1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Kayıp vatan trauması
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kayıp vatan trauması

A+A-

Taner Akçam, “Türk ulusal kimliği yok olmak, ortadan kalkmak, korkusu ile birlikte gelişmiştir”der. “ 

Osmanlılar, son yüzyılını, ha bugün ha yarın yok olacakları korkusu içinde geçirmişlerdir... 

İbn-i Haldun’u Osmanlıca’ya çeviren Cevdet Paşa, bu ruh halini çok açık bir biçimde dile getirir. 

‘Herkeste bir gelişme yaşı, öğrenip bilme yaşı, ve gerileme yaşı olduğu gibi, her devlette de bunun gibi üç aşama bulunup, ... Devlet Hey’eti de insan benzeri olduğundan, her durum ve aşamada, duruma uygun davranmak gerekir.’... 

Bu durum, Osmanlı Türk aydınında sürekli bir var olma-yok olma psikozu doğurmuştur... 

Akçam,” Bu nedenle de kendi bünyesindeki diğer ulus ve etnik grupların demokratik taleplerini, kendi varlığına yönelik tehditler olarak algılamıştır.” der.

Bu konuda, Osmanlı’nın cumhuriyete evrildiği dönemde yaşanan iki büyük travmadan söz etmek gerekir.İlki, “Kayıp vatan” Traumasıdır! 

“ Türk ulusal kimliği, yenilgiler, Müslüman katliamları ve toprak kayıplarının ürettiği bir intikam duygusu ile birlikte gelişmiştir...” der Akçam… 
Meclis-i Mebusan’da 1914 yılı açılış konuşmasını yapan Halil Bey şunları söylemekteydi: 

“ Başka milletler, harben kaybettikleri vatan parçalarını unutmaz-lar... Gelecek nesillerin önünde onları daima canlı tutarlar. Onlarla birlikte felâket sahipleri de daima yaşar. 

Bu suretle, ayni sebeplerin felâketli neticelerinden, geleceği korurlar. Bu yüce kürsüden milletime tavsiye ederim:  Unutmamasını! Hürriyet ve meşrutiyet meşalesi nurunun beşiği olan sevgili Selânik’i, yeşil Manastır’ı, Kosova’yı, İşkodra’yı, Yanya’yı; bütün güzel Rumeli’yi unutmamasını tavsiye ederim.”

Meclis bu konuşmaya “unutmayacağız” çığlıkları ile karşılık vermiş!

Tanıl Bora ise “Kayıp vatan” traumasını, “devletin bekaası kaygısının, bir türlü ulusun bireyselleşmesine izin verememesi ve reşit olmayan bir ulus varsayımının, ” temeli olarak görür!

Prof. Vamık Volkan, toplumların da bireyler gibi psikolojik traumalar yaşayabileceğini ve bunu nesilden nesile de aktarabildiğini anlatmaktadır. “Birey ya da aileler gibi büyük gruplar da yas tutarlar”

“ Nesiller arası geçiş, yetişkin bir insanın bilinç dışı olarak, traumatize olmuş benliğini gelişmekte olan bir çocuğun kişiliği üzerine dışsallaştırmasıyla oluşur... Atalarının trauması için yas tutmak ve bu traumaya bağlı aşağılanma ve çaresizlik duygularını tersine döndürmek, çocuğun görevi haline gelir.”

“Kayıp vatan” traumasının, Osmanlı zihnindeki müsebbiplerinin, “ihanet eden, aşağı sınıftan teb’alar ve onlara yardım eden Avrupalılar” biçiminde belirlendiğini de vurgulayalım! 

1877-78 Savaşı’nda, Anadolu’ya üç milyon insanın göçtüğü söylenmektedir. 1912’de Balkan Savaşı sonucunda da Anadolu’ya göçtüğü söylenen nüfus, 3 milyon dolayındadır. Cumhuriyetin onuncu yılında Türkiye nüfusunun 15 milyon olduğu düşünülürse, yüzlerce yıllık evini barkını bir gecede bırakıp, yalınayak, başıkabak bir halde canını Anadolu’ya atmış olan insanların, nerede ise toplumun çoğunluğunu oluşturdukları, görülür. 

Bir kez “vatan kaybetmiş” insanların, bir daha kaybetme olasılığına karşı tahammülsüzlük göstermeleri, anlaşılabilir bir kaygıdır elbette ki!

Anadolu halkının nerde ise %50’sinin zihninde, o “kayıp vatan” acısı halâ yaşamaktadır. Zira onlar, “muhacır” çocuklarıdırlar...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.