1. YAZARLAR

  2. Ferhat Atik

  3. Kapımızın önü hala temiz değil
Ferhat Atik

Ferhat Atik

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kapımızın önü hala temiz değil

A+A-

İkinci Dünya Savaşı yeni bitmiştir. Dünya bu travmanın henüz tam ortasında, yıl 1946. Avrupa kıtası kelimenin tam anlamıyla darmadağın olmuş durumda. Bir yandan da dünyanın diğer medeniyetleri karşısında küçük düşmüş bir halde. Zürih’te İngiltere Başbakanı Winston Churchill halka hitap ederken, farklı diller konuşan milyonlarca aileden, Avrupa Birleşik Devletleri’nin kurulmasını sağlamalarını istiyor. “Avrupa’nın şaha kalkmasına izin verin”  diyor.

Bu konuşmanın ardından sadece 11 yıl geçmesine ve iki dünya savaşına tanık olan bir kıta olmalarına rağmen, üçüncü bir savaşı engellemek amacıyla Avrupa Topluluğu’nun temellerini atıyor. Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya, Roma Anlaşması’nı imzalıyorlar.

İngiltere, kendini ait hissetmediği Avrupa’ya doğru çekimser adımlarını atmaya ise bundan yaklaşık 10 yıl sonra başlıyor. Ancak bu kez de kendisini dışladığı Avrupa’nın büyüklerinden olan Fransa tarafından çifte vetosuyla karşılaşıyor.

Ancak nihayet 1973’te üye olmasının ardından 10 yıl sürecek yeni bir mücadele başlıyor.  İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors’un varlıklarında hayat bulan bir mücadele.

İkinci Dünya Savaşı’nın acılarından ve ezikliğinden doğan barış projesi, Avrupa’nın baskıcı rejimlerle mücadele veren halkları için de kaçınılmaz bir umut kapısı oluyor. İspanya, Portekiz ve Yunanistan’ın üyeliğiyle önce 12’ye; Berlin Duvarı’nın çöküşünün ardından ise Avrupa’da değişen dengelerle 10 yeni ülkenin katılımı sonrası üye sayısı 25’e yükseliyor. Bu ilk gelişmelerden sonra da gelişim sürüyor.

Avrupa Birliği adını alan bu devin kapısında hala umutla bekleyen ülkeler var. 40 yıldır yolculuğunu tamamlayamayan Türkiye ve üyeliğe en yakın hak edişi yaşayan bizler gibi. Birliğin ortaya çıkışı, bu yarım asrı aşkın yakın tarihin ve acılardan ders alarak, geleceğe dair birlikte ulaşılacak umutların öyküsü.

Köşe yazarları, radyo TV programcıları zaman zaman bazı yeni ifadeler kullanırlar. Ardından ise bu ifadeler toplumda yer eder ve kabul görerek kullanılmaya başlanır. “Kendi kapımızın önünü temizlemek” gibi. Sokaktaki insan diye tabir edilen, dinler/izler kitle ve okuyucu, kitle iletişim araçları aracılığı ile aldığı bilgiyi, duyduğu, gördüğü, okuduğu ifadeleri benimserse, gündelik hayatına yavaş yavaş almaya başlar ve bu ifadelerle konuşup, kendine en doğru gelenle tartışmayı hayatına almış olur. Yukarıdaki ifade de bunlardan biri. Hemen herkes bu ifadeyi en az bir kez, bir yerlerden duymuştur.

Avrupa Birliği ve onun yarattığı “Toplum Mühendisliği”nin sonuçlarını benimsemek ve kişisel yaşantımızdan, toplumsal, sosyal hayatımıza kadar her alanımıza uygulamamızdan kimseye zarar gelmez. Kendimizi batıya yakın hisseden bir coğrafyada yaşayan bizler, bu türden sonuçları gündelik hayatlarımıza yerleştirmekle zarar görmez ancak daha da medeni bir hayata kucak açarız. “Kendi kapımızın önünü temizlemek” burada başlıyor. Yaşayarak, hatalar yaparak tecrübe edinmiş koskoca bir kıtanın bu tecrübelerinden faydalanmak gerekir.

Cezası ve yasağı olan bir konuda, bunun uygulamasını yapamayıp, “dumansız” yaşayalım diye bir sivil toplum örgütü hareketine ihtiyaç duymamızdan da anlaşılacağı gibi “kapımızın önü hala pis”. Yazımın girişinde vurgulamak istediğim en önemli şey bu. Birlikte “bir şey yapalım, başaralım” kararı alıp başarmaya bundan gurur duymaya çok ihtiyacımız var. Üstelik bu ihtiyacımız “ben başardım” demekten çok daha fazla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.