1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Kavanozu doldurmak mı, avaracılık mı?
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kavanozu doldurmak mı, avaracılık mı?

A+A-

Profesör sınıfa girip karsısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, “Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız” dedi.

Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.

Öğrenciler hep bir ağızdan “Doldu” diye cevapladılar.

Profesör “Öyle mi?” dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın tasların arasına yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.

Bir öğrenci “Dolmadı herhâlde” diye cevap verdi.

“Doğru” dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taslarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü.

Gene öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.

Tüm sınıftakiler bir ağızdan “Hayır” diye bağırdılar.

“Güzel” dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı. Sonra öğrencilerine dönerek “Bu deneyin amacı neydi” diye sordu.

Uyanık bir öğrenci hemen “Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır” diye atladı.

“Hayır” dedi profesör, “Bu deneyin esas anlatmak istediği: "Eğer büyük taşları baştan yerleştirmezsen küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsın gerçeğidir”.

Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti: “Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayâlleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taslarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu aksam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki, büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir is insanı, gerçekte de iyi bir insan olamayacağınızı gösterir”.

Profesör, ders bittiği hâlde konuşmadan oturan öğrencileri sınıfta bırakarak çıktı...

***

Hoppala! Şimdi bu hikâyeyi neden anlattık?

Koskoca köşede uzun uzun memlekette olan bitenleri anlatmak varken, bize bu hikayeyi anlattıran şey ne oldu?

Dün itibarı ile bir kez daha “avaracı” olma ihtimallerini aklımıza düşüren milletvekillerimiz anlattırdı efendim!

***

Eğer işin ucunda üretmek varsa, tek tek büyük taşları elbirliği ile kavanoza yerleştirmek varsa amenna! Fakat sabahtan başlayarak akşamlara kadar hükümet programını görüşmek, saldırmak ve savunmaktan öteye gidememiş olmak içimizi daralttı.

Bu satırları sizlerle paylaşmak üzere, bilgisayar başına geçmek için havanın kararmasının beklenmesi de işe yaramadı. Bazı vekillerin kürsüye çıkarak, ilk milletvekili oldukları günden itibaren tüm yaşantılarını ve anılarını anlattıktan sonra, eleştirecekleri ya da katkı koymak istedikleri noktaya varmaları, gün boyu onları dinleyen herkesin tepkisini çekmiştir hiç kuşkusuz.

Hükümet programını eleştirmek elbette önemli... Eleştirilerin dayanakları varsa ve dayanaklar hepimizi aydınlatıyorsa çok önemli.

Kamudaki verimsizliği eleştiren kişilerin başında bulunan ve hükümet programlarının neredeyse tümüne kamudaki verimsizliği eklemeyi ihmal etmeyen milletvekillerimizin ne kadar verimli olduklarının da kendilerine hatırlanması gerekmez mi bu noktada?

Aynı milletvekilleri, memlekette işlerin yolunda gitmediğini, hatta işlerin yoluna girmesi için çalışma yapacaklarını anlatan dokunulmaz kişilerdir. Bu kişiler özellikle kürsüde iken daha da dokunulmazdırlar. Lakin bu dokunulmazlığın da halk açısından bir sabır sınırı vardır…

İcraata dönüştürmek yerine, lafla peynir gemisini yürütemeyeceğimizi hala anlamamışsak ne alâ (!)

***

Bu anlamda genç ve yeni vekillerimizden Zeki Çeler’i, Doğuş Derya’yı ve Tufan Erhürman’ı hem meclisin zamanını laf ebeliği içerisinde meşgul etmeksizin, söylenmesi gerekenleri spesifik olarak söyleyerek kürsüyü amacına en uygun şekilde kullandıkları için tebrik etmek şart oldu.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.