1. YAZARLAR

  2. Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

  3. Karanlığın aydınlık yüzü…
Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Karanlığın aydınlık yüzü…

A+A-

“Tak, tak” diye iki ses geldi.

Gece en uç noktasındaydı.

Panjurlardan ışık girmiyordu.

Oda karanlıktı.

“Ne bu” dedim.

Işığın düğmesini açtım.

Karanlık bozulmadı…

Elektrik yoktu, ses de.

Peki, bu ses neydi?

Yavaşça kalktım, gözlerimi ovuşturdum…

Neredeyim?

Telefonun ışığı ile kapıya yöneldim.

Diğer odaya geçtim.

Diğer oda da karanlıktı.

Gün ağarmamış, gök hala kara bulutlarla kaplıydı.

Pencereyi açtım, dışarısı tam zifiri.

Sokak lambası da yanmıyordu.

Çıt çıkmıyordu.

Korkunçtu.

Döndüm, giyindim, çıktım.

Kapıyı açtığımda bir kedi miyavladı.

Sorun yoktu öyleyse.

Deprem de olmamıştı.

Peki, bu karanlık neyin nesiydi?

Uzaktan birkaç jeneratörün gürültüsü duyuldu.

Çok uzakta birkaç evde ışık vardı.

Yürüdüm.

Bastığım yer asfalttı.

Karşı evde birisi daha kalkmıştı.

Mum ile dolaşıyordu.

Belli ki o da tuvaletin yolunu bulamamıştı.

“Nasıl bir elektrik idaresi bu” dedim.

Kızdım onlara.

Bu çağda bu zamanda…

Sonra…

Zaman durdu.

Karanlığın ısrarı ile geriye doğru aktı.

Durdiye idi büyük teyzemin adı.

Evi İstinco’da idi.

Yamaçtı yeri.

Vadiye bakıyordu.

Karanlık gecelerde uyumayı orada bilmiştim.

Ekmeğin sineklerden korunmasının kafeslerde tavana asılmakla olduğunu…

Soğuk su için toprağın altına küplerin yerleştirilmesini.

Ve çok sıcaklarda buz gibi tadına doyumsuz sudan içmeyi, orada bildim.

Bir hellim vardı, bir köy ekmeği, bir de her şeyin tazesi.

Doğaldı ne varsa.

Sabah erkenden kalkmak, akşam erkenden yatmaktı normali.

Buzdolabı, televizyon, mikrodalga fırın hayal bile edilemezdi.

Bilgisayar, cep telefonu, android,  tablet…

Köye giden bir bas vardı, bir da arada sırada kendi arabası ile gelenlerin kullandığı arabalar…

Eşekti ulaşım aracı.

Köy kahvesi iş sonrası doluyordu.

Sohbetler, günün getirdikleri ve yarının programı orada yapılırdı.

Sabah ilk ışıkla dışarı çıkıp köy çeşmesinde yüz yıkamak…

Mevsiminde ne varsa onlarla karın doyurmak.

Ve yürümek.

Şimdinin kapalı salonlarında yapılan yürüyüşleri dağ bayır yapmak…

Sonra savaşın karanlık yüzünde gördüm gerçek karanlığı.

Lamba yakmak yasaktı.

Mum yakmak tehlikeydi.

Hatta sigara içmek hedefti.

Duran zamanla geri geldiğimde hala elektrik yoktu.

Keşke nükleer tesislerin belasına sebep, dünyayı yıkan enerji hiç olmasaydı, dedim…

Keşke insan gibi yaşamayı bilsek…

Dünya yok olmasa.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.