1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Kaygan zeminde siyaset
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kaygan zeminde siyaset

A+A-

KKTC’de siyaset, kaygan zemine girdi…

Ne yönetilenler eskiden olduğu gibi yönetilmek istiyorlar, ne de yönetenler eskiden olduğu gibi, yönetebiliyorlar. Aslında bu durum, bankaların batışından beri ortadadır ama istenerek, “anlaşılamıyor”! Bence bizim hükümet dönemimizde de bunu “anlamamış” olmamızın, büyük etkileri vardır. “Bu düzen yürümez” diye diye hükümete geldik, ama öngördüğümüz çare, yâni “çözüm ve AB üyeliği” güneydeki referandumda reddedilince, o “düzen”i kucağımızda bulduk… İdeolojik hedefe, bağlaşık addettiğimiz bir gücün, AKEL’in de katkılarıyla ulaşamayınca, içine düştüğümüz ideolojik boşluğun yarattığı vakumdur, aslında bizi aşağı çeken… “Yürümez” dediğimiz düzeni, bizim kendimizin “yürütmesi” beklenemezdi… Yeni bir “düzen” yaratacak, gücümüz de yoktu…

Bir büyük siyaset ustası, bu gibi durumlarda; iki ek şart daha ekler: a) Var olan düzene karşı olanların en geniş ittifakı, b) Bu durumun ne olduğunu fark edip doğru yorumlayacak, bir yönetici kadro… Bunlar da bir arada olursa, o usta bu duruma Devrim Durumu der… Yâni hayatın objektif koşullarının yarattığı var olan durumu, doğru yorumlayıp, doğru hareket tarzını ortaya koyup, krizi doğru yönetmek üzere, insan iradesine bağlı subjektif iki koşuldur andıklarımız. Ötekiler tek tek insan iradesine bağlı değildirler, ama bu son ikisi, doğrudan doğruya, insan iradesine bağımlıdır. Peki bizde bu “düzen”e karşı olanların en geniş ittifakı var mıdır? Yoktur… Olmayınca, zaten o zaman krizi doğru yönetmek meselesi de gündemde değildir…

Günümüzde yaşanan, aslında, bankalar krizinin devamıdır… Çeşitli pansuman önlemler, arada yaşanan gene iradeye bağlı genlikli dönem sona ermiş ve aslımıza rücû etmişizdir. Yapısal eksikliklerimiz, gene bir yerden uç vermiştir. Halk kitleleri, çeşitli nedenlerle sokaklarda, meydanlarda… İşçisinden köylüsüne, işvereninden taksicisine, sendikacısından iktidar milletvekiline, memnun olan kimse yok! Ana muhalefet, tam da bu dönemde, “kendini yenilemeye” girişti… Hükümet partisi ise kendi kendini bile yönetemiyor ki halkı yönetebilsin…

İşin doğrusu, erken seçim lâfı bir defa söylendi mi artık, çare yoktur… Başbakan, dün bunu da söyledi… O lâfın “şüyuu, vukuundan” beterdir. Hadi Osmanlıca’yı bırakıp, Türkçe söyleyeyim: Duyulması, olmasından beterdir… İrsen Küçük, kendi milletvekillerini tehdit etmek amacıyla o lâfı açtı ya? Kapanmaz artık o… Sonunda da gidilir…

Oysa erken seçime, ne iktidar partisi ne de muhalefet partileri bu aşamada hazır değillerdirler. Ve bu koşullarda, yeni bir seçimin sonucu da üç aşağı beş yukarı, bugünkü sonucun bir benzerini doğurur. En azından benim elime ulaşan ciddi bir kamuoyu araştırmasının sonucu, budur… UBP düşer, CTP biraz yükselir… DP biraz yükselir… Öteki partiler ve hatta mutasavver “parti” varsayımlarının da desteği, sanılanın aksine çok marjinal… Zaten sokak da bunu gösterdi.

Ancak bu kaygan zeminde, hangi gelişmenin ucunun nereye kadar kayacağı bilinemediğinden, bu noktadan sonra, siyasetin koşullarının değiştiğini bilmeliyiz. Başbakan “erken seçim” seçeneğini, evet, kendi partisi içindeki iktidarını güçlendirebilmek üzere, bir tehdit olarak ileri sürmüştür ama bilmeliyiz ki ondan sonra, başka bir iklimde yaşamak durumunda da kalabiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum