1. YAZARLAR

  2. Mustafa Doğrusöz

  3. Kaybedilen fırsatlar...
Mustafa Doğrusöz

Mustafa Doğrusöz

Güneş Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kaybedilen fırsatlar...

A+A-

1960-1963, bu üç yıl eski yaraların sarılması, yepyeni ufukların açılmasına şans verecek miydi?...
Kafalardaki en büyük soru işareti buydu...
Bizim kuşağa gelince, on üç yaşından on altı yaşına kadar kendi dünyamızda toz pembe bir dönem geçirecektik...
ilkokul beşinci sınıftan o zamanlar devlet imtihanı olarak adlandırılan sınavı kazandığımız halde ortaokula geçişimiz, eşek yavrusunun yani sıpanın bu kadar yükü kaldırmasına olanak yok gerekçesiyle bazı tavsiyecilere uyularak reddedilecekti...
İngiliz sömürge döneminde iki aylık kayıpla bir yıl kayıp ettiğimiz okul aşkımıza bir darbe de böyle vurulacaktı...
Oysa, Halkın Sesi gazetesinde yayınlanan sınav sonuçlannda ismimi gören Şeref Ozsoy'un, o zamanlar pek alışık olmadığımız "Tebrikler oğlum" sözcükleri de bir şeyleri değiştirmeye yetmeyecekti...

Değil iki yılın, bazen insan yaşamında iki saniyelik zaman sürecinin de kader çizgisini değiştireceğini bilmenin yanında, on altı yaşında silah kuşanıp da üç yıl gecikmeyle yükseköğrenime başlamak, bu neslin neleri kaybettiğini de açıkça ortaya çıkaracaktı... Bu nedenle "En büyük aşkları kalbime gömdün" dizeleri beni çok etkileyecekti...


60'lı yıllar, delikanlılığa atılan ilk adımlar... Haraç mezat satışlardan iki Kıbrıs Lirası'na alınan ilk bisiklet...
Sabah ayazında sonradan Sinir ve Ruh Hastanesi olacak binada başlayan ortaokul serüveni...
Islanan saçlarımızın dondurucudan çıkmışçasına katılaşması da içimizdeki coşkuyu frenleyemeyecekti...
Karanlık bir dönemden sonra, aydınlık günlere duyulan özlem bir insanın yüreğini ancak bu kadar ısıtabilecekti...
Saç modellerindeki değişiklikler, sinemalardaki jönlere özenti hep o yıllann eseri olacak, sonradan katılacağımız savunmamızda, Türk filmlerindeki kahramanlıklardan etkilenecek, ancak küçümsenmeyi hiç mi hiç hazmedemeyecektik...

Bizim neslin siyah beyaz karelerin oluşturduğu filmlerle ilk buluşması, Baf Kapısı polisinin karşısındaki "Magic Palace" yani Büyülü Saray sinemasında gerçekleşecekti...
Rezervasyona pek itibar edilmediği bu dönemdeki en ilginç yöntem ise tam film başlayacağı anda beş-altı kişinin biriktirdikleri harçlığı kapıcının eline tutuşturarak içe¬riye dalmalanydı...
Çünkü hiç kimsenin cebinde bilet parası tam olarak bulunmazdı...
"Hash Gordon" şimdiki kurgu bilim filmlerinin ağa-babasıydı...
Haftalık olarak adlandırılan bu filmler, şimdilerde Aşmalı Konakve benzeri dizilere de elli yıl önceden yol gösterecekti...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum