiştirmek için yola çıktığını zanneden siz, “başkalaşırsınız”! Başka bir kültür ve ahlâk anlayışı, sizi işgal eder…

O başka anlayışta, ne emeğe saygı vardır; ne geçmişe… Gelecekten ve “çözüm”den de sizden çok farklı beklentiler murat etmektedir!

“Tılsım” mı? Ne tılsımı? Kalmış mıydı?  

 
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.